Kutadgu Bilig, bir alıntı ekledi.
 18 May 08:33 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih`ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...

Çile, Necip Fazıl KısakürekÇile, Necip Fazıl Kısakürek
DUA, bir alıntı ekledi.
 18 May 02:00 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Yetim Babama ve Babası Olmayanlara
Akşamdır.
Güneş uyuklar evlerin çatılarında
Tasını tarağını toplayıp gitmeye hazırlanan bir gezgindir sanki
Hoşcakal demek için son bir kez uzanır
Gözlerini uzaklara bağlayıp pencereden dışarı bakan çocuğa.

Akşamdır.
Babalar ellerinde ekmeklerle yürürler kaldırımlarda.
Genç bir oğlan ağacın altında şiir okur sevgilisine
Camları titreterek bir kamyon geçer sokaktan.

Akşamdır.
Çocuklar el ele tutuşup dönerler artık okullarından...

Çalar kapı
Görünür annenin sapsarı yüzü
Binlerce kanadı kırık kuş o sıra uçmaya çalışırlar kentin üstünde
Bağırırlar:
-Baba öldü!

Baba bana yürüdüğün o yolları göster
Baba bana dünyanın yüreğine inen geçidi

Baba durursam azarla tökezlersem kaldır beni

Toprağa süre süre arıttım yüreğimi
Ellerim kanıyor bak ısırganlar yolmaktan
Sesim nasıl da kısık
Nehirlerin kaynağında durup da bağırmaktan

Baba bana yaşamın çekirdeğini göster
Baba bana bu yolun sonundaki çiçeği

Güneş giriyor koluma
Ömrüm çağırdı beni
Bu yolda yürürüm ben

Baba şarkılarıma küfret
Bir gün eğer dönersem

Senin düşlerin baba,
Bende bir ad buluyor kendine
Birbiri ardına ekleniyor sözcükler
Nemli duvarlarında kentin
Deniz köpüğü ve tuzdan dilleriyle..

Senin bakışların baba, bende
Sürüyor, filizleri gibi mutsuzluğun
Uzaklara bakan binlerce göz
Ufkun ardını kolluyor boyuna
Güneşin vurulduğu yerde boynunun.

Senin ölümün baba, bende
Bir anafora kapılarak
Yeniden doğuma dönüşüyor
Köklerini toprak altında saklama
Baba, oğlun daha yaşıyor...

Bu şiirleri toprağa gömeceğim
Sözcükleri tohum olacak
Çiçekler fışkıracak topraktan
Sevgilerin dal olacak baba
Uzanacaksın uzaktaki bir ışığı yakalamak için
Işık köklerine dolacak bir gün
Yorgunluğun o çiçekleri sulayan
Koca bir nehir olacak
Baba, acıların sürgün...

Sevda Şiirleri - Zeytin Ağacı, Ahmet ErhanSevda Şiirleri - Zeytin Ağacı, Ahmet Erhan
Eyyüp Bademci, Kayı 1: Ertuğrul'un Ocağı'ı inceledi.
14 May 00:27 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ertuğrul'un ocağında yetişen ve Şeyh Ede Balı'nın dergahında pişen bir soyun dünya hakimiyetinin ilk basamakları. Koca çınarın fidanlıktan boy verdiği zamanlar. Akıcı ve merak uyandırıcı bir anlatımla. Tarihimizi nesnel bir gözle yeniden okumak. Tavsiye edilmesi gereken bir kaynak.

Aydım yarı gecede,   
Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,          Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda.   
Ama hançer taşı sanki Koca Kartaca!   
Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne   
Bak nasıl alıyor, yigit,   
Binlerce yıl da sonra   
Alıyor yesil.
~Ahmet arif~

Okuma Üzerine
Okumak Ve Tüketmek

Hangi kitabı, neden, nasıl, ne sürede okumalıyız soruları, her birimizin zaman zaman zihninde gezinen sorulardır. Çoğumuz tam anlamıyla aç kurtlarız. Hem o kadar açız ki, elimizden gelse, sürahiden süt döker gibi, kafatasımızı açıp içine kitapları aktaracağız. Ama bu mümkün olmadığı için, biz de bari gözümüzü doyuralım diye belki altından kalkamayacağımız kadar karışık listeler yapıyoruz. Bunda bir sıkıntı yok ama bize fayda sağlamayacak bir şey var ki, rotasız bir şekilde kitap almak.

