Yitik Cennet

·
Okunma
·
Beğeni
·
20,6bin
Gösterim
Adı:
Yitik Cennet
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789123493937
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Baskılar:
Yitik Cennet
Yitik Cennet
Bu kitap, Eylül 1974'ten Ocak 1976'ya kadar Aylık Diriliş Dergisi'nde, 21 Haziran 1976-14 Ekim 1976 arasında Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğü'nde Zülküf Canyüce takma adıyla yayınlanmıştır.
143 syf.
·86 günde
Peygamberleri yeryüzünde medeniyet inşa eden insanlar olarak gören Sezai Karakoç, “Yitik Cennet” adlı eserinde cennetin sekiz kapısı olarak nitelendirdiği Hz. Âdem, Hz. Nûh, Hz. İbrahim, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. Yahya, Hz. İsa ve cennetin kendisi olarak nitelendirdiği Hz. Muhammed’in hayat tecrübelerini insan-medeniyet ilişkisi bağlamında değerlendirmektedir. Karakoç’un kendisine has bu yorumu ile peygamberlerin bir medeniyet inşa etmesiyle birlikte Hz. Muhammed’in konumunu çok güzel bir biçimde yorumlamaktadır. Karakoç, peygamberlerin hepsini birer bir medeniyet işçisi, birer bir insanlık fatihi olarak görür. Hz. Muhammed’i ise medeniyetin, insanlığın başlangıcı olarak görür. Çünkü “Levlâke (Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım)” anlayışının izdüşümleri Allah (cc) tarafından serpilmişti kâinata, insanlığa...

Karakoç, yüreğinin derinliklerinde ki Peygamber sevgisini pek çok kavramlarla simgeler halinde anlamlar haline getirir. Hz Muhammed demek hakikat uygarlığın merkezi demektir. Hakikat medeniyetin yapı taşlarını diğer peygamberler oluşturur. Karakoç, bütün Peygamberlerin izlerinde öncesinde sonrasında Hz. Muhammed’den izler bulur.

Karakoç anlamlar çıkartır ortaya, bu anlamların içindeki birçok kavramı Hz. Muhammed ile bir şekilde ilişkilendirerek anlamlar, fikirler, ufuklar inşa ederek ortaya bir yol çıkartır. Bu anlamlar, fikirler, ufuklar bir vecd halinin büyülü havası ve coşkun dilini fark etmemek imkânsız hale getirir.

Karakoç’un Hz. Muhammed ile ilgili tespitlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Bütün peygamberlerden, Hz. Muhammed’in bir özelliği bulunur, bu özelliklerle zirveye erişe bilme şükrü ile Hz. Muhammed’in bir nazarını sembolize ederler. Hz. Âdem, bir başlangıcın sembolizesi olarak Hz. Muhammed’in hakikatinden bir tecellidir. Hz. Nûh’un kurtuluş gemisi, Hz. Muhammed’in getirdiği kurtuluş gemisi olan İslâm’a işarettir. Hz. İbrahim, onun milletini kurmuş, putları onun adına kırmış, onun sevgisiyle Allah’ın dostu olmuştur. Hz. Yusuf’un hükümranlığı, onun tedbirinden nişandır, onun kalbinde ki güzelliği nur yüzüyle yansıtmıştır, herkesi etkileyip dillere destan olmuştur. Hz. Musa’nın toplumu, onun toplumundan bir muştudur. Hz. Musa’ya “Sen göremezsin” denmesi “O görecek” demekti, Hz. Süleyman levh-i mahfuzdan devlet peteğini indirdi, balözünü o dolduracaktı. Hz. Yahya, onun tebliğ sesini o devirden itibaren yükseltmişti. Hz. İsa’nın muştusu, onun muştusundan bir yansımasıdır, bebek sesiyle onu gelişini müjdelemişti.

Karakoç, her peygamberi onun bir cephesi olarak yorumlamakta ve bütün cephelerin onda bütünlendiğini, bu yüzden “Dinin onda tamam” olduğunu belirtmektedir.

2. Hz. Muhammed’e vahyedilen kitap son kitap oldu. Çünkü bir anlamda bu, ağacın kemale erip meyvenin olgunlaşması demektir.

3. Tek Tanrı inancının en sağlam şekilde hayata geçiricisi Hz. Muhammed oldu.

4. İyiliği, güzeli, doğruyu ve doğruluğu diriltti. Ahlâkı üstün kıldı.

5. Miraç, hiç kimsenin eremediği ve eremeyeceği bir tecrübe olarak onun şahsında gerçekleşti.

6. İlâhî aşkın zirvesine o erişti.

7. Metafizikle fiziği yerli yerine koyan, altın oranda dengeleyen odur.

8. Efendi-köle ayrımını kaldırdı. Adalet, “içilen dopdolu bir bardak” oldu.

9. Hakikatin eylemi erdem, toplumun her bucağına ulaştı. Şiir, bilim, tasavvuf, mûsikî, mimarî vs. bu erdemden yeni ve yüceliğe ayarlı olarak yeniden doğdu.

10. İdeal site ütopya olmaktan çıktı. Medine’nin kimliğinde realite ve ideal buluştu. Önce insanın kalbinde gerçekleşti, sonra hayata hâkim oldu.

11. İnsan özgürlüğü alınyazısıyla barıştı.

12. İnsan oruç, namaz hac gibi sürekli mucizelerle yalnızlığını aştı.

