Bilimin aradığı öncelikle kesin doğrularsa mantıksal kuramları genişletme peşine düşmelidir. Bu tür bir emniyetle ilgili sorun bizi hiçbir yere götürmemesidir Einstein'ın uzay geometrisinin büyük kütleler tarafindan "büküldügü" varsayımı günün kuramları göz önüne alındığında hiç olası görünmez. Einstein haklı olsaydı o halde güneş tutulması sirasında bir yildız bir konumda, haksızsa başka bir konumda görülecekti. Bir varsayımın yanlışlanma testlerine dayanabilmesi büyük önem taşır.
Kabaca yapmamız gereken zekiliği aynı derecede zeki bir homonkulusla değil aptalca şeylerin uygun bir sekilde düzenlenmiş bir toplaşmasıyla açıklamaktır (Dennett 1978a, 1978b). Kişiye kendisiyle ilgili düşünürken kendi zekiliğinin iyi düzenlenmiş bir aptallığın sonucu olduğu fikri ebette şok edici gelebilir. Buradaki uyandırıcı hatırlatma nöronal organizasyon söz konusu olduğunda bir sistemin beynin tüm ya da birçok durumuna ve işlemine erişiminin olduğunu varsaymak için herhangi bir gerekçe olmadiğıdır.
“İyi düzenlenmiş aptallık” bilinçli deneyimi gerçekten açıklar mı?
Berkeley dıs gerçeklikteki nesnelerle ilgili tüm kavramsallaştırmalarımızın zihin tarafından sağlanan duyu verilerini düzenlemeye yönelik bir amacı olduğunu söyler.
Örneğin temporal lobdaki bazı alanları
hastanın kendinden geçmiș bir dini coşkuya kapılmasına neden olduğu üzerinden dinsel fanatikliği baskılayan bir bölgenin olduğunu söylemek mümkün olacaktır. Bu merkezlerin talimat üzerine yüz ifadeleri gösterme becerisi, konuşmada duraksamaların engellenmesi, küfür ve hakaretin bastırılması ve benzeri durumlara ilişkin merkezler olduğunu çıkarsamak Gall'in frenolojik kataloğundan farksız bir anlayışa varacaktır.
Eğer bilinç ve seçim alanımız biyolojik ve hormonel altyapı tarafından şekilleniyorsa, ama bu altyapı bir kişiyi dinsel deneyime yatkın kılmıyorsa...
Descartes aynı zamanda hakiki bilgiyi sahte bilgiden ayırt edebilecek bir yöntem oluşturmak istiyordu. Stratejisinin ilk adımı neyin kesin doğru olarak kabul edebileceğini belirlemekti.