METEHAN DEMİR-MADALYONDAK GİZEM
Bu kitap, ilk bakışta klasik bir "gizemli obje geçmişe uzanan sırlar çözülmesi gereken tarihsel bir bulmaca kurgusu tașıyor gibi görünse de, içindeki detaylar bunu biraz daha kişisel. biraz daha karakter odaklı bir serüvene dönüstürüyor. Hikâyenin temelinde, karanlıkta parlayan bir altın madalyon, üzerindeki eski semboller ve bu sembollerin işaret ettigi karanlık/aydınlık çizgisi var. Bu madalyonun gelişi ile birlikte karakterlerin hayatı, sıradanlıktan hızla çıkıp araştırma, sorgulama ve geçmișle yüzleşmeye dönüşen bir akışa bürünüyor. Hikâye, gizemli bir şekilde gelen zarf ile başlıyor Zarfın içinden çıkan garip işaretli bir kâğıt ve ağır altın bir madalyon, aslında tüm maceranın fitilini ateşliyor. Burada yazar çok güzel bir şekilde "okuru merak duygusuyla içeri çekme" işini başarıyor. Zarfın kimden geldiği, neden gönderildiği, üzerindeki sembollerin hangi dile, medeniyete ait olduğu gibi sorular karakterlerle birlikte okurun da kafasında dolaşmaya başlıyor. Aslı ablanın bu madalyonla ilgili söylediği "böylesine ağır ve değerli bir obhenin gerçek altından yaptırılıp üzerine bu sembollerin slenmesinin pek mantıklı olmadığı" tespiti, aslında hikâyenin merkezindeki çatışmayı yaratıyor:
Bu madalyon gerçekten neye hizmet ediyor? Tarihsel bir işaret mi, bir uyarı mı, yoksa daha büyük bir bilmece mi: Kitap ilerledikçe, madalyonun yalnızca "eski bir obje" olmadığı, geçmiş ile geleceği birbirine bağlayan bir tür anahtar olduğu fikri güçleniyor. Sembollerin çözülmesiyle birlikte ortaya çıkan yol haritası, karakterleri karanlık bir tarihin izlerini sürmeye itiyor. Ancak hikâye sadece sembolleri çözmek üzerine kurulu değil; aynı zamanda karakterlerin kendi geçmişlerini, korkularını ve bu maceraya neden dahil olduklarını sorguladıkları içsel bir