13. Çabanın değeri ortaya kondu. Yalancı umut demek olan çabasız eriş umudunu o yok etti.

14. Rahm adaletle, disiplin afla ayarlı bir düzene erdi.

15. Medeniyetin ölçüsü ve ilkeleri onunla belirgin kılındı. Odağı ve ekseni tayin edildi.Bu medeniyetin mükemmeli ve erdemi hedefleyen, olağanüstünün olağanlaştığı atmosferi tespit edildi. Çünkü hem hayat hem de ötesi, “yücelik”le ayarlı, maddî ve manevî cepheleri peygamber eliyle yoğurulmuş, kıyamete kadar bâki bir mutluluk reçetesi olarak sunulmuştur.
Karakoç, Hz. Muhammed’in âlemlere rahmet olarak gönderilmesi hasebiyle kendinden öncekileri de kendinden sonrakileri de kuşattığına işaret ederek; onun varlığının, yaratılış sırrının odak noktası, ağırlık merkezi olarak kabul edilmesi gerektiğine inancını fikri anlamda sistemleştirmektedir.

Hz. Peygamber’in özgün modelinin ilke olarak “ebedî model” kabul edilmesini gerekli görürken, onun önemli sünnetleri olan düşünme, araştırma, ilme koşma,gerçeği sevme gibi büyük faaliyetlerinin bugün diriltilmesi gereken sünnetlerden olduğuna da vurgu yapmaktadır.
 
KAYNAKÇA

KARAKOÇ Sezai, Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I, Diriliş Yay., İstanbul 1999.

KARAKOÇ Sezai, Yitik Cennet, Diriliş Yay., İstanbul 2001.

Yunus Özdemir

Not: Bu yazı,
Siyah Sanat Kültür ve Düşünce Dergisi
İle
Ulu Kanal sitesinde yayınlandı. ( http://www.ulukanal.com/...hammed-portresi/535/ )
144 syf.
·8 günde
Cemal Süreya'nın kaleminden Sezai Karakoç: 

"Çok daha yetenekli bir Mehmet Akif'in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir Necip Fazıl'ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai Karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz. (...) Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir. Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nâzım da okur... “ 

Tek bir kitabını okuyarak bu sonuca varmam yanlış mıdır bilmem ama şu andan itibaren benim aklımda nazik, beyefendi, bilgili, doğu ve batı ilmine haiz, hakikate düşkün, İslamiyetin dirilişine inanmış, birleştirici bir şair Sezai Karakoç var. Saldırmayan, üslubunun tatlılığıyla, yumuşaklığıyla inandığı değerlerin başka bir pencereden anlaşılmasını sağlayan çok değerli bir yazar olarak kaydettim hafızama.

Bu kitabı medeniyetin peyda oluşunu, yok oluşunu, yeniden doğuşunu, devleti, adaleti, yitirilip aranan cenneti sembollerle, işaretlerle, mecazlarla peygamberlerin hikayeleri ışığında yorumlayan şiirsel metinlerden oluşuyor. Düzyazı ile şiir arasında bir form varsa o isimle anılabilir.

Çok keyif alarak okudum.
144 syf.
Hata yapmak fırsatını Adem'e veren sendin demişti İsmet Özel.Bu cümleyi duyduğumda; hata yapmak nasıl fırsat oluyor , demiştim.Ta ki Yitik Cennet'i okuyana kadar. Beynimin ıssız bir köşesine savuşturduğum bu sorunun cevabını Yitik Cennet'te buldum. Adeta kitabı bitirdikten sonra Eureka diye bağırmak istedim. Çünkü anlamıştım ki bir şeyi kazanmak için önce onu kaybetmeyi hak etmek gerekiyordu. Tıpkı şehri ele geçirmek için şehirden vazgeçmek gerektiği gibi.Tıpkı cenneti kazanmak için onu yitirmek gerektiği gibi.Tıpkı dirilmek,başka bir hayata doğmak için yaşamdan vazgeçmek gerektiği gibi.
144 syf.
·8 günde
"Ben bir meselede Sezai Karakoç'un bir dizesiyle ya da bir metniyle karşılaştığım vakit, o mesele zihnimde başka türlü söylenmesi icap etmezmiş gibi.." diyor Tarık Tufan. Bilhassa ben Sezai Karakoç'un fikirleri ve kitapları için anlatılmaz yaşanır diye düşünürken, böyle güzel bir tarifle tespitle karşılaştım. Tam olarak hissiyatım ve fikriyatım da budur benim.
Yeni bir Karakoç kitabı, en fazla okunan ve sevilenlerden. Ne anlatıyor bu kitabında üstad biraz bahsedeyim. Hz. Adem ve Havva'nın cenneti yitirmesiyle başlayan insanlık yolculuğunu ve yitirilen bu cenneti tekrar kazanma yolundaki insanlığın yolculuğunu peygamberler üzerinden anlatıyor. Tabi bütün peygamberler üzerinden değilde medeniyetin doğup, gelişip, geçtiği kritik noktalarda başrolü oynamış olan Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz Yusuf, Hz Musa, Hz. Süleyman, Hz. Yahya, Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v) üzerinden anlatıyor. Sezai Karakoç'a göre insanlığın yitirilen cenneti tekrar kazanmaları yolculuğu bu peygamberlerin mücadeleleri ve önderliğinde gelişmiştir. Umarım herkes yitik cenneti kazanma yolundaki mücadelesinde başarıya ulaşır.
144 syf.
"O cennetin kapısı değil, Cennet’in ta kendisidir…"

Kapılar, göğün ruhumuza açılan kanatları...Ümmi ve bilge...Kandil ve turap...Hikmet ve Kuyu...

