Sistem, yalnızlığı kötü bir şeymiş, kaçılması gereken bir arızaymış gibi konumlandırıyor. Çünkü biliyor ki insan yalnız kaldığında, o sessizlikte "Neden?" diye sormaya başlar. Bu sorunun önünü kesmek için bizi sürekli bir meşguliyetin, bir "yapılacaklar listesi"nin içine atıyor. Kendi özgün duygularımızı yaşamaya vakit ve alan bırakmadığımız için, zamanla o duyguları üreten kaslarımız köreliyor. Bunu bir nevi "duygusal kiracılık" gibi düşünebiliriz. Kendi ruhumuzun sahibi değil de, sistemin bize sunduğu hislerin geçici birer kullanıcısı gibiyiz.
Baudrillard der ki, modern insan ürünü değil, ürünün ona vaat ettiği hissi satın alır. Bir parfümün kokusunu değil, bir hayatın olasılığını alırız. Bauman'a göre tüketim toplumu, bireye "kim olmak istediğini" alışveriş yoluyla sunar. Bir markanın ürününü almak bir kimliğe abone olmak gibidir.
Günümüzde artık kimse bireysel deneyimler yaşamıyor; herkes kocaman bir duygu ekosisteminin içinde "nasıl hissetmesi gerektiğini bulmaya çalışıyor. İnsana sadece nasıl bir hayat yaşaması gerektiği dikte edilmiyor, nasıl hissetmesi gerektiği de öğretiliyor.