• Büyük usta Nâzım Hikmet’in doğum günü. Nâzım bugün şiirleriyle, sevdalarıyla, kavgalarıyla 117 yıldır aramızda. İyi ki gelmiş ve kök salıp kalmış bu dünyada, koca bir çınar gibi.
  • Osmanlı ordusu çöküyor.Buna onu çökerten güz de inanmıyor ama Osmanlı ordusu biz buz dağı gibi çatırdayarak parçalanıyor.Üç hafta yetti.Bu koca çınar ilk fırtınada devriliyor.Bütün dünya hayretler içinde.Fırtınanın kendisi bile bunun böyle olacağına inanmazdı.
  • 516 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    "SINIF'ın ozanıyım mimli,
    HABABAM SINIFI'nın yazarıyım ünlü.
    Kim ne derse desin,
    Çocuklar için yazdım hep.

    Canım yansın diye
    İşimden atarlar sık sık,
    Acısını hep çocuklar çeker…
    Kendi öz çocuklarım,
    Benden önce.

    Şunu demek istiyorum!
    İki iş tuttum ömür boyu köklü.
    Çocukları okutmaktı ilk işim,
    İkincisi,
    Yazdığımı çocuklara okutmak.

    Ne gençlerden, ne çocuklardan
    Bir yakınmam yok
    Arap'ın dediği doğru:
    "Çocuk mazbut…"
    Memleketse görülüyor işte,
    Güllük gülistanlık…
    Ne var ki güllerin dikeni çok!" diyen Rıfat Ilgaz'ın ölümsüz eseridir Hababam Sınıfı. Türk halkının, neredeyse bütün karakterlerini tanıdığı ve içerisinde kendisinden bir şeyler bulduğu başyapıttır. Halkın sıkıntılarının, eğitim sistemindeki aksaklıkların, yanlışlıkların, güllerin, dikenlerin ve bunların yalın, duru, akıcı, anlaşılır bir Türkçe ile mizah yollu anlatıldığı romanın adıdır. Koca Çınar'ın öfkesinin, sevgisinin, özleminin yansımasıdır...

    Hababam Sınıfı, 1956-1957 yıllarında Rıfat Ilgaz'ın "Stepne" takma adıyla "Dolmuş" dergisinde bölümler halinde yayımlanan yazı dizisidir. Bu, skeç ve kısa mizah öyküsü tadındaki bölümler birleştirilerek, 1957 yılında roman olarak yayımlanmıştır.

    Hababam Sınıfı Rıfat Ilgaz'ın  yazarlığından ziyade eğitimci yönünün  ortaya çıktığı bir eser. Dönemin eğitim sıkıntıları anlatılırken, eğitim sistemindeki yanlışlıklar eleştiriliyor. Rıfat Ilgaz bu eleştirileri yaparken aynı zamanda okuru da güldürmeyi başarıyor.

    Eser, o yılların eğitim yapısını yansıtan kültürel bir ayna niteliğinde. Dönemin eğitim sistemindeki aksayan veya iyi işleyen yönlerini görmek açısından oldukça önemli.

    Rıfat Ilgaz, yaşadığı çağın eğitim anlayışına yakışmayan eli sopalı, geri kafalı, bağıran çağıran öğretmenleri ve tembel, ezberci, kopyacı öğrencileri eleştiriyor aslında. Çünkü bir öğretmen olarak ezberciliğe dayalı eğitim sisteminin öğrencileri kopyacılığa, hırsızlığa sürükleyeceğini biliyor. Yarattığı olumsuz karakterlerin karşısına uygulayıcı, içten, sorgulayan, kendine güvenen, onurlu tipler çıkarıyor. Zaten insana yakışan da bu değil mi? Memleketi emanet edeceğimiz çocukların bu bilinçle yetişmesi gerekmiyor mu?

    Eleştirilen öğretmenler içerisinde öğrencileri koruyan, kollayan, dertlerini paylaşan bir kahramanımız var, Mahmut Hoca, namıdiğer Kel Mahmut. Bir tarih öğretmeni ve idareci olarak olumlu özelliklere sahip, tatlı sert yapısıyla eserdeki en önemli karakterlerden bir tanesi. Kel Mahmut gibi eserdeki bütün karakterlerin de bir lakabı var ve bu lakaplar Kel Mahmut'un dediği gibi yerinde isimler.( #38750091 )

    Bütün sınıfın alay ettiği, çalışkanlığı daha doğrusu ezberciliği ile meşhur, sabahlara kadar çalışıp dersleri geçen tek Hababamlı İnek Şaban; çelimsizliği, otlakçılığı, çocukça şakaları, cebindeki çatapatlarıyla meşhur Güdük Necmi; her konuyu gazozuna iddiaya girmek için araç olarak kullanan, oburluğu, kopyacılığı, arkadaşları üzerindeki otoritesiyle meşhur ve neredeyse bütün şakaların mimarı olan Tulum Hayri; okuldaki hocaların imzasını taklit etmesi ve yatakhanede arkadaşlarının yüzünü boyamasıyla meşhur Kalem Şakir; Palamut Recep, Refüze Ekrem, Hayta İsmail, Sidikli Turan, Domdom Ali, Küp Arif, Bereliler ve diğer öğrenciler...

