"... Herkes ağlayıp çığlıklar atarken onun sadece sigara içmesi, annesinin odadan şelmesine sarınıp yanına gelecek diye bekleyişi, kafasını o yumuşacık göğsüne bastırıp nisanda yağmurdan sonra mahalleyi saran toprak kokusuna benzeyen kokusunu içine çekeceği düşüncesi, annesini o çekmeceden çıkartıp gasilhaneye elleriyle götürüşü, buz gibi alnına son öpücüğü konduruşu, tabutuna bakarak cenaze namazı kılması ve nihayet mezara annesini elleriyle indirip şişmiş yüreği ve ağlayamayan gözleriyle acıdan gücü kalmayan ellerine tutuşturulan kürekle mezara toprak atıp nihayet annesinin öldüğünü kabullenmesi, her şey, bu acı onu terk etti ama o hastane kokusu terk etmedi çocuğu; ne zaman bir hastane görse o koku sardı sarmaladı çocuğun benliğini.”