Hayatımın en eğitici dönemini geçiriyorum ve farkındalıkların ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum. Binlerce nüans var ve bu nüansları sistematik olarak yazmak gerçekten zor. Yine de bir yerden başlamak lazım çünkü insanın değişimi ancak geçmişi tekrardan değerlendirerek mümkün olabiliyor. Yazmak, aslında insanın o zaman ki algılarını, farkındalıklarını dondurmak anlamına geliyor ve bu sayede, geçmişimize dönüp baktığımızda kendimize karşı ölçülebilir gözlem yapma imkanına sahip oluyoruz. Yazılı olmayan her şey, hafızamız tarafından manipüle edilebilir ve bir yanılgıya inanmamıza sebebiyet verebilir.Zeka ve farkındalık bir anomalidir. Bireyin kendini toplumdan kopuk hissetmesine sebebiyet veren her farkındalık, bireyin davranış ve düşüncelerinin toplum nezdinde kabul görülmemesiyle sonuçlanır. Toplumdaki insanların büyük bir kısmının olası hayat çizgileri, ne yazık ki genetik faktörler ve çocuklukta yaşanılan eksiklikler ile şekillenmiştir. Acıdan kaçma davranışı dürtüseldir ancak bu kaçış her zaman dışsal motivasyonlara ihtiyaç duyar. Nitekim dışsal motivasyona ihtiyaç duyan bireyler daha fazla tüketir ve ekonomik sistemin sürdürülebilirliği açısından önemli bir role sahip olur. Sahip oldukları ile mutlu olmayan birey, sahip olamadıklarıyla da mutlu olamaz ve bireyin hayatı bir kaçış ve çırpınıştan ibaret olur. Yıllar ilerledikçe bunu kabul etmek zorlaşır ve yüzleşmek yerine kendine bir kabuk örer. Bu kabuk, yıllar geçtikçe o kadar kalınlaşır ki, gerçek olan ile bireyin kafasındaki gerçek arasında bir uçurum oluşur. Özgür irade çoğu insan için bir ilüzyondur ve yalnızca kendi içine bakmaya cüret edebilen bireyler için gerçek olabilir. Kendi içine bakmak ve temel ruhsal ve duygusal gereksinimlerimizdeki eksikleri fark edebilmek, büyük bir iç rahatsızlığını da