Yalnız Gezerin Düşleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
20,8bin
Gösterim
Adı:
Yalnız Gezerin Düşleri
Sayfa sayısı:
111
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Etap Yayınevi
152 syf.
·3 günde·9/10
Bir zamanlar insanlar dışarıda yürürken dahi düşünebiliyordu. Rousseau gibi. Düşünmekten kastım derin düşüncelere dalmaktır; kendini ve insanları sorgulamak gibi meşakkatli zihinsel çaba gerektiren düşüncelerden bahsediyorum. Bunu şimdi yaptığınızı düşünsenize, kendinizi sorguladığınız anlardan birinde bir arabanın altında kalmanız hiç de şaşırtıcı bir durum olmazdı. Arabaların ve insanların gürültüsünden düşünebilecek misiniz bakalım bir kere? İncelemeye neden bu konudan başladım bilmiyorum, günümüz dünyasında içinde bulunduğumuz 'imkanlar içindeki imkansızlıkları' bir kez daha dile getirmek istedim belki de. Toplumsal düzende en azından zihinsel manada zinde kalmak için imkanlar mevcut bir bakıma. Ama baktığınız zaman bu imkanlar yalnızca, 'imkanlar' dahilinde kalıyor. Mesela bir çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmadığınız sürece kütüphaneler inşa etmenin bir mantığı yoktur, değil mi?

Rousseau'nun diline, üslubuna hayran kaldığım bu eserinde birçok konuya değinilmiş. On adet gezintiden (gezintilerde düşlenen konular) oluşan eserde Rousseau, gerek çocukluğuna gidiyor, gerekse de yaşadığı dönemdeki sözde aydınların hatalarından söz ediyor. Bu eser Rousseau'nun okuduğum ilk eseri olduğundan kafamda oluşan Rousseau profilinin kesinliği yoktur, ben sadece bu kitaptan anladıklarımı aktarmaya çalışıyorum. Rousseau bu eserinde bolca yalnızlık temasını işlemiş. Yalnızca işlemekle kalmamış kendi tecrübelerinden anlatmış bize yalnızlığı. Toplumumuzda bugün dahi insanların sıkıntılarının neredeyse tümü, insanların birbirlerini aşırı bir derecede ciddiye almalarından kaynaklanmakta bana göre. Birinin bizim hakkımızda dediği şeyleri o denli kafamıza takıyoruz ki, bunları mutlak gerçekler olarak kabul eder hale geliyoruz. İşte bunun gereksizliğinden bahsediyor Rousseau.

"Benim için yeryüzündeki her şey bitti." diyor. O dönemlerde Fransa'da tanınmış hale gelen Rousseau hakkında ileri geri konuşan öyle çok insan var ki, Rousseau, onlardan kurtulmanın tek yolunun onları görmemek olduğunu keşfediyor. Umut etmenin gereksiz olduğunu savunuyor Rousseau. Salt bir umuttan bahsetmiyor. Bizim insanlar için girdiğimiz umutlardan söz ediyor. Onların dediklerini ciddiye aldığımızdan dolayı, kendimizi onlara beğendirmeye çalışmamızın dünyanın en gereksiz uğraşı olduğunu belirten Rousseau, çeşitli yöntemlerle onlardan nasıl kurtulduğunu samimi bir dille anlatıyor. Rousseau'nun dilinden söz açılmışken bahsetmek istiyorum: Rousseau'nun öyle bir dili var ki onda okura kendini sunma duygusu, bu duygudan gelen çekince dahi yer etmemiş. Dolayısıyla öylesine bir açık dille size kendinden bahsediyor ki, elinizde olmadan Rousseau'ya güveniyor, onu seviyorsunuz. Rousseau kendi duygularını körleştirerek çevresindeki sorunlardan kurtulduğunu, hatta zaman zaman ormana, dağlara kaçıp kendini dinlediğini anlatıyor.

Bu eser bir 'öz-denemeler' gibidir. Zaten bunu Rousseau kendi de ifade eder: "Monteigne'le aynı işi yapıyor olsam da, amacım onunkinden farklı. Zira o Denemeler'ini salt başkaları için yazmışken, ben Düşlerim'i yalnızca kendim için yazıyorum." İnsanın mutluluğu kendi içinde de araması gerektiğinin, mutlu olmayı bilen birini hiçbir etkenin mutsuz edemeyeceğinin de altını çizen yazar bunları kendisi de deneyimlemiştir. Kişisel bir reform yapmamız gerektiğini söyleyen Rousseau'nun düşlerinden onlarca ders çıkartılabilir bana göre. Kimi bölümlerde felsefi konuları da irdeleyen Rousseau, yalan-doğru ilişkisini inceliyor. Söylenen şeyin yalan olarak değerlendirebilmesi için menfaat uğruna ve zarar vermek için söylenmiş olması gerektiğini savunuyor. Buna göre, menfaat gözetmeksizin ve zarar vermeden yalan söylemek bir tür kurmacadır ona göre; yalan söylemek değildir. Asıl 'doğru' insanın kendi menfaatleri söz konusu olduğunda dahi dürüst olabilen kişidir ona göre.

