“Modern zamanların sponsoru: Açlık. Hem de edebi olanı.”
Bugün elimde Knut Hamsun’un Açlık’ı var.
Ama yanlış anlaşılmasın; bu öyle “diyet yapıyorum” tarzı bir açlık değil.
Bu, “param yok, midem boş, ruhum yorgun ama hâlâ yazmaya çalışıyorum” tarzı bir sanatsal sefalet.
Roman boyunca bir adamı izliyoruz: Karnı aç ama hayalleri büyük.
Yazıyor, yazdıkça gururu kabarıyor, gururlandıkça daha çok aç kalıyor.
Bu döngü bana bir yerden tanıdık geliyor ama tam çıkaramadım…
Hamsun, karakterine sokakları gezdirirken aslında bizim de içimizde dolaşıyor.
Düşünsene, cebinde para yok ama edebiyat tutkusuyla dolusun.
Yani tam anlamıyla: aç ama idealist.
Romantize edilmiş yoksulluk? Belki.
Ama okurken hem gülüyorsun hem hafiften için sızlıyor.
Behçet Necatigil’in çevirisi de öyle güzel ki, karakter aç ama cümleler tok.
Sanki yazar aç kalmış ama biz okuyarak doyalım diye yazmış.
Bir yandan trajikomik, bir yandan can yakıcı.
Okuduktan sonra hemen bir tost yesin istiyor insan.
Ya da en azından biraz umut.