Gururumun kalıntıları bana koşabildiğim kadar uzağa koşmamı ve asla arkama bakmamamı söylüyordu.
Ama ayaklarımı yere sağlam basan ve bakışlarımı ona kilitleyen çirkin yaralar ve yaralarla kaplı kalbimdi.....
Çok sinirliydi ve sürekli öfkeliydi.
Onu suçlayamazdım , içten içe bende öfkeliydim.
Thea ve ben aynıydık.
Kaybolmuştuk.
Kırılmıştık.
Unutulmuştuk.
Sıkışmıştık.
Ama onunla birlikteyken sıkışmış hissetmiyordum.
Çözemediğim bir şifreydi
On iki yıl,sekiz ay, üç hafta, dört gün,on iki saat ve otuz yedi dakika.
Geleceğimin patlayıp beni dizlerimin üzerinde, enkazın içinde kaybolmuş hâlde bırakmasının üzerinden o kadar zaman geçmişti.
İşte o kadar zamandır ortalarda yoktu...
Ama ben on yaşındaydım,kendimi mutsuz olarak nitelendiriyordum ve kendime nefret ettiğimi söylediğim çocuk bana güzel demişti.
Bunu görmezden gelemezdim....
Bazen konuşurduk.
Ona berbat günlerimi anlatırdım ve oda bana Kendi günlerini anlatırdı.
Acı çekerdik,berbat ebeveynlerimiz hakkında üzücü şakalar yapardık ve mahvolmuş hayatlarımızın tamamen normalmiş gibi davranırdık.
Ve birlikte olduğumuzda,onlar tamamen normaldi.
Thea ile başka biriymişim gibi davranmak zorunda değildim...