Sekiz peygamber ve O'nun nuruna bir hayret ile sığınan ufukları...

Hz.Adem; O'nun yüzü suyu hürmetine yaratılan kâinatın ilk sırrı...

Karakoç'un lisanıyla...
"Cennette hiçbir sarsıntıya uğramadan yaşayacak insanoğlu mu, yoksa ayağı kayarak yeryüzüne düşen ve orada âb-ı hayatı ararcasına karanlıklar arasında geçen, dünya çilesini çektikten sonra Tanrı’ya özlem duyan insan mı? Seçilmiş olan hangisidir? Şanlı olan hangisidir?”

Yaşadığımız her anın diğerine, her yenilginin bir zafere, her çöküşün gerçek bir yükselişe rehgüzar olduğunu, bir cümlenin sesleriymiş gibi her birinin diğerine nefes olduğunu, ışığa koşan kelebekler gibi, acının, ümidin şulesine kendini bıraktığını, zihnimiz, ruhumuz ve dimağımız en kadim hislerle tefekkür etmiştir.

Eser, insanın kendi içine attığı her adımın, bir medeniyetin seyrine ve mizacına nasıl tesir ettiğini, Peygamberi ferasetin cevheriyle izah ediyor.

Hz.Adem (a.s)'ın özünde bulduğu cennetin kudretini bir medeniyetin öze ilticası olarak değerlendiriyor.

Hz Nuh(a.s) ile hakiki inananlar ve iman neferleri için kurtuluşa ermenin ve kendi medeniyetlerini inşaa edebilmenin tek yolunun ihlasla doğrulmak olduğunun altını çiziyor.

Hz.İbrahim (a.s)'ın ateşi dindiren derin sadakati, Rabbiyle perdeleri indiren bir başlangıç noktası, yıkılmaz bir temel...

Hz.Yusuf(a.s)'ın hükümdarlığı kurup,bir ayna gibi saffetini ve riyazetini bütün şeffaflığıyla bu oluşuma ikram etmesi, bir kölenin yalnız rıza-i ilahiyi gözeterek kalplerin sultanı olacağının remziydi...

Hz.Musa(a.s) toplum kuruculuğuyla, Resulullah'ın kıyamete dek oluşturduğu ümmet bilincinin bir cüzü olacaktı.

Hz.Süleyman(a.s), devleti inşaa eden, O'nun içini bal ile dolduracağı peteği ören sanatkârdı.

Hz. Yahya(a.s)yeniden doğrulma merhalesinin, ziyadar ve korkusuz neferiydi.

Hz. İsa (a.s) müjdelerin en güzeliyle gelmişti.

Ve Hz.Muhammed (s.a.s) Cennet'in kendisi...

"Bizzat Allah, O’nun âlemlere rahmet olarak gönderildiğini ilân etti. Artık aksinin olması mümkün müdür?Kendinden öncekileri de kuşattı, kendinden sonrakileri de. Böylece, O’nun varlığı, yaradılış sırrının odak noktası, ağırlık merkezi oldu.Cebrail’in durduğu sınırdan ileri geçti. O’nun Allah’la öyle yakınlık anları oldu ki, O anlara ne bir peygamber, ne bir melek âşinâ olabildi." diyor son sayfalarda Karakoç.

Hz.Adem'in Cennet'i, tevbesidir.
Hz.Nuh'un Cennet'i, teslimiyetidir.
Hz.İbrahim'in Cennet'i, sabrıdır.
Hz.Yusuf'un Cennet'i, edebidir.
Hz.Musa'nın Cennet'i, basiretidir.
Hz.Yahya'nın Cennet'i, tebliğidir.
Hz.İsa'nım Cennet'i, muştusudur.

Peki senin Cennet'in Ey Zahit...
Senin yitirilmiş bir Cennet'in dahi yok mu?..

Feyizli okumalar...
144 syf.
·3 günde·10/10
Bir davetti bu, bir yürüyüş, tarihin satırlarında.. Kabul etmemek mümkün müydü bu güzel daveti, henüz ilk satırında yakalanmışken kalpten? Etkilenmemek mümkün mü, davetin serin ve huzurlu mısralarından..

''Adem'le Havva'nın Cennette öncesiz sonrasızmışcasına..'' diye başlıyor Sezai Karakoç, sözlerine. En başa dönüyoruz, insanlığın, kaybettiğimiz değerin.. Kopuşun nereden kaynaklandığını göstermek istiyor, gel diyor, gel ve gör.

Adem'den Nuh'a geçiyor, İbrahim'e, Yusuf'a, Musa'ya, Süleyman'a, Yahya'ya, İsa'ya (aleyhimesselam) ve Son peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem..

İnsanlık kalkmışken ortadan, ki insanlığın özü ve kanıtı kulluktur, nasıl uygarlık kurduklarını anlatıyor bu elçilerin. Medeniyet'in, batının tek dişi kalmış canavar'ı olmadığını gösteriyor ve bu bir diriliş çağrısıdır, insanlığa..

Hakikaten nedir Medeniyet? Medeniliğin ölçüsünü kim belirler: Avrupa Birliği mi? Yoksa Avrupa Birliği'ne üye olan devletlerin vatandaşlarını yaratan Allah mı?