Benim için bu çılgın kitap alma olayı, birkaç sene önce, Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap Listesi ile karşılaşmam, bunu yaklaşık iki ay boyunca taramam, ilgimi çekenleri listeme dahil etmem ve indirime gireni görür görmez satın almam ile zirveye vardı. İnsan acemi olunca, bazı noktalarda kendisi gibi aç gözlü, kitap kurtları ile de arkadaş olunca, onu engelleyecek değil teşvik edecek insanları gördükçe, aldıkça alıyor. O zamanlarda da iyi çeviri konusunu önemserdim ama iyi zannettiklerim varmış meğer, bilememişim... Aldığım bazı kitaplar için bu yüzden pişman olmakla birlikte bunların sayısı çok abartılı olmadığı için içim ferah.

Size bugün kendi dünyamdan, keşfettiklerimden süzmeye çalışıp bu yazıyı yazmaya karar verdim. Aslında bu yazı aylardır zihnimde, taslak halinde de defalarca yazıldı. Fakat durdu bir köşede. Bir kez daha, bu sefer bitirebilme ümidiyle yazmaya koyuldum.

Hepimizin bilmesi gereken bir şey var, bazı kitaplar okunmadan bazı kitaplar okunmamalı. Aslında okunacaklardan ziyade okunması için zihnin -bence- hazır olması gereken kitapları yazmak daha doğru geliyor. Çünkü ille okuyun denecek hem yerli hem yabancı edebiyata ait o kadar çok güzel eser var ki, bu nokta ancak sizin kendi karar ve zevkinize göre şekillenmeli. Okumak için hazır olunması gereken eserlerden benim verebileceğim örneklerden biri; Ulysses. Bazı okurlara bakıyorum, o kadar istikametsiz, o kadar rastgele okuyorlar ki. Karışmak olur diye elbette bir şey söylemiyorum. Çünkü herkes, istediğini alır okur. Ama kuzum, n'apıyorsunuz? :) Bir sakin olun. O zihin buna hazır mı? Ben de bazı birkaç kitap için apalamadan koşmaya kalkmıştım zamanında ama hemen fark ettim bu durumu ve dedim bu, böyle olmaz. Proust misal, Eco'nun bazı kitapları. İsmet Özel'in Of Not Being A Jew'u. Saatleri Ayarlama Enstitüsü misal. Bunlar öyle hadi elime alayım, çayımı içerek okuyayım diyebileceğiniz kadar kolay değil. Abartmak gibi olmasın ama 30 yaşından sonra bu kitaplara yaklaşmak, anlamak ve faydalanmak açısından daha önemli. 30 dememin sebebini de anlamayacak insanlar illa ki olabileceği için bunu da açıklamalıyım. 30 yaşında bir aydınlanma gelmeyecek herhalde. :) O vakte kadar Dostoyevski, Yaşar Kemal, Charles Dickens, Sabahattin Ali, Halikarnas Balıkçısı, George Orwell, Mihail Bulgakov vb. gibi birçok anlayabileceğimiz yazarı, tabiri caizse hatmetmek mümkün olduğu için söylüyorum. Çünkü bunlardan bir şeyler okuduğumuzda zaten anlamanın zevkine varmış olacağız. Anlamak en güzel mertebedir. BİZLER, ANLAŞILMAYI BEKLEYEN VE HER FIRSATTA ANLAŞILMAMAKTAN ŞİKAYET EDEN O KUTLU VARLIKLAR, İLK ÖNCE ANLAMAYI DENEMELİ, ÖĞRENMELİYİZ. Ama adam iyi bir inceleme okudu diye paldır küldür ''Gidem de Musil okuyam gelem.'' derse, tebrikler ve başarılar dilerim. :) Ha istisnalar var elbette. Bazı insanların vakit açısından daha fazla imkanı vardır. Bir insanın 2 senede okuduğunu, o kişi 1 senede okur ve bu durum karakterine, aldığı eğitime ye yetiştiği ortama bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Hemen bana biri çıkıp da eniarcuokkey yapmasın. Herkesin zihin dünyası hem kendine hem okuduklarına bağlı olarak değişken bir olgunlukta olabilir.