Bir bakıma Rousseau'nun bu eseri bir uyanışı barındırıyor içinde.. Rousseau'nun insanlar üzerine vardığı yeni kararlar kendi açısından huzur bulmasına yaramakla kalmıyor bizlere de yol gösteriyor. Nefretin insanların gözünü nasıl kör ettiğini çok güzel bir şekilde yansıtmış. Buna göre, insanlar bir kişiden nefret etmek istiyorsa, ona nefret edilmeyi gerektirecek (onlara göre) olguları zaten yüklemiş, onu şekilden şekile sokmuş olurlar. Bu, Rousseau'ya göre bir körlüktür. Ve bana göre şu da vardır ki; kör insanlar en tehlikeli insanlardır. Bu kör insanlar çoğu gören kişiden iyi gördüklerini iddia ederler, bu da en tehlikeli şeydir. Tıpkı bencil bir insanın kendini en bilgili insan olarak görmesi gibi bu kör insanlar da kendilerinin en iyi gözlere sahip olduklarını iddia ederler. Ama o kör insanların 'iyi gören' gözlerinden de kaçabilmiştir Rousseau; "... ama sinirlenmeden onlara tahammül etmeyi öğrendiğimden beri üzerimdeki güçlerini kaybettiler." şeklinde ifade ederek bunu da anlatır.

Rousseau'nun döneminde de belki bu tür insanlar çoktu, bana göre günümüzde daha da çok. 'Gören körler'. Özellikle imkanların çoğaldığı günümüzde, insanlık bunu, yani imkanları elleriyle ittiği, ondan tam zıt yöne gittiği için belki de bu normal bir durum. İmkanlar arttıkça körlük derecesi de artıyor kanımca. Herhangi bir insana çok kolay ulaşabiliyoruz internet sayesinde, fakat bu kolaylık bizi belki de yanıltıyor; körleştiriyor. Kolaylık aldatıyor bizleri; insanları da kolayca kefelere yerleştiriyoruz hemen. Buna devam ettikçe, daha da kör oluyoruz her geçen gün, bir bakış açımız daha kararıyor, halbuki bakış açısı dediğimiz şey en değerli yetilerimizden biri değil midir? Umarım insanlık olarak bu körleşmeye bir son verebiliriz. Rousseau gibi...
184 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Başlamadan önce kitabın başlangıç ve sonuna :

https://ibb.co/enFZAf

Uygun olarak tabiki bunu dinleyerek başlayalım:

https://youtu.be/Z1_T7D8rGOc

Ne diyorduk? Hiçbir şey demiyorduk. Kalıveriyorduk...

İnsanlar tarafından hor görülmek midir? Başta öyle sanabiliriz, bilirim, bildim, dım... Ancak ilerledikçe, akan bir ırmağın kaynağından çıkıp, ne var ne yok alarak koskoca bir denize dökülmesi gibi... Korkunç görünüp de aslında olması gereken bir durum. Bunun üzerine daha konuşacaktım. Kiminle mi? Rousseau ile hatta aslında kendimle.

Umut... Umut başkalarının bıraktığı bir şey ise, onların egemenliğindesin demektir. Oyuncak gibi oynayıp türlü iftiralar ile bu insanlar onu beni seni iplerle kendilerine bağlayıp ordan oraya savuruyorlar... Bu insanlar dediğimiz el kısmısı. Bu tüm el çevrendeki aile, arkadaş, dost ne var ne yok hepsi. Ancak umut ışığını söndürüp beklentiyi yok edebilirsen (evet bunu yapmış) işte o zaman "umrumda değilsiniz ne haliniz varsa görün" ü samimi ve içten, gerçeklikle söylersin kendi benliğine... Umudun ve huzurun kendi içimizde olduğuna inanırsak bunu kabul edersek zaten bunu söylemeye bile gerek kalmaz.

Her şeyden sıyrılmak öyle kolay değildi tabiki. Ben bu aşamadayım daha, yolum çok uzun. Karamsarlık ve hiçlik duygusuna hapsolmuş vaziyetteydim. Belki de hala öyleyim. Bunu şu an kestiremiyorum. Yaşayarak göreceğim. Farkında olduğum birçok şey var; ancak o birçok şey ile yüzleşmeyi yavaş yavaş yapmaya özen gösteriyorum. Biliyorum ki bir anda olursa beni yıkacak.
Gerçek mutluluk bende...
Senin içinse sende...
Onun içinse onda...
Başka yerlerde aramaya devam ettikçe mutsuzluğa mahkumiyet kaçınılmaz son!