En yüce hakikat nedir yeryüzünde? Çok başarılı olmak mı? Neticeye ulaşmak mı? Nuh aleyhisselam'a kaç kişi iman etti, 950 yıllık görevinde? Sadece 10.
Ama Allah öyle sevdi ki Nuh asm'ın azmini, dünyayı sularla doldurdu, Nuh asm'ın içine akıttığı gözyaşlarını Allah, dünyaya gönderdi, ilahi adalet..

Şu sözlerle sonlara yaklaşıyoruz: ''Savaş başladı. Kötü ile iyinin, doğru ile yanlışın, gerçek ile yalanın, güzel ile çirkinin savaşı.'' Cennetten çıkarıldığımız ilk andan beridir sürüyor bu savaş, inkar edilemez.

Kötü, şeytan; iyi, Allah'a taraf olan.
Doğru, Hak yol; yanlış, küfür.
Gerçek, ahiret; yalan, şeytanın güzel gösterdiği dünya.
Güzel, Hakk'ın yanındaki şeref ve izzet; çirkin, ruhunu ve kalbini şeytana satış..

''Sırlı dünyayı dolaştık ve şimdi çıkıyoruz. Miracımız tamamlandı. Tekrar toprağa ayak basıyoruz.'' diyerek sonlandırıyor satırlarını yazar. Sormuyor bize, basmak istiyor musun bu dünya toprağına diye ama insaflı davranıp buna mecbur olduğunu haber ediyor.

Diriliş yöntemini anlattı bize yazar. Diriliş ''yerçekiminden kurtulmuştuk.'' satırlarında gizli. Yerçekimi, küfrün. inkarın bizi dünyaya bağlayıcılığı.. Özgür olup uçmak isteyen varsa şu geniş evrende, dirilişin yöntemine uysun. İman ederek dirilsin ve yerçekimine meydan okusun.
144 syf.
Sezai Karakoç'tan ne zaman bahis açılsa; 'O "hiç böyle düşünmemiştim" aydınlanmalarının, "işte şimdi tamam oldu" erişlerinin insanıdır' derim. Dini, milli yahut içtimai bir meseleyi, temel kaynaklarından araştırdığım, gereken altyapıya sahip olduğum hâlde işin içyüzünü anlamadığımı idrakine edemediğimi düşünürsem ilk işim "Üstadım bu konuda bir şeyler yazmış mı?" diye yollara düşmek oldu daima.

Sanki yürüdüğüm her yolda önümde yürüyor, benim için o yolu çalıdan, çırpıdan arındırıp çiçekli bir patika haline getiriyor gibi hissettirir bana. Tarık Tufan da öyle der ya; "Ben bir meselede Sezai Karakoç'un bir dizesiyle yada metniyle karşılaştığım vakit o mesele zihnimde başka türlü söylenmesi icap etmezmiş gibi oluyor." Sezai bey adeta bunun için gelmiş, vazifesini hakkıyla yerine getirmiş, rolünü layıkıyla yapmış ve izinden gittiklerim de işte bunlar diyerek Yitik Cennet'i bırakmıştır bize.

Bu kitap onun vazifelerinden bir vazifenin, gâyelerinden bir gâyenin -en yüce gâyenin- somutlaşmasından, gözle görülür, elle tutulur hâle gelmesinden başka bir şey değildir. Varmayı umduğu muştuyu hakikâten tanımak için çabalayışının, bu çabası uğrunda doğuyu da batıyı da karış karış arşınlayışının, gayesine giden tarıkların, menzillerin, bu yollardaki kutlu yolcuların, onların ayağına takılan taşların, tek tek irdelenmiş ve bir araya getirilmiş hâli de denebilir elbet. Bir nebiler risalesi. Cennetin sekiz kapısından ve ta kendisinden açtığı elzem bir bahis. Kitabın ilk satırından itibaren sizi sizden alıyor ve bir rayihâdan diğerine seyahat ettiriyor Üstad.

