O siyah cübbeyi sırtıma geçirdiğimde, ben artık etten kemikten bir insan değilim; ben Devlet'im. Benim gözümde bireyler yoktur, sadece 'dosyalar' vardır. Ve Demir Vural dosyası, açıldığı an kapanması gereken, içinden kan sızan bir kutuydu.
Ben Metin. Yıllarımı hukukun keskin kılıcını bileyerek geçirdim. Şimdi ise o kılıcın iki tarafı da keskin; bir yüzü sanığı doğruyor, diğer yüzü ise kendi boynuma dayanmış durumda.
Gölgelerin içindeki 'Gri Takımlı Adamlar' ensemde nefes alırken, önümde iki yol var: Ya gerçeği haykırıp kendi sonumu imzalayacağım ya da büyük bir yalanı inşa edip o görkemli koltuklara tırmanacağım.
Adalet mülkün temelidir, derler. Peki ya o mülkün temeli çürümüşse? Ya o temeli sağlam tutmak için masum birinin kanıyla harç karılması gerekiyorsa?
Bazen adaleti sağlamak için, gerçeği mezara gömmek zorundasınız.