İnsanlardan soğudukça kendimizi onlardan soyutlarız ve onların bize kötülük yaptığını, "Ah ne yalnızım!" diyerek ağlamalarımızı hep başkalarına yüklemeye çalışırız. Halbuki tüm bu diğer insanlar bize en büyük faydayı sağlarlar: gerçekten mutluluğu bulmamızın yolunu göstererek.


Elbette ki mutlulukla birlikte acı denen kavram da eşlik eder yaşamımıza.
Yavaş yavaş endişeler daha az dokunmaya başlar ruhumuza. Bununla birlikte bizi üzen eski dostlar yahut ona benzer insanlar artık gözümüze acınacak bir haldeymiş gibi görünür. Ancak onlardan nefret edemezdim. Nefret edebilmek için kendimi sevmemek gereklidir diyor yazar bir yerde ve nefretin, varlığı sınırlandırıp küçültmekten başka bir işe yaramadığını anlatıyor. Üzerinde düşününce; ben nefret duygusu ile öfkeyi birbirine karıştırmışım. Zaten karmakarışık olan bilincim, sonunda bir açıklığın daha farkına vararak huzurla doluyor.
Üstelik günden güne özgürleştiğimi de farketmiş bulunuyorum:

" Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna asla inanmadım, özgürlük daha çok, yapmak istemediğini yapmamaktır." (Sayfa 110)

Lanet sorumluluklar dışında özgürüm!

Buraya kadar mı? Asla! Öyle çok şey var ki anlatılması gereken ancak kelimelere dökemediğim...
Derinliklerde kalmış öyle çok şey var ki bahsedilemeyecek insanlar ile ilgili. Bahsedilmiş olsa eğer bu benden olanlar olur.
Bunlar kitapta mı var yoksa bende mi? Buna ancak siz karar verebilirsiniz. Benim size bir şeyler anlatmamın size faydası olmaz zararı olur. İnsan kendine yetebilmek zorunda. Kendine insan olmayı... Zaten insan sadece kendisi için insandır. Kendi dışındakiler için ise bir vahşi...
Mutluluk ve acının beraberinde huzuru hissetmek en güzelidir.
Duygular ile düşünceler arasındaki bağ güçlü de olsa dengeyi bulmak önemlidir.

Her neyse şu an aşırı zırvalamış da olabilirim. Fizyolojik olarak hasta da olsam ruhum dinç ve ayakta. Önemli olan ayrı tutabilmek bedeni ve ruhu....

Her daim huzurla...
  • Aşkın Metafiziği
    7.5/10 (1.451 Oy)1.410 beğeni5,7bin okunma8bin alıntı52,2bin gösterim
  • Prens
    8.1/10 (1.734 Oy)1.564 beğeni6,1bin okunma6,7bin alıntı49,1bin gösterim
  • İlahi Komedya
    8.6/10 (777 Oy)959 beğeni2.795 okunma5,9bin alıntı46,8bin gösterim
  • Burukluk
    8.4/10 (242 Oy)273 beğeni855 okunma7,5bin alıntı8,4bin gösterim
  • Hayatın Anlamı
    7.8/10 (256 Oy)241 beğeni1.044 okunma1.770 alıntı12,7bin gösterim
  • Candide
    8.0/10 (662 Oy)525 beğeni1.884 okunma2.247 alıntı19,1bin gösterim
  • Şeytan
    8.3/10 (364 Oy)312 beğeni1.336 okunma1.160 alıntı10,8bin gösterim
  • Kötülük Çiçekleri
    8.4/10 (232 Oy)246 beğeni824 okunma2.712 alıntı16,1bin gösterim
  • Kreutzer Sonat
    8.2/10 (1.237 Oy)995 beğeni3.572 okunma5,1bin alıntı21,5bin gösterim
  • Kaos'un Kutsal Kitabı
    8.2/10 (313 Oy)313 beğeni850 okunma4.563 alıntı14,4bin gösterim
128 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Rehberliğini hayatım boyunca hissedeceğim, iz bırakan bir kitaptı.