Bu seyahatte kendisine birkaç kez eşlik etme nasibine eriştim ben, ömrüm yettikçe de bu yolları kendisi ile keşfetmeyi umuyorum Rahman'dan. Canını seven bu zevkten mahrum etmesin kendini, hele bir de Allah'ını seven ve sevmek isteyen hiç durmasın... Selamet ile ^^
143 syf.
·Beğendi·8/10
Muazzam.. adeta tefsir niteliğinde bir kitap.Bu kitabı da okuduktan sonra şöyle düşündüm. Her ne kadar Allah'ın sonsuz rahmetine guvensek de aklımızdan şu geçiyordu ister istemez "Günümüzde Müslümanlık unutuldu batıl hakkın yerini aldı nasıl tekrar Müslümanlık egemenlik kuracak? Nasıl bu bozuk toplum tekrar düzelecek" diye düşünürken şu kitap bütün bu düşünce putlarini yıkıyor adeta, dirilislerin ne denli yokoluşlardan çıktığını gördüğünde insan umut doluyor.. Yüreğinize sağlık.. tekrar tekrar okuyacağım, tavsiye edeceğim..
143 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Merhaba:)Bu güzel bilgi yüklü kitabı felsefeyle ve edebiyatla siyerle yoğuran büyük üstadım Sezai Karakoç’a şükranlarımı iletmeyi öncelikli borç bilirim.Kendisi kitaplarıyla duruşuyla örnek aldığım büyük insanlardan.Allah kendilerinden razı olsun. İçeriği hakkında bahsetmeden evvel şöyle bir değerlendirme yapmak istiyorum genel olarak Üstad kitabını her ne kadar ağır bir dille yazmış gibi görünse de akıcı ve sürükleyici tarafının ağır bastığını söyleyebilirim ;Tıpkı Üstad Ismet Özel ,Nurettin Topçu, Necip Fazil, Cemil Meric tadında olduğu gibi.. Üstadın bu güzel eseri benim için çok degerli kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyorum.Kitap ince olduğu için 2 defa okudum çoğu cümlenin altı çizilidir.Kitabi özlüyorum bazen tekrar tekrar okumak her cumleyi hayatima hafizama işlemek ıstiyorum.
Sezai Karakoç’un en sevilen kitaplarından kendisi zaten Hastalıkta, sağlıkta, açlık tokluk zamanında, fakirlik zenginlik durumunda; yani ne halde olursak o halde okuyunca bize niyetimize göre hitap edecektir bu nadide eser..Abarttigimi söyleyebilirsiniz ama cidden ben düştüğüm de kaldıran kalkarken birçok cümlesiyle hayata bağlayan kitaptır.
Yitik Cennet kitabı bizi anlatıyor aslında ; kendimiz hakkında haberimiz bile olmayan temsilleri, peygamberlerin hayatındaki incelikleri, öğütleri anlatıyor. Kur’an’dan bildiğimiz peygamberlerin hayatlarını, bir anı olmaktan çıkarıp ibret dahiline getirip sunuyor ayrıca bunlar birer masal olmadığını peygamberleri anlatan ayetleri okuyuşunu dinliyoruz sanki Üstad Sezai Karakoçtan kıssaları yorumluyor üzerinde düşündürüyor şükretmeyi ,sabretmeyi,mücadele etmeyi,iyi olmaya devam etmeyi,derdimizi bile sevmeyi öğreniyoruz bu şekilde.. kitabın ilk cümlesi bile hayatımizi kitaba dökmüş vaziyette ;
"Adem’le Havva’nın cennette öncesiz sonrasızmışçasına mutlu bir hayatı yaşadıkları zaman gibiydi hayatımız Batının soluğu bize gelmeden önce”  suç hep batıda mı? diye sorarken aynı zaman da öbür sayfadan bir temsil ile cevap geliyor hemen:
“daha önemlisi dışarıdan gelen şeytanın çağrısını dinleyen bir kulağın hemen içerde hazır oluşuydu"
Kitabın içeriğine geldiğimizde Sırasıyla Âdem, Nuh, İbrahim, Yusuf, Musa, Süleyman, Yahya, İsa ve Muhammed(sav) diğer peygamberlerden bahsediyor. Hakikat, inanç, devlet düşüncelerinin hangi peygamberler zamanında ve nasıl kazandırıldığını anlatıyor sıklıkla. Kitapta her bir peygambere bir şey yüklenmiş ve peygamberlere yüklenen bu özellik ve görevler medeniyetlere benzetilmiş. Kısaca belirtmek gerekirse Hz. Âdem’le birlikte varoluş hikmetlerini anlıyoruz, inancın temellerini Hz. İbrahim’le biliyoruz.Üstad kitabında özetle şunun mesajını bize vermektedir: Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) den önce Yitik Cennet olan yeryüzü ve kanatın, kendisinin gelmesiyle yeniden bulunmuş, adeta keşfedilmiş bir Cennete dönüştüğünü anlamaktayız.Üstad, bu kitabında peygamberleri kavramlar üzerinden anlatmış. Hz. Adem’in varoluş, Hz. Nuh ve Hz. İbrahim’in inanç temellendirme öncülüğünü bizlere aktarmıştır. Medeniyet tarihinin de insanın yaşamıyla arasında çok az bir mesafe olduğunun, insanlık tarihinin birbirinden hiç kopmadığının altını çizmiştir. Adem’in Havva ile Adem, Havva’nın da Adem ile Havva olabilmesi, bir şeyin zıddıyla anlam bulduğunu bizlere gösteriyor.
Parçalamanın putçuluk olduğunu, paradoksal olan Tanrının nesneye düşürülmeden, daraltılmadan parçalanmayacağını anlatmış. Cennetin, güzel mekânda değil, içindeki insanlarla cennet olduğunu; cenneti bulmak için zıplayarak değil, ilerlediğimiz yolda adım adım emek ve sorumluluk ile kazanıldığını, cenneti bulmak için yitirmenin gerekliliğini bizlere anlatmış.Hakikatten insan birseyi kaybedince ve onu arayınca bulunca mutlu oluyor ve cenneti oluyor sevdiklerinizin kalbi olabilir bir hayalimiz de buna dahil hatta mutluluk duygunu da ekleyebiliriz belki.Ustad kitapta zaten şöyle diyor
"Uzaklaştırma yaklaştırma içindir. Ayrılık buluşmaya doğrudur. Yitirme, bulma arzusunu uyandırır. Gurbette söylenir sıla şarkısı"
Hastalık bile dert keder aslında iyileşme içindir.Aklima şuan Sedat Anarin çok sevdigim yorumladığı bir bestesi geldi lütfen dinleyin Yaman dedenin klanının yandığı gibi bizim de kalbimiz yanar ve Cennete ulaşırız ınşAllah
https://youtu.be/gecRFO7yhjs
Konuyu dağıtmadan devam etmek istiyorum efendim.
Kitapta İlk olarak anlatılan kısım , insanlığın atası, Hz. Adem ile oluş, varoluş, cennet kavramlarının ilk insanla beraber hayat bulmasıdır.. Cenneti bulmak için yitirmiş ve imtihandan başarıyla çıkınca tekrar cenneti bulması vaat edilmiş bir kader var burada aslında Elimizde ise -bugünde- adem ile havva’nın yaşadığı bir deneyimin tekrarı olarak dünyaya yitik cennet’ini bulmaya gelen insanoğlu var. Aramızda ortak olan şey, bir arayış içinde olmamız, neyi özlediğimizi bilmesek bile aynı yeri düşlememiz. Dünyanın en eski devrinde yaşayan iki insan ile bizim yaşadığımız aynı imtihan. Zaman farklı, mekan biraz değişik, fitne sebebi, şeytanın oyunları çeşitli ama aradığımız o günden bugüne, aynı yitik cennet.Hz. Adem, kitaptaki ifade ile varoluş hikmeti önderliğini yapmış, daha sonra varoluş temellenmesi de Hz. Nuh zamanında olmuş, anlatıldığına göre. Nuh’un gemisi o çağda inananları sel felaketinden nasıl kurtarmışsa, “her çağda, şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun inananlar için bir nuh’un gemisi vardır.” denilmiş.  Aynı şekilde bir kurtuluş imkanı her zaman bulunmakta bizlere bu mesajı vermiştir.Orda geminin karaya oturması da aslında bir uygarlığın dirilişin başlama evresidir o mesajı veriyor.Ve Hz. Ibrahim örneğinde olduğu gibi samimi olup medeniyeti buna göre olusturdugumuzda yaşadığımız imtihan ve sıkıntılara rağmen medeniyetin devamı ve daha güçlü olmasını sağlariz.Kitap bu dirilişi bu şekilde peygamberler üzerinde sembol göstererek anlatıyor.
Hz. Yusuf ise bir medeniyetin cisim bulmuş hali ve devletin diriliş mücadelesi mesela
Hz. Musa da kitabın ilk paragrafında ifade ettiği gibi toplum ve devletini bütünüyle ve öbür insanların yasa, düzen ve yaşamlarından sıyrılmış olarak kuran Diriliş muştusu.
Hakikat Medeniyeti, “devlet” modeline Hz. Süleyman ile ulaşır. Artık devletin de bir hikmet içerisinde olduğu anlaşılmakta böylelikle.
Hz. Yahya, Yitik Cennetin, tabularının yıkıldığı bir demir yumruk özelliği göstermektedir.
Kitabın son sembolü ise Hz. İsa’dır. Hayatın son bulduğu vakitte çıkagelip dirilişi başlatmıştır. Diriliş mucizesi insanda yeniden gerçekleşmiş bu sayede.
Ve Hz. Muhammed sav… Artık dünya onunla Yitik Cennet değil, kazanılmış bir imtihan olarak özellik kazanmıştır. Allah Ondan razı olduğu gibi biz ümmetinden de razı olsun
Kitabı okuduktan sonra artık, “21. yy.da ne işin var?” diye kendime sorduğum bir soruya, Hz. Adem’den başlayarak verecek bir yanıtım oldu. Peygamberleri anlatan bir kitabı okumak, ve dirilmek mesajları anlamak Cenneti bulmayi sağlıyor kesinlikle:)
Son sayfalarda fikri hayranlığımızı bir diriliş hareketine yönlendiriyor üstad: “işaretler, mecazlar, imajlar ve semboller çerçevesinde ilerleyen düşünce, bu yöntemle, geleceğe yönelmede bir dinamizm kaynağı aramış ve bulmuş olur, demek istedik” diyor ve okuyucuya şimdilik diyeceklerini bitiriyor.Iyi okumalar Allaha emanet olun dostlarım:)

