Çok uzaklardan geliyoruz
çok uzaklardan..
Ve artık
saçlarımızı tutuşturarak
gecenin evinde yangın çıkaracağız;
çocuklarımızın başlarıyla kıracağız
karanlık camlarını!..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Güneş çoktan batmıştı. Yıldızlar, lacivert bir yorganın üzerine saçılmış kıymetli taşlar gibi gökyüzünü süslemişti. Ona kimsenin karışmadığı büyüleyici bir boşlukta olduğunu hayal etti. Bu sonsuz boşlukta küçücüktü ve bazen kendini çok yalnız hissediyordu....o anda bir kuş kadar hafifti. Onu böylesine heyecanlandırıp ensesindeki tüyleri diken diken eden bu hisse ''özgürlük'' dendiğini biraz daha büyüyünce öğrenecekti.
Bir zamanlar elmas gerdanlıklar gibi ışıl ışıl parıldayan şehir, şimdi buzlu camdan bir kubbenin altında donup kalmış. Gökyüzü kefen gibi beyaz, güneş hayalet gibi silik. Boğaz suyu kapkara. Dallar bir türlü tomurcuklanmıyor. Haşarı bir veledin kavanoza hapsettiği sinekler gibiyiz, cama kafamızla vurup bir nefeslik delik açmaya çalışıyoruz.