"...İşte, yeryüzünde yalnızım; kendimle baş başayım; artık ne kardeşim var, ne bir benzerim, ne dostum ne de ait olduğum bir toplum. İnsanların en şefkatlisi, en cana yakını, bu insanlar arasından sözbirliği ile dışlandı. Bunlar, olanca kinleriyle hassas ruhuma hangi azabın daha çok dokunabileceğini araştırıp beni kendilerine bağlayan bağları kesip attılar. Onları istemedikleri halde sevebilecektim. Sevgimden ancak insan olmaktan çıkma yoluyla kurtuldular. Mademki öyle istediler, şimdi benim için yabancı, meçhul ve hiçtirler!"
168 syf.
Hala kişisel gelişim kitapları okuyor musunuz?
Bir kitabın insanı değiştireceğine inanıyor musunuz?

Şimdi ilk sorunun cevabı muhtemelen evet, ikinci sorunun cevabı da açık yüreklilikle hatta içten gelen koca bir evet.

Niye okuyorsunuz? Bu tür kitaplar insanı nasıl değiştirebilir ya da ne sunabilir. Hiçbir şey! 'Yahu kardeşim zaten okuma oranının az olduğu bir ülkede insanların ne okuduğuna karışmayın bari!' Yahu okumak nedir önce orada bir anlaşalım. Bu soruyu sesli bir şekilde soralım kendimize. Bir kitap seni kaldırıp yerden yere vurmuyorsa, içine şüphe tohumu ekmiyorsa, yerine koyduğunda sana acı vermiyorsa, ya da yarınına etki etmiyorsa, düşünce dünyana etkisel tepkimeler sağlamıyorsa ne diye kitap okursun? Sal gitsin!

Her insan istediğini yapmakta özgür. Tabii bir yere kadar. Bir yazar oturur 'e' harfini kullanmadan kitap yazar, bir insan istediği kitabı okur. Burada bir farkındalık yaratma peşindeyim. Ne için? Çünkü harika bir kitap okudum. İçimde yukarıda saydığım maddelerden birkaçını salgılayabildim. Sizi de severim, aynı muhitin çocuklarıyız, salgılanmaya muhtaç olduğumuz şey kitapların damarlarında gezen bilgidir.

Bir insan nasıl değişebilir?
*Şehre bir yabancı gelir,
*Dost Kitapevi'ne gidilir,
*Kitapyurduna girip sipariş verir,
*Bin nasihattan değerli bir müsibeti olur,
*Hayal kurar
*Sever

İnsan kişisel olarak gelişmez, insan önce değişir, sonra değiştikçe gelişir. Hiçbir gelişim yoktur ki aynılıkla mümkün olsun. Her gelişimin ruhunda bir değişim vardır. Vücudunda gezen kan bile sirkülasyona uğramadığı müddetçe seni zehirler. Değişim, insanın makyajıdır. Ancak kalıcı olması ve kendi kendine bir standardı olması gereken bir makyaj. Yüzünü yıkadığında çıkardığın bir maske değil. Atalet denilen lanetin yenilmesi gerek dostum. Hem de şimdi. ''Ama kardeşim CORONA var.'' Olsun, dün de domuz gribi vardı, SARS vardı, kolera vardı. Bunlar gelip geçer, ancak kalıcı olan içinde gezen hareketsizlik virüsüdür. Öldürmez ama yaşattığı da söylenemez. Tüm değişimlere karşı bağışıklık kazanmış gibiyiz. Yalnızca tembellik hakkımız var. Ona karşı derin bir sahiplenme duygusu içindeyiz.

''Peki kardeşim ne yapabilirim? lafı uzatma!'' Haklısın, lafı uzattığımın farkındayım. O sebeple konuya gireyim. Mesela ilk olarak Rousseau'nun iş bu kitabını almalısın. Alamıyorsun, biliyorum. Çünkü bir kitabın eline ulaşması epey zaman alıyor. O zaman pdf oku! Nakkal Yayıncılık, Bordo Siyah fark etmez. Netten bulman mümkün. Bazı tecrübeleri edinemeyecek kadar kısa bir hayat yaşıyoruz. Ortalama 70 yıllık ömre sığdırdığımız 7 etkin yıla sahibiz. Bunu ben söylemiyorum, Rousseau söylüyor. Söyledikleri derin bir tecrübenin ürünü.

Kitap bir yığın itiraftan ibaret. İtirafların adamı diyorum ben Rousseau'ya, ilk değil son değil bu kitap :) Yanılmışlıklar, pişmanlıklar, ne yapmalı'nın virtüözü sanki (kitap) Kişi kendi özyaşamını daha sanatsal nasıl anlatabilir. Sanatsal denince ''felsefe dili'' olarak bilinen beynin hemen akledemediği cümleler aklınıza gelmesin. Aslında çıplak bir anlatım, olabildiğince sade. Okurken sayfa aralarında, o şifalı cümlelerin içinde kendinizi bulma telaşının yanısıra edebi bir tat da söz konusu. Felsefi soruşturmalar, anlam arayışları, yaklaşan vade, doğayı duyumsama, iyi ve kötünün çemberinden geçmiş vs vs. bir insan var karşınızda. Burada yanlamaya, yalana kesinlikle yer yok.