BU KITABI MUTLAKA ALIN OKUYUN OKUTUN KÜTÜPHANE VE KAFAMIZI KALBIMIZI AYDINLATIR CENNETE ULASTIRIR:)
144 syf.
Yitik Cennet, Karakoç’un en çok okunan ve en çok sevilen eserlerinden. Hacim olarak fazla değil, ama Karakoç eserlerinin genel karakteristiği olarak anlamak, diplerdeki mana incilerine ulaşmak için emek isteyenlerden. Öyle ki kimi cümlelere vukufiyet için bütün peygamberler tarihini bilmek, kimi cümleler içinse Yunan edebiyatını devirmiş olmak gerekiyor. Konsantrasyon olmadan anlam denizinde kulaç atmaksa asla mümkün değil, her iki durumda da sonu hüsran olan bir batış ya da yüzeyde kalış olası. Yitik Cennet neyi anlatıyor; Yitik Cennet, Hz. Âdem ve Havva'nın cenneti yitirmesiyle başlayan insanlık yolculuğunu ve yitirilen bu cenneti tekrar kazanma yolunda insanlığın yolculuğunu peygamberler üzerinden anlatıyor. Tabi bütün peygamberler geçmiyor kitapta. Belirli dönemeçlerde nirengi noktası olan, kritik roller üstlenmiş peygamberler yer alıyor.

