• Yanıma yeterli sayıda kitap almadığım bir tatilde yana yakıla kitapçı ararken (tabi ne yazık ki bazı beldelerde böyle bir şey mümkün değil) bu kitabı markette buldum. Açıkçası böyle sıcak, samimi ve güzel bir anlatım beklemiyordum. Dil sade ve akıcı bir anatım var. lEğer edebiyattan hoşlanıyorsanız ve küçük kasaba yaşamlarına ilginiz varsa tavsiye ediyorum. Hatta çok enteresandır ki bir sonraki sene yine aynı yerde aynı çaresizliğe düştüğümde karşıma kitabın devamı olan ikinci kitap çıktı:)
  • Açıkçası kitabın başında Şems için yazılmış bazı kitaplar için eleştiri yapmasını yazarın yersiz buldum bence orada Elif Şafağı eleştiriyor diye düşündüm çünkü aşk kitabında Şems’in 40 kuralı vardı burada da bu 40 kuralı yafta olarak eleştirebiliyor ama Elif Şafak zaten 40 kural diye birşey olmadığını kendisinin yazmış olduğunu kitabın sonunda söylüyor burada böyle eleştirmesi bende maalesef önyargı oluşturdu belki Elif Şafak değil de bir başkasıdır eleştirdiği bilemiyorum ama Aşk kitabını okuduğum için böyle bir kanıya vardım. Kitap Şems kendi ağzından konuşuyor havasında geçiyor burada da Şems’in eşi Kimya hatundan bahsediyor kitaplar da hep farklı şekilde anlatılıyor mesala Aşk kitabında Kİmya Hatun Şems’i çok seviyor ama maalesef aşkına karşılık alamadığı için genç yaşta vefat ediyordu ama burada böyle anlatmamış burada ikisinin arasındaki ilişki çok iyi şekilde aksediyor acaba hangisi gerçek diye internetten de araştırdığımda başka kitaplarda da farklı şeyler yazıyor bu da yazarın yorum gücüne bağlı herhalde ama bu kitapta biyografik dediği için belki de böyledir böyle olması da daha iyidir çünkü Aşkı okuduğumda kimya hatun için baya üzülmüştüm. Mevlana’yı Aşk kitabı ile daha yakından tanımıştım ondaki aldığım duygu ve hisleri maalesef bu kitapta bulamadım ama yinede okunması gereken güzel kitap içinde güzel örneklerden de bahsediliyor.
  • Muhteşemdi. Rüzgar ve Esme'nin aşkı intikam ve acılarla başlasa bile sonrasında büyük bir aşka dönüştü. Yazar o kadar güzel anlatmış ki tüm duyguları üzüldüm, sevindim, güldüm, ağladım. Rüzgar'ın aşkına sevgisine hayran kaldım. Cidden çok beğendiğim kitaplar oldu Bana Sevmeyi Anlat ve Bana Esmeyi Anlat.
  • . . .beklenen yağmur en sonunda yağar ama savaştan geriye kalan her şeyi yağan yağmurun temizlemesi mümkün müdür acaba..?" .
    .
    🇧🇦 İncir Kuşları / Sinan Akyüz 🇧🇦 .
    .

    Selamunaleykum^^ Yakın zamanda Bosna Hersek 'e gitmek nasip oldu . Gidene kadar bildiklerim Aliya İzzetbegoviç ile kısıtlıydı. Ne Srebrenica soykırımından , ne de Sırp'tan , Boşnak 'tan haberim vardı . Gittim , gezdim , gördüm ama bence en önemlisi hissettim. İnsanlar mutlu değillerdi . Evlerin, binaların duvarlarında kurşun izleri , sokaklarda katliam yapılan yerlerde kırmızı boyalar içinde insan hissetmekten , unutmamaktan başka ne yapabilirdi ki zaten. Bosna daki yaşanmışları belki daha sonra tekrar tekrar anlatırım . Fakat şimdi lafı daha fazla uzatmadan kitaptan bahsetmeliyim. Bende unutmamak ve gidişime anlam kazandırmak için Bosna Hersek katliamı sırasında yaşananlar , yaşayanlar hakkında kitaplar okumaya başladım. . Kitap Sırpların yaptığı katliam sırasında konservatuar öğrencisi olan Suada Hatiboviç üzerinden anlatılıyor.Aynı ırktan gelen , aynı ülkede yaşayan sadece dinleri farklı olan iki genç aşık oldu Suadaya. Biri Müslüman Boşnak diğeri Hristiyan Sırp .Bir kızı bin kişi ister bir kişi alır demişler . Biri aşkına karşılık bulup sevgisini büyüttü, diğeri ret cevabını alıp intikamla dolup taştı.
    . Tarih 6 Nisan 1992'ye geldiğinde bir bombayla başladı bütün acılar . Suadayla birlikte bir çok Boşnak kadının kaderi olanlar zihnimde defalarca yaşandı. Kitabın ilk sayfalarında da denildiği gibi "Bir gün ... Sıradan bir insanın başına sıra dışı bir olay geldi.Ve böylece baş karakterimizin yolculuğu başladı." Suada Hatiboviç 'in yaşadıkları daha doğrusu Boşnak kadınlarının yaşadıkları (çünkü ne diyordu " Bu kitap hayal ürünü bir roman değildir. Tamamen gerçeklere dayanmaktadır." ) beni ciddi derecede etkiledi. Bunu göze alarak , hüznün ağır bastığı zamanlarda okumaktan kaçının. Bende günlerce etkisi sürdü. .