''İşte, yeryüzünde yalnızım; kendimle baş başayım; artık ne kardeşim var, ne benzerim, ne de dostum.'' böyle başlayan bir kitabın sizi yanıltma imkanı pek yok gibi. Bu kitapta melankolik haz diyebileceğim, sadece gerçek okurların (manyakların) anlayabileceği bir hava var. Kendi hayatı üzerinden ne kadar ders verebilirse onu içten, pazarlıksız veriyor.

Kitapla ilgili hatta Rousseau'nun hayatı ile ilgili getirebileceğim eleştirilerin başında tekrarlar geliyor. Ancak bu anlaşılabilir. Bizim hayatımızda tekrarlardan oluşuyor sonuçta ve burada bir özyaşam söz konusu. Anlayamadığım kısım ve beni çok şaşırtan kısım ise evlatlarını yetiştirme yurduna vermesi ve ona getirdiği gereksiz, anlamsız gerekçelendirmeler. Ardından da çocuk sevgisine olan hasretini dışarıda aramalar. Hani önce saçmalarsın da sonra saçmalıklarını bir tartıya koyabilmek adına iyice sıvarsın. İşte buydu hissettiğim.

Bu bahsettiğim durum dışında leziz bir kitap okudum. Kendime sorgulamalar ısmarladım, düşünceler ısıttım. Kabuğunda çıkmayı bekleyen planları tasarladım. Bir aslan burcu olarak 'kır zincirlerini gel aşka kanalım seninle' diyorum aklıma. Lütfen siz de bu kitaba bir şans verin arkadaşlar. Pişman olmayacaksınız. Keyifli okumalar.

Olmazsa olmaz Abel : https://www.youtube.com/watch?v=wSZgwdmomMo
184 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Yazar yalnızlığı kendi kaleminden ve herkesin icinde olan bu derdi dışarı vurmuş. Anlatımı muhtesem bir eser. Akıcı ve her insanı iç dünyasına yolculuk yaptıracak 10 geziden olusuyor.
Kitabın içeriğini cesitli yazar ve ünlülerin yanlızlık anlayışlarıyla anlatmaya çalıştım

Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum oluyorsun."

Aldous Huxley 

Farklı ve ünlü bir yazarın insanlardan kaçısıydi yanlızlık Jean-Jacques Rousseau farklıydı diğer insanların iki yüzlülüğünden sıkılmıştı ve parası yoktu o derecedeki (Emile'nin) yazarı çocuklarını yurda vermisti. Ve itiraflarımda söylediği gibi birde karısını sevmiyordu. Yolu yalnızlığa düştü ve ilk gezisine şu sözlerle başladı
İşte, yeryüzünde yalnızım; kendimle baş başayım; artık ne kardeşim var, ne benzerim, ne de dostum. İnsanların en seveceni, en cana yakını, bu insanlar arasından söz birliğiyle çıkarıldı. Bunlar, düşmanlıklarını hainliğin son sınırına götürerek, duyarlı ruhuma hangi üzüntünün daha çok dokunabileceğini araştırdılar ve beni kendileriyle birleştiren bağların hepsini kesip attılar. Kendileri istemeseler de, onları sevebilecektim; sevgimden ancak insan olmaktan çıkmak yoluyla kurtuldular. Öyle istediklerine göre, şimdi benim için yabancı, adı sanı bilinmeyen insanlar onlar; birer hiçler! Ama, onlardan ve her şeyden sıyrılmış bulunan ben neyim? Bana bunu araştırmak kalıyor. Ne çare ki, önce benim durumuma bir bakmak gerek; sözü benzerlerimden kendime aktarmak için de gerekli bu.

"İçi insanlarla dolu büyük evler var karşıda, gene de tek odada bir başına olmak, bir evde yalnız yaşamak, yaşamın en önemli yanı, daha doğrusu: Kimi zaman yalnız kalabilmek mutluluğun ilk koşulu."

Franz Kafka 

Jean-Jacques Rousseau Kafka gibi düşünmeye başlamıştı ve yalnızlık içinde düşündüklerini yazıyordu. Insan yalnız kalınca geçmişe bakar sadece.


"Bir Parti üyesinin ilke olarak hiç boş vaktinin olmaması ve yatak dışında hiç yalnız kalmaması gerekiyordu. Çalışmak, yemek yemek ya da uyumak dışında kalan zamanlarda mutlaka ortaklaşa bir etkinliğe katılmalıydı: Yalnızlıktan keyif aldığını gösteren herhangi bir şey yapması, dahası kendi başına yürüyüşe çıkması bile her zaman biraz tehlikeli olabilirdi."