“Hata yapmak fırsatını Âdem'e veren sendin.” demişti İsmet Özel, hata yapmanın nasıl bir fırsata dönüştüğünün cevabını da Karakoç veriyor, Yitik Cennet’te, Âdem bölümünde. “Yurdunu hangi insan daha çok sevecektir: doğduğu yerden ölünceye kadar hiç ayrılmayan insan mı? Yoksa en genç çağında yurdundan ayrılarak savaşa gitmiş, esir düşmüş, bir daha dönme umudunu tam yitirmişken ansızın esen hızır yeliyle kendisini yine ülkesinde bulan insan mı?” diye soran Karakoç bu kıyas ve soru üzerinden asli yurdundan ayrılan Âdem’in cennete olan iştiyakını idrakimize sunmaya çalışıyor.

Hz. Âdem’den Hz. Nuh’a geçiyor. “Her çağda, şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun; inananlar için bir Nuh'un Gemisi vardır...” diyor, su serpiyor gönüllere, Nuh’un inkârcılarını yok eden tufana inat. Hz. Nuh ile hakiki inananlar ve iman neferleri için kurtuluşa ermenin ve kendi medeniyetini inşa edebilmenin tek yolunun ihlasla doğrulmak olduğunun altını çiziyor.

Hz. İbrahim’in ateşle sınavı… “Yanıp küle çevrileceğin, yok olacağın yerde var olacaksın.” diyor Karakoç. Nemrut nefs, İbrahim ruh… Nemrut zulüm, İbrahim adalet… Tasfiyenin serüveni arınmanın destanı anlatılıyor bu bölümde.

“Hz Âdem’le yaratıldık, Hz Nuh'la yaratılışımızın varoluşuna çevrilişini kesinleştirdik. Hazreti İbrahim'le inanmışlar milletini ve toplumunu kurduk, Hazreti Yusuf'la da devletini kurma ödevi belirdi.” Hz. Yusuf, bir kölenin yalnız rıza-i ilahiyi gözeterek kalplerin sultanı olacağının remziydi. İhanet, iftira, skandal, politik unutkanlık gibi bir devlet adamının karşılaşacağı bütün durumlar onun da başına geldi.

Kendi kudretine tapan hiçbir kişinin unutamayacağı ve narsisizmle dolu hiçbir kavramın hesaba katmaktan yakasını kurtaramayacağı kader ironisidir Hz Musa'nın Firavunun sarayında büyümesi. Hz. Musa’nın hikâyesinden öğreniriz, yalnız inanan kişi geçmez imtihandan, inanana inanan da geçer ondan. Toplum kuruculuğuyla, Resulullah'ın kıyamete dek oluşturduğu ümmet bilincinin bir cüzü olacaktır Hz. Musa.

Hakikat medeniyeti, ‘Devlet’ modeline, ideal devlet formuna Süleyman peygamberle ulaşır. Yahya ruhlara inen kamçıdır, hakikatin kılıcıdır. İsa babayı putlaştıran Roma’ya karşı babasız doğmuştur.

Ve Hz. Muhammed Cennet'in kapısı değil cennetin ta kendisidir... Her peygamber onun bir cephesidir. O âlemlere rahmettir. Yitik Cennet, yeniden bulunmuş cennete dönüşmüştür onda. Ondan uzaklaşmak düşüştür, cehenneme savruluştur; ona yaklaşmak ise diriliştir ve cennete yeniden kavuşmak demektir. Yitik Cenneti'ni bulanlardan olmamıza vesile olması duasıyla...
143 syf.
·Beğendi·10/10
Allah Halifesini Âdem'i yaratıp yeryüzüne gönderdi, bu kovulma değil bulmak için yitirmek gerekti.

İnsanlık yeryüzünde sürekli Cenneti kaybedip aradı. O yitik cenneti diriltip öldürdü. Her bozulmadan sonra bir diriliş eri peygamber geldi. Peygamberimize kadar tüm peygamberler, yitirdikleri cenneti yeryüzünde medeniyet olarak kurmak için çabaladı. Medeniyetin ölçüsü de Peygamberimiz oldu.

Günümüzde Cenneti kaybetmiş durumdayız tekrar o Yitik Cennete kavuşmak için İslama Peygamberimizin medeniyet ölçüsüne dönmemiz gerek.

Cennet islam mı?
İslamı hakiki manada yaşarsak yeryüzü cennet olmaz mı?
143 syf.
·3 günde·10/10
Sezai Karakoç. Türk şiirinin yaşayan en büyük ve en saygın sesi. Sadece şiirleriyle değil; yazılarıyla, duruşuyla, dünya görüşü ve dava anlayışla çağımızın ötesinde düşünce adamı. Benimse sanatı, kişiliği ve hayata karşı duruşuyla bir bütün olarak çok sevdiğim, saygı duyduğum ve merak ettiğim isim.

Hepimizin bildiği bir Sezai Karakoç dizesi vardır mutlaka. Kendi halinde, başı dumanlı dik bir yüce dağ gibi öyle ötelerde durup, uzaktan uzağa söylediği, kendisiyle bütünleşmiş, “başka türlü söylenemezmiş” dediğimiz birçok dizesi kazınmıştır kalbizimizin bir köşesine. Onun şiir anlayışını, davasını ve bu davaya bağlılığını edebiyatla az çok ilgili olan herkes bilir. Bense bu davayı; bu defa şiirlerinden ya da üçüncü kişilerden değil, bizzat ondan dinlemek için bi cesaret külliyatına girmeye karar verdim. Ve başlangıç olarak da bu eserini seçtim.