    Beden eğitimi öğretmeni Badi Ekrem, tabiiyeci Maraton Raşit, edebiyatçı Piyale İhsan, kimyacı Paşa Nuri, coğrafyacı Vakvak Rıza, matematikçi Sıfırcı Hamdi ve diğer öğretmenler...

    Rıfat Ilgaz'ın eserde anlattığı konular gerçek hayatından kesitler ve yarattığı karakterler de eğitim hayatındaki hocaları, arkadaşları esasen...

    Rıfat Ilgaz bu eseri hakkında şöyle diyor:
    "Hababam Sınıfı'nın çok okunmasının bir nedeni vardı elbet. Her okul sıralarında dirsek çürüten içinde biraz kendini bulmasa, bu kitap bu kadar tutar mıydı?"

    Rıfat Ilgaz'ın oğlu Aydın Ilgaz'ın Hababam Sınıfı hakkında söylediği şu sözler de dikkate değer:
    "Ülkemizde Hababam Sınıfı hala filme alınıyor, basılıyor, izleniyor ve hala gülünecek bir yönü bulunuyorsa; ülkede hala eğitimde sorunlar yaşanıyor demektir. Ne zaman Hababam Sınıfı unutulmaya yüz tutarsa, o zaman eğitimimizde de bir gelişme yaşanmaya başlamış demektir."

    Hababam Sınıfı yazıldığı günden beri beğenilen, sevilen ve çok okunan bir eser olmuştur. Ama şüphesiz 1975 yılında film olarak uyarlanması eserin daha çok tanınmasını sağlamıştır. Rıfat Ilgaz'ın, eserinde yazılanları ve eleştirilerini tam olarak yansıtmaması sebebiyle filme karşı tepkili ve sitemkâr olduğunu biliyorum. Rıfat Ilgaz'ın anlatmak istediklerinin, Hababam Sınıfı filmini izleyince değil, eseri okuyunca daha iyi anlaşıldığını ve bu siteminde haklı olduğunu düşünüyorum. Ama bu durum, filmin Türk sinemasındaki, romanın da Türk edebiyatındaki yerini değiştirmiyor. Eser, her iki alanda da efsaneler arasında.

    İyi okumalar...
  • 136 syf.
    ·Beğendi·10/10
    ''İyi bir savaş ve kötü bir barış yoktur.'' diyor bir fikir adamı.
    *
    Savaşlara lanet okumak istiyorum.
    Cengiz Aytmatov'un Toprak Ana'sı savaşlara bir lanet okumadır.
    Acılı bir isyandır.
    Hüzünlü bir direniştir.
    Barış çığlığıdır.
    Bütün yakınlarını yitiren bir kadının vaveylası...
    *
    Savaşlara lanet okumak istiyorum.
    Cengiz Aytmatov savaşlara lanet oluyor Toprak Ana'da.
    Toprağa çekilen anlamsız mistik çitlere ve bağrına basılan sersem mühürlere lanet okuyor.
    Ve bunu savaş karşıtı kitabına Toprak Ana ismini vererek yapıyor.
    Ve bunu uğruna kanlar dökülen toprağı konuşturarak yapıyor:
    *
    ''Durun kan dökmeyin!
    Ey dağların, denizlerin öbür tarafındaki insanlar, siz ki mavi göğün altında yaşıyorsunuz, savaş neyinize gerek?
    Ben toprağım bana bakın!
    Ben herbiriniz için aynıyım ve siz de benim gözümde eşitsiniz.
    Benim için önemli olan sizin sözleriniz değildir.
    Ben sizin dostluğunuza muhtacım, çalışmanıza, beni işlemenize!
    Saban izine bir çekirdek, bir tohum tanesi atın, size yüz katını vereyim, küçük bir fidan dikin kocaman bir çınar vereyim!
    Üreyin, çoğalın, hepinize güzel bir barınak olayım!
    Derinim, yükseğim, büyüğüm, ucum bucağım da yok... hepinize yeterim ben!''
    *
    Toprak ana hepimize yeterdi.
    Doğurganlığı ile merhameti ile hepimize yeterdi.
    Ama insanlar onu çekiştirip durdular.
    Çekiştirmelerine kutsal ifadeler buldular.
    *
    Ah, Aytmatov insanın boğazına yumruk atar gibi, ... çöken ağır kasvetin içinde ne güzel konuşturuyor toprağı:
    *
    ''Ölen köylülerin güçlü kollarını özlüyorum hep.
    Tohum eken evlatlarımı yitirmiş olduğum için hep ağlıyorum.''
    *
    ''Savaş her şeyi, kimsenin gözünün yaşına bakmadan yutup yok ediyordu: Hayatı, işi, hürriyeti, hatta çocukların bir kaşık çorbasını yalayıp yutuyor, en küçük bir buğday tanesini bile doymak bilmeyen midesine indiriyordu. ''
    *
    Savaşlara lanet okumak istiyorum.
    Anasız babasız bıraktıkları çocuklar için..
    Kocasız bıraktıkları kadınlar için..
    Evlatsız bıraktıkları anneler babalar için..
    Geriye hasta, sakat insanlar, kırık duygular bıraktıkları için..
    *
    Savaşın bu lanetini, bu yüzlerce yaşındaki koca laneti;
    ''Ey gökyüzünde parlayan güneş, sen bütün küreyi dolaşıyorsun, onlara sen anlat!
    Ey yağmur bulutu, dünyanın üzerine sağnak sağnak boşal, her damlan bir konuşmacı olsun da, onlara sen anlat!
    Ey besleyici Toprak Ana, hepimizi bağrına basan sensin. Onlarla sen konuş Toprak Ana, insanlara sen anlat!''
    .....
    - Hayır, bir insansın sen! Onlara sen anlat!
    *
    Anlatın ey insanlar, anlatın.
    *
    Korkunç bir hüzün...........,
  • 160 syf.
    İmam Gazali'nin Sultan Melikşah'a yazdığı mektup(lar) dahi diyebiliriz. Birkaç adım daha giderek nutuk bile deriz, niye demeyelim ki?