George Orwell

Eskiden bir partinin üyesi olmasada Kraliçeye yakındı fakat bu yakınlıktan çok şey kaybetmisti.


Sevmek, insanı yalnızlaştırıyor."

Virginia Woolf 
Gerçek anlamda sevmiş miydi Jean-Jacques Rousseau ömründe en katı kalpli insanlar bile sevmiştir fakat bu Jean-Jacques Rousseau bu yalnızlık sebebi olamazdi.

Tıpkı bir kasırganın merkezindeki sakin bölge gibi durgun ve bomboştum, çevremdeki karmaşanın içinde yuvarlanıp gidiyordum."

Sylvia Plath 
Jean-Jacques Rousseau yuvarlanıp gidiyordu kasırgalar yaratan beyninin içindeki dusuncelerde.

"Yazdıklarımı okurken hoş bir duyguya kapılmayacaksınız eminim, hepimiz daracık dünyalarımızda insanlardan kopuk yaşıyoruz çünkü. Gerçek hayata öylesini yabancılaşmışız ki, adını bile duymak istemeyiz. Peki ama neden bazen olmadık, aptalca arzular peşinde koştururuz? Sebebini biz bile bilmiyoruz. Üstelik, bu olmadık isteklerimiz gerçekleştiğinde en çok zararı görecek olan da biziz. Deneyin isterseniz, içimizden birinin bağlarını çözüp, esaretini kaldırınız, emin olun, o yine esaret altına girmek isteyecektir. Bu yazdıklarımı okuduğunuzda kızgınlıktan ayaklarınızı yere vuracak ve: "Siz, kendi rezil hayatınızdan, kendi yeraltınızdan bahsedin!" diye bağıracaksınız. Hepinizi bu işin içine katarak kendimi kurtarmaya çalışmıyorum. Ben, sizlerin korkaklığınıza "ölçülü davranış" kılıfını geçirip, yarım bıraktığınız her şeyi sonuna kadar götürdüm. Hayatın gerçeklikleri ile sizden daha fazla yüz yüze geldim ben.
Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğumuzu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı ve hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız. Neyi sevip nede nefret ettiğimizi bilemeyeceğiz. Etiyle, kemiğiyle gerçek birer insan olmak o kadar zor ki..."

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski 

Yalnız kalınca Jean-Jacques Rousseau farkına varmıştı insan olmanın ve hatalarının ama bu hataları telafisinin artık imkansız olduğu düşüncesindeydi.

"Gerçeği söylemek gerekirse, insanlar yalnızlık denen şeyin aslında ne olduğunu, nereye varabileceğini pek bilmiyorlar. Her yığına, içinde dostluk var gözüyle bakılmamalı; insanların yüzleri bir resim galerisinden öteye bir anlam taşımayabilir, konuşmalar da bir zilin çınlaması gibi olabilir."

Francis Bacon 

Artık yığın olarak baktığı insanlarda dostluk aramıyordu Jean-Jacques Rousseau.

"Eğer kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak, inzivaya karşı kalkan olarak başka birini kullanırız."

Irvin D. Yalom 

Yalnızlığın kucağına sığınmıştı Nietzsche Ağladığında kitabında Yalom'un dediği gibi Jean-Jacques Rousseau

"Yalnızsın. Yalnız bir adam gibi yürümeyi, aylak aylak dolaşmayı, sürtmeyi, bakmadan görmeyi, görmeden bakmayı öğreniyorsun. Saydamlığı, hareketsizliği, varolmayışı öğreniyorsun. Bir gölge olmayı ve insanlara sanki hepsi birer taşmış gibi bakmayı öğreniyorsun..."

Georges Perec
Yalnızlık ile uyanan Perec gibi uyanmaya başlamıştı Jean-Jacques Rousseau.

"Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Kişi ancak yalnız olduğunda özgürdür çünkü."

Arthur Schopenhauer 
Yalnızlığı sevmek zorunda kalmıştı ama bu sayede özgürlüğü tatmış Jean-Jacques Rousseau

Yalnızlığımın yalnız bana zararı dokundu.
Oğuz Atay

Bir şeyin farkına varmıştı yalnızlığın ona zarar vermeye başladığının her seyin fazlası zarardır özgürlüğün bile. Ama geri dönmekte istemiyordu.

