"Yeni bir ateş söndürür başkasının yaktığını, yeni bir acıyla hafifler eski bir ağrı." diyor Shakespeare. Bu yangını kim nasıl söndürür diye dönüp dolaşırken bir başkalarının yaktıklarına şahit oluyor insan. Kaçabilir mi peki içindeki yangından? Yaktıklarından mı yakılanlardan mı önce hangisinden kaçmalı peki? "Gittiği her yere kafasını götüren insan, kendinden ne kadar kaçabilir?" diye soruyor ya Pessoa. Tüm bunlardan kaçmak için sığındığı tek limanıdır hayaller... Uzaklaşmak için, kendini bir yerde bırakmak ve daha güçlü kalkmak için düşlüyor insan... "Aslında bir anlamda unutmaktır düş kurmak." dememiş miydi Pessoa. Sonra aklına Dostoyevski'nin "Neden başkaları hiç beklenmedik bir şekilde mutluluğa ulaşırken, iyi insanlar mutsuz yaşamaya mahkûm ediliyorlar?" sorusundaki derinlik takılıyor. Neden sorusu bence insana verilmiş en büyük ceza. Sorgulamadan, her şeyi olduğu gibi kabullenip ardını arkasını düşünmeden yaşayabilirsen hayat daha mutlu olmaz mı? Neden oldu, neden olmadı? Sordukça mutsuzluğu buldu, mutsuzluğa ulaştıkça da sorar durur oldu.
#kalemimden