Bu kitabı okurken ilk dikkatimi çeken şey karakterlerin isimleri oldu. Çünkü romandaki iki önemli figür olan Abelard ve Gerard isimleri tesadüfen seçilmiş gibi görünmüyor. Abelard ismi güçlü, sert, soylu ve dayanıklı anlamlarına geliyor ve genellikle entelektüel, tartışmacı ve düşünür karakterlerle ilişkilendiriliyor. Ancak bu isim aynı zamanda düşünmenin büyük ölçüde baskılandığı skolastik Orta Çağ’ı da çağrıştırıyor. (En bilinen Abelard Ortaçağ'da yaşamış bir filozofmuş)Bu durum kendi içinde bir zıtlık barındırıyor: düşünceyi temsil eden bir isim ama düşünmenin yasaklandığı bir çağın içinden gelen bir isim.
Gerard ise yine Fransızca kökenli bir isim ve “mızrakla güçlü”, “cesur savaşçı”, “güçlü savaşçı” anlamlarına geliyor. Daha mücadeleci, daha dünyaya dönük bir karakteri çağrıştırıyor. Kitapta da gerçekten böyle bir karşılık görüyoruz. Abelard daha çok düşünce dünyasında dolaşan, kavramlarla yaşayan biri gibi görünürken Gerard daha deneyimsel ve dünyaya dönük bir figür olarak karşımıza çıkıyor.
Kitap boyunca düşünsel ağırlığı daha çok taşıyan kişi Abelard. Sürekli iki zıt düşünce arasında fikirlerini çarpıştıran, bunlar üzerinde düşünen ve sorgulayan biri. Gitmek mi zor, kalmak mı kolay? Yakın mı anlamlıdır yoksa uzak mı? Hayatın içindeki pek çok meseleyi hep bu tür karşıtlıklar üzerinden ele alıyor. Bu yüzden çoğu zaman düşüncelerinin içinde kaybolan bir figür gibi görünüyor.
Abelard’ın aradığı şey kendi varoluşunun anlamı değil. Yaşamına bir anlam katma çabası içinde de görünmüyor. Daha çok yaşamın kendisinin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Yaşamın neden var olduğunu, neyin gerçekten yaşam sayılabileceğini sorguluyor. Bu sorgulamalar sırasında sanki yavaş yavaş şunu fark ediyor: Meselenin özü bir sonuca ulaşmak değil, sürekli sorgulamak. Çünkü düşünmenin ve