Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol

284-813 Avrupa Hunları, Ak Hunlar, Sabirler, Avarlar, Bulgarlar, Hazarlar

Theophanes Confessor’ün Kroniğinde Türkler

Hatice Aydın

Öne Çıkan Theophanes Confessor’ün Kroniğinde Türkler Gönderileri

Öne Çıkan Theophanes Confessor’ün Kroniğinde Türkler kitaplarını, öne çıkan Theophanes Confessor’ün Kroniğinde Türkler sözleri ve alıntılarını, öne çıkan Theophanes Confessor’ün Kroniğinde Türkler yazarlarını, öne çıkan Theophanes Confessor’ün Kroniğinde Türkler yorumları ve incelemelerini 1000Kitap'ta bulabilirsiniz.
352 syf.
8/10 puan verdi
·
16 günde okudu
Türkler..
Kitabı aslında iki kısımda değerlendirebiliriz. Birinci kısım, önsöz ve kısa Türk tarihi, ikinci kısım kroniğin çevirisi. Tarih alanında benim gibi uzman olmayan veya bilgisi az olan insan için çok iyi başlangıç kitaplarından biri. Yazar kroniğinde tarihlendirmeyi, hangi Bizans imparatoru tarihinde, o imparatorun kaçıncı yılında hangi olayların yaşandığı şeklinde bir tarihlendirme yapmış. Bütün olayları, doğal olarak Bizans Devleti ekseninde tarihlendirmiş. Güçlü bir ortodoks olan Theophanes, kroniğinde belirttiği olayları tamamen taraflı bir şekilde ele alsada, ele aldığı konuların tarihte gerçekten var olduğu için ilgi çekici bir kitap olmuş. 284 ile 813 yılları arasında ki tarihi olayları anlatan kitap, Türkler, Bizanslılar, Sasaniler, Orta Asya Türk devletleri, Bulgarların devlet oluşumu, büyük Türk göç hareketleri ve Avrupa’ya yansıması gibi bir çok tarihi olayı anlatan özet bir kitaptır. Bana göre tarihe ilgi duyan ya da öğrenmek isteyen biri, bu kronikte gerçekleşen olayları tek tek inceleyip kendisine uzun bir okuma listesi çıkarabilir. Kitapta beni en çok yoran kısım dipnotlar ve özel isimlerin (şehir, unvan, kişi vb.) olduğu gibi yazılması oldu. Bunun dışında detaylı bir şekilde tarihe ilgi duyanlar için, güzel bir inceleme sıralaması sunuyor.
Theophanes Confessor’ün Kroniğinde Türkler
Theophanes Confessor’ün Kroniğinde TürklerHatice Aydın · Kronik Kitap · 202136 okunma
Önceki ve yeni gelişmeleri karşılaştırarak stratejiler geliştiren Diocletianus, impa- ratorluğun devâsâ yapısını da göz önünde bulundurarak Tetrarkhia (Dörtler Erki) sistemini oluşturmuş ve devlet yönetimini köklü bir şekilde yeniden yapılandırmış, ayrıca sivil güçle askerî gücü tamamen birbirinden ayırmıştır. Bahsedilen yeni dörtlü yönetim sistemine göre imparatorluğun doğusunda ve batısında birer augustus (imparator), bunların altında da birer sezar bulunacaktı ve augustuslar 20 yıl görevde kaldıktan sonra iktidardan çekilecek ve yerlerini sezarlara bırakacaklardı.
Sayfa 3 - 50 yıllık bunalımdan sonra 284 yılında imparatorluğa geçen Diocletianus’un yönetim sistemi değişikliğiKitabı okudu
Reklam
İstanbul’un isimlerine kısa bir bakış..
Byzantium: Bizantiyum. Bizans İmparatorluğu başkenti Konstantinopolis'in, bugünkü İstanbul'un bilinen ilk adıdır. Konstantinopolis adını alana kadar şehir bu isimle anılmıştır. "İstanbul" adının tarihî seyrine kısaca bakıldığında, Grekçe "şehirde" anlamına gelen Stambóli - Stembóli (n) - Stimbóli (n) kelimelerinden Osmanlı Türkçesi'ne Stambol şeklinde geçmiştir. Ayrıca bir halk etimolojisi olarak düşünülen ancak aslında şehri fetheden Sultan II. Mehmet tarafından yapılan "İslâm'ın bol olduğu yer" anlamındaki İslâmbol şeklindeki benzetme de bu yerin adı olarak kullanılmış hattâ XV. yüzyıl kayıtlarında da görülmüştür
