Hikayemiz Murat'ın amcasına 'Neden sana Meczup Dede diyorlar?' demesiyle başlıyor. Sanırım birçoğunuz Meczup kelimesinin anlamını biliyordur. Yinede bilmeyenler için direk anlamı Deli, Divane olsa da altında yatan anlamı çokça farklıdır. Aşk elinden delirmiş kişi demek sanırım daha doğrudur. Yıllar sonra Murat okulundan mezun oluyor ve özel bir okulda Türkçe öğretmeni olarak işe başlıyor. Bir gün sahilde martıları beslerken fotoğrafını çeken bir kız dikkatini çekiyor ve düşüyor peşine. Arzu da aslında fotoğrafını çektiği kişiyi merak ediyor. Denk geliriz umuduyla ayni sokaklar arşınlanıyor. Kader bu ya elbet güzel şeylerin elbet bir zorluğu olacaktır. Tabiki bir debk geliş anı oluyor. Sonrasında ikilimiz birbirini tanımaya çalışıyor ve aralarında ki elle tutulur aşk artık dillerden dökülüyor. Her şey çok mu mutlu mesut görünüyor? Ya aslında anlattığım her şey gerçekmiş gibiyse..?
Ahh Murat sana kırgınım, Arzuya kızgın. Annene kırgınım, babana kızgın.. Başlarda tamam dedim ya aşkı güzel bir aşk hikayesi ile okuyacağız. Böyle nahif, centilmen bir öğretmen dilinde şiir, yüreğinde sevda daha ne olsun? Kızımız fotoğraf bölümü okuyor, güçlü, keyifli ve çokça yetenekli. Ama öyle olmadı arkadaşlar. Sayfalar aktıkça kızdım, kırıldım, öfkeden deliye döndüm ve sonlara doğru çokça anladım. Arzu'nun boşluğunu doldurma yanlışını ben affedemedim. Murat'ın annesinin bencilliğini ve buna susan babasını kabullenemedim. Düşen ama kalkmaya çalışırken birine muhtaçlık hisseden Murat'a ise sarılmak istedim. İnsanoğlu işte asla elindekiyle yetinmeyi bilmiyor. Sanırım uzun süre Murat aklıma geldikçe hüzünleneceğim. Yazdığı şiirlere ağlayacak, son cümlelerine kahrolacağım.. Yazarın yazım dilini daha önceden biliyordum lakin bu kitaptaki editör hataları malesef ki çok belirgindi. Konu