Şiirlerle ilgili de söylenecek çok şey var. Ayrı bir yazı yazmayı da düşündüm ama hazır elime kalemi almışken, bununla da ilgili yazayım dedim. Şiir dünyası da anlam çeşidi bakımından kendi içinde bir merdivene sahip. Kendi adıma okuyup, en zor kategoriye koyduğum yegane isim Sezai Karakoç'tur. Anlaşılır ve gerçekten anlayabilirseniz, öyle dolu mısraları var ki, bunları yazmanın nasıl mümkün olduğuna insan hayret ediyor. Ama anlaması o kadar zor satırları var ki, onu bence ulaşılması gereken bir hedef gibi benimsemeli. Mona Rosa'nın şairi, benim için apayrı kıymetlidir ve hep öyle kalacaktır. Sezai Karakoç, divan edebiyatından önceki merdivenin en son basamağıdır. Divan edebiyatına ait, anlam bakımından hayli zor olan şiirler, şiir merdivenimizin elbette en son basamaklarında oturmaktalar. Bu arada bahsettiğim merdiven değer bakımından değil, anlamak bakımından kolaydan zora giden bir yükselişi ifade ediyor. Yalın anlamda da doğru düzgün şiir yazmak, sanıldığı kadar kolay değil. Bunu bir tür sanat çeşidi olarak düşünebiliriz. Sezai Karakoç'tan önce Cahit Zarifoğlu gelir. Aşırı zordur, lakin ona nazaran bir tık daha anlaşılır yazar. Cahit Bey'den önce de İsmet Özel gelir. Bu şairleri, yüzde yüz anlayan yiğit arkadaşlarla tanışmak benim için bir şereftir. Elbette bunlarla koca edebiyatı sınırlamak gibi bir düşüncede değilim. Bunlar birkaç örnekti. Düşündüklerime ve beğenilerime kıymet verip, bana özelden birçok konuyla ilgili öneri vermem isteyen, birçok okur arkadaşımız oldu. Okuduklarım doğrultusunda, bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Burada benden çok daha fazla okuyan nice insan var. Benim varsa bir farkım, bu da okuduklarım üzerinde düşünme sürem ile ilgili. Hep söylüyorum, çünkü bu sitede de her yerde olduğu gibi derin nefesler aldıracak çok şahsiyeti kıymetli insanlar var, açık nokta bırakmayacak şekilde, bu yazıyı yazayım ki başım ağrımasın. Ben bu yazıyı okuduklarım neticesinde kaleme alıyorum. Bunca okuma arasında konuşmaya hakkım olduğunu düşündüğüm yegane konu aslen şiirdir. Çünkü buraya okudum diye işaretlemesem de incelediğim, hayli uzun vakit geçirdiğim birçok şair oldu. Artık konuşmak hakkımdır. 3-5 şiir kitabı okuyup da sağa sola öneri vermek, benim için çok yanlış bir hareket. Konuşuyorsak, bunun bir arkası olmalı. Dostoyevski hakkında en çok, onu en fazla okuyan ve özümseyenler konuşabilmeli misal. Oğuz Atay ile ilgili onu en çok anlayanlar konuşmalı. Sevmeyenler elbette olur, görüş de bildirir ama kendisine hitap etmediğini ifade etmekle, birkaç kitap okuyup kelle almak başka bir konu.

<<Binlerce düşünce arasında, hangisini nereye kondurursam daha akıcı ve düzenli bir yazı olur diye düşünsem de, bu benim için biraz zor oluyor. Ben şu yazıyı, aylardır düşünüyorum. Lakin, okudukça söylemek istediklerim de çoğalıyor. Umarım, bu okuyanlar için faydalı olur.>>

En büyük önerilerimden biri de not alarak okumanız. Bu demde Hakan S.'yi anmamak ayıp olur, çünkü ben, bunu ondan öğrendim ve okumak bambaşka bir keyfe ve anlama büründü. Bakın, hepimiz daha fazla şey okumak istiyoruz evet. Vakit az, eser çok. Lakin, neden okumak istiyoruz? Bunun sonucunda ne olacağını düşünerek okumak istiyoruz? Bu soruları, lütfen ciddi ciddi düşünün, geçiştirmeyin. Daha itibarlı olmak için mi? Okumakla gelişmek arasındaki o köprüye inandığınız için mi? Okumak, havalı olduğu için mi? Şu frene bir basın ve bir bakın: KİTAPLARI OKUYOR MUSUNUZ YOKSA TÜKETİYOR MUSUNUZ?