“Atalarımızdan yadigâr olarak yalnızca geniş ülkeler değil, hürriyet ve istiklâl de kalmıştır. Bu kıymetli emanetlerin hafife alınması millî ihanet sayılacaktır!" Hun Hakanı Çi-çi Tanhu
Anno Mundi: Annus Mundi adı ile de bilinen, "Dünya Yılı", "Yaratılış Yılı" anlamlarını ifade eden bu takvim, Hilkat Takvimi'dir. İncil'deki bilgilerden yola çıkılarak dünyanın yaratılışına dayandırılmaktadır. Theophanes'in, kroniğinde esas aldığı bu takvim, dünyanın yaratılışından Hz. İsa'nın doğumuna kadar 5492 yıl geçtiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla Miladi ve Hilkat takvimleri arasında 5492 yıl bulunmaktadır.
922 yılında ise Bulgar ilteberi 50 Almış'ın teşebbüsleri ile Müslümanlığı resmen devlet dini olarak kabul eden İdil Bulgar Devleti, böylece "İlk Müslüman Türk Devleti" olma özelliğine sahip olmuştur.
Reklam
Hâkimiyet altına aldığın ırk tarafından asimile edilmek
İki yıllık bir mücadelenin ardın Bizans İmparatorluğu'na üstün gelen Bulgarlar, bölgede bulunan Slavlar'ı kendilerine bağlamışlar ve onların bir kısmını Bizans, bir kısmını da Avar sınırlarının gözetimi ile görevlendirmişlerdir.
Bir alıntıya bu kadar üzüleceğim aklıma gelmezdi
Dönemine damga vuran bu kararı, siyasi ve sosyal sebeplerden dolayı almış olan Boris Han, Tuna Bulgarları'nı içte ve dışta sarmalayan Hıristiyan dünyasıyla bütünleşmenin pek çok bakımdan faydalı olacağını düşünmüştür. Bu tarihten sonra eski Gök Tann dinini ve kültürünü bir kenara bırakan Tuna Bulgarları, Türklüklerini bütünüyle kaybetmişler ve Bizans-Slav kültürü çerçevesinde bir Slav unsuru haline gelmişlerdir. Türkçe "han" unvanı da Boris'in haleflerinden Symeon (Simon) (893-917) tarafından, Slav tabiri olan "çar"a çevrilmiştir. Böylece Tuna Bulgar Devleti'nde çarlık dönemi başlamıştır
Daha sonra papa Attila'ya diz çökecektir.
Rua'nın ölümü üzerine güçlü bir düşmandan kurtulduklarını düşünerek sevinen Bizanslılar, tam aksine Rua'yı gölgede bırakan Attila ile karşılaşacaktır. Rua'nın ölümü ile rahat bir nefes alacaklarını düşünen Bizanslılar, Attila'nın kuvvet ve cesaretini gördüklerinde hayal kırıklığına uğramışlardır. Müzakereler için derhal harekete geçen Attila, Margus (Günümüzde Orasje-Dobruca) şehrinde. Plinshas başkanlığındaki Bizans elçilik heyetine barış koşullarını kabul etirmiştir.Görüşmede Attila atından inmemiş, Bizanslılar da protokol gereği Hunların karşında küçük düşmemek için at üzerinde kalmışlardır. Müzakereler ve "Margus Barışı" adı ile anılacak olan bu antlaşma, taraflar atlarının üzerinde iken halkın gözleri önünde gerçekleşmiştir (434)".
Bulgarların Hristiyanlaşması
Boris, Bulgarlar arasında yayılmasını engellemek için atalarının son derece sıkı tedbirler aldığı Hıristiyanlığı devlet dini yapacak kadar benimsemiş, 864 yılında da Bulgar Devleti, dolayısıyla da Tuna Bulgar halkı resmen Hıristiyan olmuştur. Dönemine damga vuran bu kararı, siyasî ve sosyal sebeplerden dolayı almış olan Boris Han, Tuna Bulgarları'nı içte ve dışta sarmalayan Hıristiyan dünyasıyla bütünleşmenin pek çok bakımdan faydalı olacağını düşünmüştür. Bu tarihten sonra eski Gök Tanrı dinini ve kültürünü bir kenara bırakan Tuna Bulgarları, Türklüklerini bütünüyle kaybetmişler ve Bizans-Slav kültürü çerçevesinde bir Slav unsuru haline gelmişlerdir.
75 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.