    İmam Gazali...
    Bir solukta zikr edebileceğimiz herhangi isim değil. Diğer adıyla Hüccet'ül İslam. Yani İslam'ın delili... Dahaca diğer namıyla İlmin kutbu... Gazali bir devrin maneviyat ve ilim çeşmesi. Kesildi mi ya bu çeşme? Zinhar! Neredeyse 10 asır evvelinden bu çağa sarkan koca çınar. Kelam ile felsefeyi, akıl ile tüm bid'atları bertaraf etmiş kutlu alim-i azam.

    Bu eseri okurken, lider olmanın ne kadar büyük ve de çetrefilli bir mesele olduğunu, yürüdüğünüz yolun ne denli kaygan ve keskin olduğunu göreceksiniz. Liderler cehenneme en yakın olanlardır... Zira onların ferdi hataları bile umuma mâl olur ve bu mesuliyet sizin omzunuza biniverir.

    Aile reisliği bile böyledir diyor İmam Gazali.

    Gazali kitabın birçok yerinde ayet ve hadisten delil getiriyor, neredeyse her meselenin altına da bir hikaye iliştiriyor. Onlar ne müthiş ve ibret dolu hikayeler!

    Keşke diyoruz, aile reislerinden, devlet reislerine değin liderlik iddiasındaki herkes okusa. Fakat bir seferlik okuma yetmez! Mütemadiyen okumalı. Zira böyle diyor İmam Gazali Melikşah'a.

    Ne yalan söyleyeyim... Düne kadar siyaset arenasında boy gösterme gibi bir niyetim vardı. Endişelerim mevcut olsa bile kararlıydım... Ta ki İmam Gazali ile tokalaşana kadar!

    Öyleyse bereketli okumalar!
  • Ben çıkmaz sokağım
    Herkes bilir adresimi
    Kanmayın sokak başında
    Güllerime çiçeklerime
    Yolun sonu ya koca çınar
    Ya unutulmuş bir mezarlık
    Ben çıkmaz sokağım
    Koskoca mahalle nin ortasında
    Sokağımı bilene
    koça çınar gölgesinde güven
    Bilmeyene ölüm sesizliği.....
  • Zigetvar Kalesi kuşatması sırasında rahatsızlandı. Koca çınar yıkılma aşamasına gelmişti. Başucunda 24 saat Kur’ân-ı Kerim okunmasını emretti. Hafızlara sık sık kendisi de eşlik ediyordu.

    Zigetvar kuşatması uzadıkça canı sıkıldı. Komutanlarını otağ-ı hümâyuna çağırdı: “Bu kal’a bizum yüreğumuzi yakmışdur” dedi, “dileruz Haktan ateşlere yana!”

    5 Eylül günü dış kalenin teslim alındığını duyunca pek sevindi. Ellerini açıp dua ettikten sonra, bir anlık gençleşen sesiyle son kez kükredi: “Tiz iç kale de fetholunsun!”

    İç kale de fethedildi. Ne çare ki koca hünkâr, ondan sadece birkaç saat önce fani hayata gözlerini kapamıştı (6-7 Eylül gecesi, 1566).