Kübra bu. Kübralığını yapmasa olmaz. Birçoğunuz kitapları tüketiyorsunuz ve ben bunu üzülerek izliyorum. Evet, bana ne. Haklısınız da. Ama ben birilerinin, ''gıcığına gidicek'' diye, söyleyeceklerinden geri duracak biri değilim. Bunu zaten benim diğer yazdıklarımı okuyanlar bilir. Bir şiir kitabını alıp, 1 saatte okudum, güzeldi, tavsiye ederim, diyenleri görünce... İnanın sol yanım kanıyor desem yeridir. 1 saatte ne okudun, ne anladın, ne yaptınnnnnn. Herhangi bir kitabı da öyle, alıyorlar haralahuralagakgukcumburlop yutuyorlar. Faydası olmaz demiyorum, asla. Olur ama bu fayda; üzerinde düşündükçe, sabırla vakit geçirdikçe, kendinize izin verdikçe azami seviyeye gelecektir. Not almak, sizin o kitabın konaklayıp hoşçakal dediği bir zihni değil, izini bırakacağı bir zihni taşımanızı sağlayacaktır. Hangimiz dâhiyiz? Kaçımız diyebiliriz, ''Hafızam beni yanıltmaz.'' Kendinizi gözden geçirin, çok değil 2 sene önce okuduğunuz kitaplardan neler hatırlıyorsunuz, neler iz bırakmış, o kitaplar hakkında kaç cümle kurabilirsiniz? Elbette okuduklarımızdan o an fayda göreceğiz diye bir şey yok. Okudukça, kendimizi tanımayı, neleri isteyeceğimizi, kendimizi daha iyi ifade etmeyi öğreniyoruz. Ama bunun azami seviyeye çıkması, kitapları tüketmeden, bitirmek, profilinizdeki kitap sayısını çoğaltmak yerine, okuduklarınızı sözünüze ve kalbinize tıpkı bir hamura unu yedirmek gibi yedirmekle mümkün.

Şiir konusuna tekrar dönelim. Bence rastgele şiir kitabı almak en büyük hata. Bu konuda, özellikle dikkatinizi çeken birileri varsa onlara danışın. Bence bunun için üşenmeyin, dikkatinizi çeken bütün şairlerin incelemelerini, haklarında yazılan blog yazılarını okuyun. Alıntılara göz gezdirin. Yalın anlamda mı, kapalı anlamda mı yazıyor, hangi konuları tercih ediyor, dünya görüşü ve hayat hikayesi nedir öğrenin. Bu, şairleri anlamak ve beğenmek açısından çok ama çok önemli. (Benim gibi zaman geçtikçe, beğenmemek ve sadece neymiş diye de okumalar yapabilirsiniz. :>)

Koşma tarzında yazılmış şiirlere bakın misal. Şiir incelemelerini okuyun. Yeni başlayanlar, hemen anlamıyorum diye kestirip atmayın. Divan edebiyatında, sadece sanatın kutsallığını ve gelebileceği en üst noktaları görebilmek adına örneklere ve açıklamalarına bakın. O zaman kelimeler öğrenmeye, anlam kapıları açıldıkça, sanatın kutsal yolunda yürümek için istek ve haz duymaya başlayacaksınız. Şairlerin en ünlü şiirlerini okuyun internetten. Sonra biraz beğeninizin şekillenmeye başladığını göreceksiniz. Şiir, edebiyatta en sevdiğim ve mutlu olduğum alan olduğu için söylemek istediğim çok şey var lakin noktalamak zorundayım.

Eğer bizlere okullarda adam gibi eğitim verseler ve rotalar çizselerdi, bizler bugün bu rotasız okumalar içinde bocalamazdık. Kendimizi tanımamız bile o kadar zaman alıyor ki, sonra geçmişe bakıp ah ediyoruz, şu kitabı neden daha önce okumadık diyor ve üzülüyoruz. Ortaokul için çok tavsiye verebilecek konumda değilim. Umarım karşılarına onların dilinden anlayacak kaliteli nice öğretmen çıkar ve yardımcı olur. Sadece fantastik eserler, onlar için daha keyifli ve okumaya teşvik edici olabilir. Şu bir gerçek ki ileriki yaşlarda da bu türde eserler okumak zevk verse de, hayal gücünün en yüksek seviyede olduğu çağlarda okumak, paha biçilemez olsa gerek. Bu yüzden Harry Potter'larla ortaokulda karşılaşmama rağmen, okumamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Çünkü o zaman okusaydım, lisede ve şimdi bir kez daha okurdum. Lisede de fantastik eserlere, bilimkurgu türündeki eserlere ve polisiye eserlere yer vermek, okuma alışkanlığımızı beslemesi ve keyif vermesi açısından çok kıymetli. Sherlock Holmes'lar için falan en iyi dönem lise bence. (Ben hâlâ keyifle okuyorum ama çok baba eserlerle karşılaştıktan sonra bazı arkadaşlar bu serinin hakkını yiyiyor. Bence çok kaliteli ve keyifli bir dizi kitaptır.) Aynı zamanda yerli edebiyatımızdan da bu dönemde faydalanmalıyız. Bunlar için öğretmenlerimize danışmalıyız. Onlar bize uygun eserler açısından daha iyi yönlendirmelerde bulunurlar. Benimkiler gibi ille sorunca söyleyen öğretmenleriniz vardır, o yüzden gidin sorun arkadaşlar. Rus klasikleri ile tanışmak için doğru bir dönem mi bilmiyorum. Çünkü çeviri ve eksik metin talihsizliği direk bu konudan uzaklaşmanıza sebep olabilir. Bu da birçok kıymetli eserden mahrum kalmak demek. Ben lisedeyken Stephen King okurdum. İlerde bu heyecana sahip olmayacağım için, şimdi bu ilgimi sonuna kadar değerlendireyim derdim. İyi ki de okumuşum, iyi ki de ilk gençliğimi okumaya teşvik edecek kitaplarla geçirmişim. Bir Stephen King okumayalı epey zaman oldu. İlerde okumak istediğim 10 kitabı falan var hâlâ. Ama nasip olur mu bilmiyorum. Çünkü 2015'ten beri artık beni heyecanlandıran tür şiir. Goncalar güle döneli beri, mutluyum.

Okumak istemediğiniz, İngilizcesi reading slump olan bir dönem var. Ben buna ''okuyasıgelmeme'' diyorum. Elinize kitap almak istemezsiniz. Aldığınızda devam edemezsiniz. Ama içinizde de okumadığınız için bir pişmanlık vardır. Okumayın. Bırakın okumayın. Niye zorluyorsunuz kendinizi? Bu dönemde, belki de sadece düşünmemeye ihtiyacınız vardır. Yok illa bir şey okuyayım derseniz, dergi okuyun. Bir yazı en fazla 3 sayfadır, mutlaka resim de vardır geniş geniş. Şöyle yavaştan yavaştan okursunuz, böylece vicdanınız da rahatsız olmaz. Yeterince zaman geçtikten sonra okumak isteyeceksiniz merak etmeyin. Sadece okumaya bir mecburiyet olarak bakmayın.

Toparlayacak olursam, şiir için lise yıllarınızda Sabahattin Ali, Özdemir Asaf, Yavuz Bülent Bakiler, Erdem Bayazıt, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Selçuk İlkan anlamak için daha kolay şairlerdir. Çok da güzel şiirleri vardır. Öncesinde de söylediğim gibi divan edebiyatında açıklamalı mısralara bakın. İskender Pala'nın şiir kitaplarından faydalanabilirsiniz.

