Yitiş hakkında çok derin bir yazı bırakabilirim ama yazarın arka kapak yazısı yeterli olur diye düşünüyorum.
“Yitiş, yazarın yitip giden yirmi bir yılını kaleme aldığı otobiyografik bir kitaptır. Yazar, çocukluğundan itibaren hissettiği varoluşsal yalnızlığıyla tanışmasının ardından içinde yaşadığı dünyadan çıkmaya başladığında, kendisini bilmediği bir sahnenin içinde bulur. Sahnenin içerisinde yitişleriyle boğuşmaya devam ederken oyunlarıyla boşluğunu doldurmaya çalışıp kendisini sahnenin içerisinde tutmaya gayret eder. Karanlığı yüreğinde dolaşırken yaşamını yeniden kazanmaya diretmekten de hiçbir zaman vazgeçmez. Fakat yitişlerinin şiddeti arttıkça ihtiraslı ruhuyla nevrotik bir sürece girer. Yaşamında tutanacağı dallara sıkı sıkıya sarılmasına rağmen karanlığıyla yolunu aydınlatamaz. İçinde biriken köhne duvarlarını, kalender kalemiyle yıkmaya yeltenir. Yitişleri devam ettikçe kaleminin mürekkebi yüreğinde hiddetlenir. Yıllar yittikçe yaşama karşı duyduğu inançsızlığını, kaleminin hakikatiyle yok etmeye çalışır. Son kalan umudunu bir kadının varlığına bırakırken kendi varlığını unutur. Yitişlerinin sebebi olan insanlara tehevvürü de dinince, ruhunda kalan travmalarının yara izleriyle yaşamaya devam eder.
Sahnenin ana karakteri olma isteğini kenara bırakması gerektiğini anlayınca, seyircilerin arasından sıyrılıp, evinden getirdiği sandalyeyle seyircilerin onu göremeyeceği bir yere oturup yitişini yazmaya başlar. Yazdıkça ruhunu teskin eder, karanlığını söndürür. Yazarın artık tek isteği, yıllarca içini kemiren yitişlerini sonlandırıp hayatına yeniden başlamaktır.”