Evvel adım attık yola, ayakkabım bağsız gerek,
Dünya bağı koptu tenden, bize dosta varmak gerek.
Kırık pencereden baktım, can mülküne nazar kıldım,
Siyah altın kolyeleri, bir pul edip atmak gerek.
Mescitlerin tavanından, nurdan sular fışkırır, Avizeler gül dökerek, dertli gönlüm coşturur.
Ak kaftanlar dikilmiş, yakası gül işleme,
O Sultan’ın cemalini, gümüş kapta görmek gerek.
Bir yamalı hırka gördüm, pirinç saçar yerlere,
Doldurdum derviş heybesin, muhtaç olan ellere.
İman tahtam üstüne, asıldı "Allah" lafzı
Kıbrısî’den nişan aldım, o kapıya varmak gerek.
Bediüzzaman bir yanda, Server-i Âlem önde, Gördüğüm bir hakikattir, ne düştedir ne günde. Kırmızı bir seccade, altın işlemiş yolu,
"Budur senin namazın" der, secdeye baş koymak gerek.
Yol uzadı kervan oldu, ucu vardı Resul’e,
Develer çöle dizildi, hasret kaldık bir göle.
Su tükenmiş ne gam eyler, toprak bize abdesttir,
Teyemmümle arınıp da, dosta doğru gitmek gerek.
.