Yalnızlığa son noktayı meriç ile koyalım.
O kadar yalnızdım ki karanlıklardan iblis’in eli uzansa minnetle sıkardım.
Cemil Meriç
143 syf.
·2 günde
Yıllar önce, o an yaşadığın duygularla, yaşadığın olayların etkisiyle, var olduğun toplumla ilgili yazdığın bir kitap yıllar sonra bu kitabı okuyanların hayatlarıyla hemen hemen aynı olabiliyor. Bunu yakalamak çok ilginç bir his... 2020 yılında bile yakaladığını görse tekrar depresyona girerdi eminim.
Bazı sayfalarda aşırı karamsarlıktan içime iki üç adet öküz oturdu, bundan ötürü 1-2 saatte bitireceğim kitap 2 güne sarktı.
Pişman değilim.
• Tavsiye edebilirim.

(Keşke arkadaş olsaydık...)
184 syf.
·7 günde
18.yy Fransız yazar ve düşünürlerinden Jean - Jacques Rousseau, 'Yalnız Gezenin Düşleri' nde kendi söylemiyle  'İtiraflarım' a ek olarak düşünerek kaleme almış. 10 geziden oluşan karamalar; hayatının son döneminde gezerken aklına gelen ' düzensiz düşünce ve düşlemlerinden oluşan bir anı defteri' niteliğinde. (syf. 6)

     Bu düşlemlerini Montaigne 'nin aksine kendi için kaleme aldığını dile getiren J. J. Rousseau bu konuda düşüncelerini:
" Daha yaşlanıp göçmem yakınlaştığında, umduğum gibi bulunduğum durumda kalmışsam, onları okumak bana yazmaktan aldığım zevki anımsatacak ve geçmiş zamanı canlandırmakla ömrümü iki katına çıkaracaktır." şeklinde dile getirmiştir. (syf. 7)

Kitabı yazdığı sıralarda 67 yaşında (syf. 94) olan J. J. Rousseau; yaptığı gezintilerde kendi iç dünyasına ziyaretlerde bulunur, maddi ve manevi durumunu sorgular. Kendi dünyasıyla hesaplaşmasını, yer yer geçmişe yolculuğunu, insanlarla arasına mesafe koymasının nedenlerini, içinde bulunduğu derin yalnızlıktan duyduğu hoşnutluğu, kendisini doğaya ve bitki bilimine adayarak bulduğu huzuru dile getirir.

" Bu doğaya dönüş, Vedat Günyol’un da belirttiği üzere “Rousseau’nun istediği insanın medeniyetten uzaklaşıp tabiata dönmesi değil, tabiatın ona verdiği meziyetlere dönmesidir; eğreti halleri bırakıp tabiiliği benimsemesidir.”
( Vedat Günyol, 1979, Ünlü Kişiler; Jean-Jacques Rousseau)

* " Bu kitabı baştan sona ayrıntılı ve özenli bir biçimde incelediğimizde, yaşamda mutlu olmaya çalışan ama ona her yaklaştığında, önünde aşması gerekli uçurumlar, içine düşmesi olası çukurlar bulan, çağına, çağdaşlarına ters düşmüş
'yalnız' bir insanın kendi içine akıttığı ve ancak sanat yoluyla başkalarına duyurmaya çabaladığı hıçkırığını duyarız."

" Yalnız Gezenin Düşleri denince hemen aklımıza gelen “farniente” (hiçbir şey yapmama) aslında anlamının tersine bu yapıtta, hiçbir şey yapmamak anlamına gelmediğini, aylak ve tembel bir yalnız gezerin, ruhuna uygun, kendisine zevk ve mutluluk veren uğraşlarla ilgilenmek anlamını içerdiğini
söylemeliyiz. Jean Grenier’nin (1972: 24) yorumuna göre ise “farniente” bitkilerle ilgilenmeye dayalı masum bir uğraştır.
" Rousseau’nun “mükemmel ve tam bir mutluluğa” eriştiğini söylediği an, zamansal kuşatılmışlığın yıkıldığı, geçmiş, şimdiki an ve gelecek çatışkısının sona erdiği, şimdiki anın, geleceğe yönelik tedirginlikleri de savuşturarak geçmiş zamanda eritildiği bir andır. "
( Rousseau'nun “Yalnız Gezenin Düşleri ”nde Mutluluk Arayışı, Şevket Kadıoğlu, syf. 184 - 201)

Anlatım dili her ne kadar ağır, uzayıp giden cümlelerden oluşsa da kitabı okudukça binevi kendi ruhunuzun da çözümleşinizi hissediyorsunuz. Rousseau kitabı; 'yazmaktan aldığı zevki anımsamak ve ömrünün sonuna doğru geçmişini canlandırmak için yazdığını' söylese de yalnızlık, kendisiyle baş başa kalma ve toplumdan uzaklaşma istemleri bugün de belki birçoğumuzun istekleriyle, düşlemleriyle aynı doğrultuda. Bu yüzden satırları okudukça kendi ruhumuzdan bir şeyler buluyoruz. Rousseau' nun yaşamının sonuna doğru kendine içine ve doğaya çekilerek bulduğu mutluluğu, bir gün biz de kendi içimizde aramamız ve bulmamız dileğiyle..
192 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Sakın ve dikkatli okunması gereken bir kitap. Yazar kendi hayatından tecrübe edindiği meseleleri derin incelikle ele almış. Düşündürücü tespitleri var, şahsen beğendim.