Üstadı ya da eserlerini anlatabilecek yeterliliğe sahip değilim. Bu değerlendirmeyi -ve diğer bütün değerlendirmeleri- yapma sebebim, okuduklarımdan edindiğim izlenimi kalıcı hale getirebilmek. Bu yüzden söyleyeceklerimin kendi fikirlerim olduğunu ve herhangi bi iddiası bulunmadığını belirtmek isterim.

İslam tarihinde dönüm noktaları olarak düşünülen, Cennetin sekiz kapısı kabul edilen sekiz peygamber. Ve cennetin ta kendisi son nebi Sevgili Peygamberimiz.. Hz.Adem ve Havva’nın cenneti yitirmesiyle başlayan insanlık yolculuğu ve yitirilen cenneti tekrar kazanma yolundaki serüven bu peygamberler aracılığıyla anlatılıyor Yitik Cennet’te. Hz.Ademle ekilen medeniyet tohumu, Hz.Nuh ile kök salıyor toprağa. Hz.İbrahim'le filizlenip çıkarıyor başını, vücut buluyor. Hz.Yusuf'la korunuyor. Hz.Musa ve Hz.Süleyman'la olgunlaşıyor. Hz.İsa ile yanlış anlaşılsa da yine de büyüyüp çiçekler açıyor. Sevgili Peygamberimizle meyve vermeye başlıyor. Ancak öyle kolay olgunlaşmıyor ağaç. Hz.Yahya bir baş veriyor bu dava uğruna, Zekeriya Peygamber testereyle ikiye bölünüyor. Üstad işte bütün bunları bir bayrak yarışını anlatır gibi tek tek anlatıyor. Her peygamber bayrağı alıp medeniyet yarışında bir yere getirerek kendinden sonraki emanetçiye teslim ediyor. Ve en sonunda bayrak son elçiye ulaşıyor.

Üstadın amacı bize peygamber kıssalarını edebi bir dille tarihi olarak anlatmak değil. Hatta O, bizim bu kıssaları zaten bildiğimizi varsayarak; bütün detaylarıyla anlatmak yerine onların verdiği mesajı yorumluyor, çözümlemeler yapıyor. Herbir peygamberin hayatı ve yaşadıklarının, medeniyetlerin oluşumundaki bir safhaya işaret ettiğini düşünüyor. Bu sebeple de her bölümü; insan, devlet, dünya, doğum, yaşam, ölüm ve yeniden diriliş sembolleriyle ilişkilendirerek bitiriyor. Sosyolojik bakış açısıyla; anlatılan bu hikayelerin, bize geçmişten haber vermekle birlikte geleceği inşa etmek için fırsat olduğunu ifade ediyor.

Kitabı okurken, Üstadın yazdığı sırada yaşadığı coşkuyu rahatlıkla hissedebiliyoruz. Mükemmel yorumlar ve şaşırtıcı çıkarımlarda bulunurken; anlamanın zor olduğu ama ufuk açıcı cümlelerle şairane bir üslup kullanıyor. İşaretler, mecazlar, benzetme ve sembollerle bildiğimizi düşündüğümüz konulara bambaşka bir pencereden bakmamızı istiyor. Bu açıdan bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitap olduğunu söyleyemem. Uzun soluklu okumalarla, her cümlenin ne anlatmak istediği üzerinde düşünülerek sindirilmesi gerekiyor. Ben Üstad’ın ruh dünyasını okuma heyecanıyla hemen bitirmek istedim, siz öyle yapmayın.

Karakoç külliyatına ait kitapların kapak tasarımının tam da yazarın duruşuna uygun iddiasız iddiaya sahip olduğunu düşünüyorum. Ve bu tasarımları ayrıca seviyorum. Yazara, sanatına ya da davasına ilgi duyan herkesin; fikirlerini ilk ağızdan öğrenmesi ve üzerinde düşünmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak okumaya başlamadan önce düşünce dünyası hakkında az da olsa bilgi sahibi olmak gerekiyor. Onu okuyunca hayata dair kaygılarımın, nafile telaşlarımın aslında ne kadar anlamsız, bildiklerimin yetersiz, bakış açımın dar olduğunu fark ettim. Sadece akla değil kalbe de hitap eden bu özgün kitabı, herkese değil; üzerinde ciddiyetle düşüneceklere öneriyorum.
Keyifli okumalar diliyorum.
Her çağda,şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun;
inananlar için bir Nuh'un gemisi vardır...
Sezai Karakoç
Sayfa 38 - DİRİLİŞ YAYINLARI

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yitik Cennet
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789123493937
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Baskılar:
Yitik Cennet
Yitik Cennet
Bu kitap, Eylül 1974'ten Ocak 1976'ya kadar Aylık Diriliş Dergisi'nde, 21 Haziran 1976-14 Ekim 1976 arasında Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğü'nde Zülküf Canyüce takma adıyla yayınlanmıştır.

Kitabı okuyanlar 2.736 okur

  • merve.
  • Rû
  • Okan
  • Cim.
  • Yusuf Kaan Çayabatmaz
  • MELEK YILDIRIM
  • Seher Çelik
  • Duygu
  • eslem
  • Esma kaymakçı

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.6 (4)
9
%0.1 (1)
8
%0
7
%0.3 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları