İyiliklerin tadını çıkarmanın, kötülüklerden sıyrılıp yeniden iyiye varmanın türlü yolu var. Ama o yol ne olursa olsun koşul tek:
Ayakta kalmak
Yaşamakta direnmek
Üretmekte direnmek
Günü yaşamak.
Ortaçağ'daki derebeyliklerine benzeyen siteler türedi. Kapısında güvenliği var, içinde de ufak bir alışveriş merkezi, yüzme havuzu...Bir de etrafına hendek kazıp su koyarlarsa hiçbir farkı kalmayacak derebeyliklerden. Gazetelerdeki, televizyon kanallarındaki akıl almaz site reklamlarına baktığım zaman ürküyorum. "Okulunuz da ayağınızın altında, hastaneniz burnunuzun dibinde, marketiniz yanı başınızda"...Peki insan nerede? O yok.
Hayat bir elek. Kim kalacak üstte, kim dökülüp gidecek? Kim kalacak ayakta, kim devrilecek? Kim dik duracak, kim boyun eğecek? Bir "aferin" mi kalacak geride, yoksa "keşkeler" mi?
Önce içine doğduğunuz aile belirliyor o anları; sonra yaşadığınız coğrafya, yaşadığınız zaman dilimi, sizi saran toplum...Siz tek başına sırtlarken koca bir hayatı, bazen elinizden tutuyor, bazen de tekmeyi savuruyorlar.
Hayat anlardan ibaret. İki kapıdan birini açtığınız an, iki yoldan birini seçtiğiniz an, hayatınızın nereye doğru hareket edeceğini bazen isteyerek bazen de tesadüfen seçtiğiniz an... Hepsi buluşup bir ömrün hikayesini yazıyor.