Fransız düşünce dünyasında önemli yeri olan ROUSSEAU'un bu kısa kitabı okunmaya değer.
143 syf.
·3 günde·10/10
Bu kitap hakkında aldığım günden beri bir inceleme yazmayı düşündüm. Nasıl başlasam, nereden başlasam bilemiyorum. Öncelikle hangi güzel sıfatın bu kitabı övmeye ve bendeki tesirini anlatmaya yeterli geleceğini düşünüyor ve bunu izahate yetecek herhangi bir sıfat bulamıyorum. Kitap hiç bitmesin istedim. Defalarca okuyabilirim. Rousseau'nun insanlar ve hayat üzerine düşüncelerini, yaşadıklarından kendisine çıkardığı dersleri içeren ve bunları adeta kendisine ve insanlığa bir not olarak düştüğü bu kitapta, hayal kırıklığına uğramış, bütün güzel duyguları ve iyi niyeti defalarca suistimal edilmiş bir adamın gözünden bakıyorsunuz hayata. Bu öyle bir adam ki, artık insanlar onda kin duygusunu ve intikam alma isteğini bile bırakmamışlar. Hemen her cümlesinin altını çizdiğim bu kitap, benim başucu kitabım oldu. Bu kadar geç keşfettiğim için kendime kızmakla birlikte böyle güzel bir kitabı en nihayetinde keşfettiğim için de büyük mutluluk duyuyorum.
184 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bitmesini istemediğiniz bir film ,bir gün bir tatil gibi..hiç istemedim bitmesini dedirten nadir kitaplardan oldu aklımda ve kalbime derin etkisi ile zaman zaman yine gireceğim sayfalarına ..

Mutsuzluk,ve kaybolan değerler ..sonrası yalnızlığa çekilmek isteriz çoğu zaman
alın işte öyle bir serüven bu kitap ,.çokça kendinizi bulacaksınız


Şöyle bir şey düşünün ki;herkesin de aklındadır bir sahil kasabası ve yazmak okumak düşünmek gezmek vs vs .kitaba başlarken o ülkeden o ülkeye gişeden büyük düşünür kendini dinlemeye ve kendisine yapılan ağır eleştiriler ile düşünen üstat ,çok güzel bir yalınlıkla hayatın yani hepimizi rahatsız eden samimiyetsiz ,yalandan nefret eden aklında hep ahlak bilgeliği ile erdemli insanın nasıl olduğunu yaşatan bir kitap ..ince bir kitap ama bitmesin isteyeceğiniz kendinize durmadan sorular soracağınız bir yolculuk ..bazen de ne kadar eksik kalmışız bu kısacık ömürde .herşey i bırakıp dünya ile ilgili çekilmek istediğiniz bir göl kenarı armaya başlarsınız..bunun ardından “itiraflarıma”geçiyorum üstadın...çokça bahsediyor bu kitabında ..özelikle okuyan diyeceğim okuyun mutlaka .....:)
184 syf.
·Puan vermedi
Dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bi şehrinde, herhangi bi tarihte sizinle aynı iç sesine sahip olan bi insanın var olduğunu bilmek ; şu koca dünyada onlarca anormallikler içinde hala normalmişim dedittirebiliyo Bana beni anlatan bu kitabı tavsiye ettiği için Bay_X e teşekkür ederim
Yalnızlığı seviyorsam, buna şaşmak mı gerekir? İnsanların yüzünde düşmanlıktan başka bir şey görmüyorum, oysa doğa daima bana gülüyor.
« Öncesinin özlemini ve sonrasının isteğini çektirip yüreğimizde boşluk ve kaygı bırakan geçici bir ruh durumuna nasıl mutluluk diyebiliriz.»
Yeryüzünde benim için her şey sona erdi. Burada, artık bana ne iyilik ne de kötülük yapabilirler. Bu dünya da umacağım veya korkacağım hiçbir şey kalmadı, mutsuz bir ölümlü, tanrı gibi duygusuz, uçurumun dibindeyim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yalnız Gezerin Düşleri
Sayfa sayısı:
111
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Etap Yayınevi

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları