Herhangi bir şeyin farkına varabilmek için önce onu tüm kolektif değerlerden ve yerleşmiş yargılardan arındırmamız, sonra ise kendi ellerimizle yeniden giydirmemiz gerekir.
Gerçek hayatta da böyledir; kişi rahatsız olduğu şeye bir şekilde zarar veremeyeceğini, ona somut bir yolla saldıramayacağını anlayınca, o şeyi önce dil üzerinden küçültmeye, yıpratmaya çalışır, dille saldırır.
Winnicott, bebeğin kendisini dünyanın merkezi zannettiği döneme " ilk narsisizm " (primary narsisizm) adını verir. Baş kahraman ile bu kahramanın etrafında cereyan eden olaylar merkezinde dönen klasik romanları okurken, bu " ilk narsisizm " çağına dönmüş oluruz.
Hepimiz hayata bilmeden başlarız ve bizi çevreleyen ortamdan bahseder olduğumuz andan itibaren, bu çevrenin ne olduğuna, niteliklerine ilişkin varsayımlar üretmeye başlarız. Bu varsayım üretme süreci bir ömür boyu devam eder; ve kendimizi nasıl tanımladığımız, yaşadığımız hayat, kendimizi nasıl hissettiğimiz de kendimizle dış dünya arasında kurduğumuz ilişkiye dayanır.