Robin Morgan, feminist hareketin güçlü kalemlerinden biri olarak şiir, deneme ve roman türlerinde kalıcı izler bırakan bir yazar. Ancak onun öykü kitabı Paralaks, hem edebiyatseverleri hem de düşünsel derinliği arayan okurları etkileyen, türler arası geçişlerle dolu bir eser. Bu kitabı okurken, sanki her bir öyküde bambaşka bir gerçekliğe adım atıyor gibi hissettim. Adı gibi, bakış açısının değişmesiyle yeni anlam katmanları ortaya çıkıyor ve hikâyelerin bizi götürdüğü yerlerde her seferinde başka bir insan oluyoruz.
Paralaks, bir öykü kitabı olduğunu en başından hissettiriyor. Morgan, her öyküde farklı bir ses, farklı bir dünya yaratıyor ve bizi o dünyaların içine çekiyor. Ama bu öyküler birbiri ile bağlantılı aynı zamanda. Kitapta yer alan öyküler, bireyin kimlik arayışından, toplumsal rollerin sorgulanmasına, aşk ve ilişkilerin çetrefilli doğasından politik başkaldırılara kadar pek çok temayı öykülerle ilgili bir tema üzerinden işliyor. Morgan’ın dili, şiirsellikle hikâye anlatıcılığının müthiş bir birleşimi. Her cümlesinde, onun bir şair olduğunu hissediyorsunuz. Aynı zamanda öykülerin sonları, okuru bir kez daha düşündüren, hatta bazen kendimizle yüzleşmeye zorlayan türden.Bu kitabı okumamdaki en büyük etken referansının Ursula K. Le Guin olması. Le Guin Morgan’ın bu kitabıyla ilgili şu çarpıcı yorumu yapmış.
“Robin Morgan’ın öyküleri, hem zihni hem de kalbi besliyor. Bu kadar zeki, bu kadar derin ve bu kadar insanca öyküler yazabilmek, yalnızca edebiyat değil, bir mucizedir. Bu kitabı okudum çünkü bir kere okumaya başlayınca kitabı elimden bırakmak istemedim. Okumaya devam ettikçe, bırakasım gelmedi. Öyküleri ve öykülerin çerçevelerinden yaratılan karışımı çok sevdim… Nüktedanlık ve cömertlik. İşte bizim tanidigimiz Morgan.”
Le Guin’in bu sözleri, Paralaks’ı