    Doğru kelimeleri kullanamamak , kitabın gerçekliğini yansıtamamaktan korkuyorum. Nacizane tavsiyem zamanınızı ayırıp Bosna Hersek 'i araştırmaya başlayın ve hissedin. (Mesela hemen şu an)
    Selametle
  • İyi ki okudum, iyi ki tanıştım o güzel karakterlerle diyorum.. Tadı damağımda kaldı.. Ömer Hayyam, Nizamülmülk, Hasan Sabbah.. Hepsinin hikayelerine dahil oldum, o zamanlarda yaşadım sanki. Tabii ki Hayyam etkisi, sivri dili yadsınamaz derecede fazla. Dört bölümden oluşan kitapta ilk iki kısımda bu ünlü kişilerin hayatlarına, Hayyam-Cihan aşkına, devletin veziri Nizamülmülk ve Alamut Kalesi'nde fedaileriyle yönetimde etkisi hayli büyük olan Hasan Sabbah'ın yaşamına şahit oluyoruz. Maalouf'un anlatımı öyle güzel ki, betimlemeleri sanki orada kamera varmış da izliyormuşum gibi hissettirdi bana. Kitabın son iki kısmı Hayyam'ın Semerkant Yazması'nın yıllar sonra araştırılmasını, İran'ın siyasi durumunu, Rus-İngiliz baskısı altında en büyük direnişi gösteren 'Ademoğulları'nı konu edinmiş. Şunu söylemeliyim, bu kitaptan sonra tek tek hem Hayyam, hem Hasan Sabbah hem de Nizam'ın hayatlarının daha detaylı anlatıldığı kitaplar edinme hevesine kapıldım. Herkes okumalı, hele tarih severler okumadıysa liste başına koymalı..
  • Her insanın hayatında kesinlikle okuması için tavsiye ettiği kitaplar vardır. Bende bu kitabı bunların içine ekliyor. Mehmet Akif müthiş dil hakimiyetini vatan aşkına ve din anlatılarına zamanın sorunlarına değinerek anlatması beni çok etkiledi.
  • Halbuki ne şeytanı azizim ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması ... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey :"Hakikatleri görmekten kaçma itiyadı var..."
    Sabahattin Ali.... Her şeyi bu kadar nasıl muazzam dile getirmiş.. içimizdeki şeytanı,ihtiraslarımızı, acılarımızı, korkularımızı, sevinçlerimizi, yüzleşmekten korktuğumuz gerçekleri ve daha nice nice durumları... Kaçmaya çalıştığınız her şeyi, bahanelerin ardına sakladığınız gerçekliklerle yüzleştiriyor sizi, hem iyisiyle hem kötüsüyle önünüze seriyor tüm gerçekleri.
    Kitabın en can alıcı yönü de bu değil mi zaten? Herkesin 'İçindeki Şeytanı"okuyucuya sunması, acılarla yaşanan aşkı, olay kurgusu içinde titizlikle işlemesi, muhteşem karekter tahlilleri ile şaşırtmadı Sabahattin Ali...
    Oysa kolay olan şeyi herkes başarır. Mühim olan zorluklarla mücadele etmek değil mi zaten? Kitabı en baştan okuduğunuzda kendisinden bile aciz genç bir adamın "Aşkına, sevgisine" ihtirasları uğruna sahip çıkamayıp, sevdiği kadından vazgeçmek zorunda kalması anlatılıyor. Kendi kendime düşünmeden edemedim :"Bir insan nasıl bu kadar hata yapar ve yapmış olduğu hataları nasıl görmezden gelebilir?" Üstelik yapmış oldugu hataları tekrar tekrar yapmaya devam edecek kadar kör... Zavallı, zavallı Ömer... Duygularını uç yaşayan Ömer... Hayallere dalan ama hayallerinden öteye gidemeyen Ömer... Macide'ye en büyük haksızlığı yapan Ömer... Yapmış olduğu hataları "İçindeki Şeytanı" bahane edip kendi hatalarını görmezden gelmeye çalışan Ömer... Olaylar o kadar gerçekçi bir şekilde anlatılıyor ki, iliklerinize kadar yaşamanız mümkün. Karekterlerin acılarını o kadar yoğun hissediyorsunuz ki acılarına ortak oluveriyorsunuz. Bazen farkında olmadan gözleriniz dolabiliyor. Bu kadar acıya göz göre göre nasıl dayanılabilir diye aklınızdan geçirmeden edemiyorsunuz...Okuduğum en değerli kitaplar arasına eklemeden edemeyeceğim... Kitapta altını çizecek o kadar çok cümle var ki.. Acılar, çaresizlikler, hatalarla, dolu cümleler.... Okunmalı, yürekten okunmalı... Yüreğinizle okuduğunuz zaman bu kitabı işte o zaman çok iyi anlayacaksınız...