İlerisi için artık şiirden anlıyorum ben dediğinizde ise Metin Altıok, Ahmet Telli, İbrahim Tenekeci, Furkan Çalışkan, Muzaffer Serkan Aydın, Birhan Keskin, Didem Madak, Ah Muhsin Ünlü, Onur Bayrak ve daha niceleri, okumanız ve anlamanız için sizi bekliyor olacaklar.

***Not: Çok okumaktan ziyade, okuduğunu anlamaktır iş.>
https://www.youtube.com/watch?v=Sj85pMwfL1o

Sevgiyle ve anlamla kalın...

mahmut yiğiter, bir alıntı ekledi.
06 May 00:07 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Yılmaz Güney, Ahmet Kaya ve Aramê Dikran. ..Paris ve Brüksel'deki o iki koca kadim mezarlıkta, ait olmadıkları o yerde, sürgün mekanlarında yıllardır yatiyorken anlatamadıkları hikayeleri düşündüm. ..

Ahım Var Diyarbakır, Şeyhmus Diken (Sayfa 65 - Aras yayıncılık)Ahım Var Diyarbakır, Şeyhmus Diken (Sayfa 65 - Aras yayıncılık)
Merve Seyfi, bir alıntı ekledi.
04 May 23:10 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Sonra, bir zamanlar Malcolm X diye tanınan, bir zamanlar Malcolm Little diye anılan, eskiden "Koca Kızıl", " İblis" ve "Hemşerim" diye bilinen ve bunun gibi daha birçok isimle çağırılan El-Hac Malik el Şahbaz'ın geride bıraktığı tek şey olan o toprak birikintisine gece karanlığı çöktü..

Malcolm X, Ahmet Seyrek (Sayfa 64)Malcolm X, Ahmet Seyrek (Sayfa 64)
Cebrail Gözen, bir alıntı ekledi.
 04 May 20:53 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Türkiye’nin oranı ise % 1’in altında. 1453’te biz “know-how”a, bilgiye para öderken tüm Bizans “meleklerin kanadı var mı, yok mu”yu tartışıyordu.
Yıl 2008, dünya nanoteknolojiye, bilgiye yatırım yaparken koca bir ülke, “üniversiteye
giden gençlerin kafasında örtü olmalı mı, olmamalı mı”yı tartışıyoruz. Sultan Mehmet’e
deselerdi ki “550 yıl sonra senin torunların bunlarla uğraşacak”, emin olun inanmazdı.

Moks, Ahmet Şerif İzgörenMoks, Ahmet Şerif İzgören
Arslan erol özler, bir alıntı ekledi.
03 May 13:02 · Kitabı okuyor

Koca yürekli çocuklar
Ahmet Rıfkı, her günkü gibi çantası elinde,mektep kapısından içeri girdi.koridorlar sessizdi,ilk ders birinci sınıfların idi. Sınıftan içeri girdi selam verdi, öğrenciler ayağa kalkıp cevap vermediler.
Ahmet Rıfkı bunun sebebini öğrenmeliydi, döndü ve rica ediyorum lütfen biriniz konusun...
Ömer ayağa kalktı, muallim bey, mektebimizde ve mahallemizde eli ayağı tutan ağabeylerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler. Siz ise hala buradasınız!

Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi, Talha Uğurluel (Sayfa 72)Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi, Talha Uğurluel (Sayfa 72)
Sadrettin A, Elveda Güzel Vatanım'ı inceledi.
28 Nis 23:52 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

"Büyük umutlarla tutuşturulan isyan ateşinin ağır ağır sönüşünü... Tarih için küçücük bir an, bizim için koca bir ömür. Kimilerimiz için zindan, işkence, sürgün hatta ölüm. Kimilerimiz için destansı kahramanlıklar, kimimiz için rezil ihanetler, kepazelikler... Unutulmaz aşklar, büyük fedakarlıklar, derin ızdıraplar. Ve netice, paramparça olmuş bir cihan, paramparça olmuş bir vatan, paramparça olmuş hayatlar...."

İşte tam da bu duygu ve düşüncelerin örgüsü bir gerçeklik. Bir devrin acı gerçeklerini, ihanet ve kahramanlıklarını anlatması açısından meraklılarını tatmin edecek bir tarihi polisiye