Genç bir adamın duygularını olgun bir erkeğin kederi kadar etkisi altına alan başka bir şey olamaz. Michelangelo’nun kendi içindeki uçuruma dalmış Düşünen Adam’ı, Beethoven’ın acıyla kıvrılan ağzı gibi, dünya acılarını dile getiren ve trajik masklar, henüz tam şeklini bulmamış ruhunu Mozart’ın pırıltılı müziğinden veya Leonardo’nun figürlerini saran berrak ışıktan daha çok etkilerdi. Kendisi zaten bir güzellik olan gençliğin güzelleştirmeye ihtiyacı yoktur: İçindeki gücün aşırı canlılığı onu trajik olana sürükler ve hüznün henüz deneyimsiz olan kanına ağır ağır karışmasına isteyerek izin verir. İşte, gençliğin her türlü tehlikeye hazır olmasının ve ruhun tüm acılarına kardeşçe elini uzatmasının nedeni de budur.