Mustafa Reşit, Edirne Kadirihanesi şeyhlerinden Ahmet Niyazi Efendi’nin oğlu olarak Edirne’de doğar. On dört yaşında gittiği İstanbul’da, gazeteciliğe merak sarar. Gazetecilik hayatına Basiret gazetesinde yazdığı fıkralarla başlamışsa da kendi çıkardığı Şark ve Envâr-ı Zekâ adlı dergilerdeki öykü, şiir ve düzyazılarıyla döneme damgasını vurur. "Ara neslin tematik anlamda ikinci nesilden aldığı bireysel eğilimler paralelinde eserlerinde ağırlıklı olarak aşk, kadınlar, ayrılık, aşk acısı gibi popüler konuları işleyen Mustafa Reşit, bu nedenle yaşadığı dönemde özellikle kadın okuyucu kitlesi tarafından ilgiyle karşılanır".1885-1889 tarihleri arasında pek çok kitap yayımlar, ancak 1918’den sonra gazete ve dergilerde yazısı görülmez. Ayrıca Adliye Teşkilatındaki görevi dolayısıyla Niğde, İzmir ve Rodos’ta bulunur, İstanbul’da da Maarif Nezaretinin çeşitli dairelerinde görevlere getirilir. Mustafa Reşit, 7 Eylül 1936 günü Beyoğlu Bekâr sokağındaki on numaralı evinde şüpheli şekilde ölü bulunur. Esrarengiz ölümü; matbuat hayatında pek yankı uyandırmamış gibi görünse de Kurun gazetesi tarafından “Şüpheli Bir Ölüm” başlığıyla gazetede ayrılan yedi satırlık bir habere taşınır.
Mustafa Reşit, 1880’lerden sonra ortaya çıkan ve Edebiyat-ı Cedide yazarları üzerinde etkileri olan “Ara Nesil” mensuplarından olan gazeteci, şair ve yazardır. Şiir ve öykülerinde kadın figürünü aşk teması içinde öne çıkarır. Daha önceki roman ve hikayelerimizde köle, halayık, cariye, odalık şeklinde ele alınan kadın figürü, Mustafa Reşit’le beraber erkekle eşit haklara sahip olan kadına dönüşmüştür. Mustafa Reşit; hikâye, roman, şiir, ders kitabı, çeviri ve antoloji olmak üzere basılı pek çok esere sahiptir. Kitap halinde on üç romanı, altı hikâye ve mensuresi, bir adet de adaptasyon olduğunu söylediği hikâyemsi mensuresi vardır. Gazeteciliğe Basiret gazetesinde küçük fıkralar yazarak başladığı bilinmektedir. Dönemde yazılan yazılara imza konmadığından, hangi yazıların ona ait olduğu bilinmemekle birlikte ilk yazısının kendi imzasını taşıdığı için Şark mecmuasındaki “Mukaddime” olduğu düşünülmektedir. Şark mecmuasından önce, İbnülemin Mahmut Kemal İnal; onun Basiret gazetesindeki yazılarında göz doldurması ve başarı göstermesi üzerine gazetenin tahrir heyetine katılarak, “bend-i mahsus”lar ve başmakaleler yazmaya başladığını kaydeder; ama kesin bir tarih vermez. Basın hayatına girmesi Şark ve Envâr-ı Zekâ adlı kendi çıkardığı dergiler sayesinde olmuştur. 34. sayısından sonra yayın hayatına veda eden Envâr-ı Zekâ mecmuası, Şark’tan daha uzun ömürlüdür. Kendi mecmualarının dışında Ceride-i Havâdis, Âsâr, Mürüvvet, Nihâl, Berk, Nevrûz, Edebiyat-ı Umûmiye Mecmûası, Gayret, Etfâl ve Musavver Ma’lûmât gibi devirlerinin önemli gazete ve mecmualarında bizzat kendi imzasıyla görünmüş; buralarda fıkra, icmal, mensure, şiir, tebrik ve sair yazılar neşretmiştir.
Ahmet Mithad etkisinde kaldığı hikaye ve romanları vardır. "Ahmet Mithad Efendi, Bir Çiçek Demeti üzerinden eski edebiyatı ve eski edebiyat taraftarlarını oldukça sert bir üslupla eleştirerek kendisinin bir yenilikçi olduğunu gösterme gereği duymuştur" (Durgun 2010:170). Bunların yanı sıra Mustafa Reşit’in ;Şükûfe-i İstiğrak (1892), Milona Marşı (1895), Muzafferiyet İçinde Mürüvvet (1897), Medfun Emeller I (1919), Medfun Emeller II (1925), Şehit Onbaşının Oğluna Vasiyeti adlı şiirlerinde ise Recaizade Mahmud Ekrem etkisi görülmektedir. Hikâye, roman ve şiir alanlarında pek çok eseri olan Mustafa Reşit'in Müntehabât-ı Cedîde, Âsâr-ı Meşâhir ve Bedâyiü'l-İnşa adlı antolojileri de vardır.