• Adresinde yoklugunu kıyamet bilerek 
    Sadece susarak özlüyorum seni 
    Hiç tanımadan, ne garip 

    Sadece susarak özlüyorum seni 
    Hiç tanımadan, ne garip 
    Sense uzak, çok uzakta 
    Bir deniz gibisin resimlerde 
  • Kim gayri müslim bir vatandaşa eziyet ederse, kıyamet günü onun hasmı ben olurum. Ben kimin hasmı olursam, onunla hesaplaşırım.

    (Hadis-i Şerif)
  • Tesadüf eseri karşıma çıkan bir roman Konstantiniyye Oteli. Bir otobüs firmasında unutularak ve sahibinden ses çıkmamasıyla birlikte elime geçti. Nedense unutulmuş kitaplardan yana şansım yaver gidiyor bugüne kadar beğenmediğim çok az unutulmuş kitap olmuştur.
    Livaneli ile tanışma kitabım olması da ayrı bir önem arz ediyor benim için.

    Roman tam anlamıyla bir Türkiye tablosu. Zenginin çok zengin , fakirin ise çok fakir olduğu ülkemizde, bu iki değneğin ucundaki insanların bir ipteki cambazlıklarını gözlerimizin önüne seriyor yazar. Bu cambazlık gösterisi kimi zaman gözünüzden yaş getirecek kadar hüzünlü , kimi zaman da insanlardan nefret edeceğiniz kadar iğrenç ve ön önemlisi de gerçek.

    Bir otel açılışının ana konu olduğu kitapta otele gelen davetliler ve çalışanlar üzerinde şekilleniyor kitap. Bir de otelin yeraltı Nekropolis \Konstantinopolis yani İstanbul’un altında yatan ölüler. Otelin açılışı bu üç grubun içine ve onların hikayelerine doğru yolculuk yapmamızı sağlıyor.

    1. Grup :
    Paranın hüküm sürdüğü topraklarımızda , “Kroyum ama para bende!” tiplerinden tutun da paranın içinde yüzerken, bilgisizlik havuzunda boğulan tipler, kurnazlık ile zekayı birbirine karıştıranlar, her şeyi bildiğini sanıp hiçbir şey bilmeyenler, tek değerli bilginin dedikodu olduğuna inananlar, para için her türlü yıkama yağlama yapanlar, ameliyatsız güzel görünmeyeceğine inanan kadınlar, eşlerini aldatan çiftler daha neler neler zenginler çetesini ayakta tutmakta.

    2. Grup:
    Çoğu İstanbul’a taşı toprağı altın diyerek göç etmiş, kimi umduğunu bulmuş kimi bulamamış. İçlerinde dinine hastalık derecesinden bağlı olup İşid’e katılan da var , çocuklarını ve karısını aşırı kıskançlığın beyinde yarattığı hastalıkla düşüncelerle balkondan atan da var. Bir teneke barakada yaşayıp annesi geçinmek için başka erkekle birlikte olmak zorunda kalmasın diye araba hırsızlığı yapan çocuklar da var. Ya da tecavüzcüsünün boynunu kesip köy meydanına atan ardından tecavüzcüsünden hamile kaldığı için çocuğu yüzlerce kez öldürmeyi denemiş ama başaramamış bir kadın ve onun hapishanede büyüyen çocuğu Garip de var. Türkiye bu, biter mi fakirin fukaranın trajik öyküsü?

    3. Grup:
    Mezarda kıyamet gününü bekleyen ruhlardan oluşuyor bu grup. Milyonlarca yıl öncesinden günümüze kadar bir sürü insan , hayvan , hatta organ var burada. Hepsi kendi dertlerini kitabın bir bölümünde aktarıyor. Abisi tarafından boğdurulmuş 19 şehzadenin üzgün ruhları, başı kesik olup Ayasofya’nın kapısı arayan at, gözleri oyulan insanlar, Resneli Niyazi’nin Hürriyet Geyiği’nin nasıl katledildiği, hadım edilmiş bir adamın organının , sahibini arayışı, Osmanlı donanmasında kullanılan maymunlara edilen tecavüzler…

    İşte bu grupların hepsi o gece otelin açılışında gözlerimizin önüne serildi. Ülkemiz gözlerimizin önüne serildi. Paranın insanı insan yapmadığı , bilginin ne kadar bol ve bizim ülkemizde ne kadar az insanın ona sahip olduğu gözlerimizin önüne serildi. İstanbul üzerinden tüm insanlığın karakterinin anlatıldığı romanda ne kadar çirkin , aç, bir tür olduğumuz adeta yeniden kanıtlandı.

    İsa doğdu, peygamberler geldi geçti, kutsal kitaplar bırakıldı. Peki ne değişti ? İnsanlar hala birbirlerini öldürmüyorlar mı ? Komşusu açlıktan ölürken , partilerde , yemeklerde hunharca , kusana kadar yiyip, içmiyorlar mı ? Çocuklar ölmüyor mu ?

    İnsan bu dünyaya geldiğinden beri hiçbir şey değişmedi. Hala kötülükle beslenen bir tür olarak yükselmeye , besin zincirinin tepesine geçmeye devam ediyor. Livaneli bunu Türkiye üzerinden aktarmış , bazı tarihi olaylara Gezi’ye ve Roboski’ye yer vermeyi de unutmamış. Hiç değilse medya yerine romanların önemli olayları tarihe aktaracağını bilerek hareket etmesi bile bu romanı benim gözümde güzel kılar. Tam anlamıyla bir karakter ve dünya analizidir. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
  • Resûlullah (S.a.v) buyurdular ki,

    “Kıyamet günü insanın mizanında en ağır basan şey, güzel ahlaktır.”

    (Tirmizî, Birr: 20; Müsned, 6: 449)
  • İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır?
    Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.(Kıyamet Suresi)

    Parmak izlerinin kişiye özel olduğunu batılı bilim adamları 19. Yüzyıl sonlarında ancak keşfedebilmiştir..
  • “Bir ümmetin diğerinden daha çok olmasından ötürü, aranızdaki yeminleri bozarak, ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra bozan kadın gibi olmayın. Allah onunla sizi dener. Andolsun ki, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size kıyamet günü açıklar.”
    (Nahl: 16/91-92)
  • Anlatırım içten durumlarda küfür kıyamet
    İdare et dilimi çözersem yaram kanar