Annemiz bize, “Canlarım. Aşklarım. Mutluluğum. Tapılacak bebeklerim” derdi.
Bu sözcükleri hatırlatınca gözlerimiz doluyor.
Bu sözcükleri unutmalıyız, çünkü artık kimse bize böyle şeyler söylemiyor, bu sözcüklerin anısı da taşınamayacak kadar ağır.
Yıllardır kitaplığımda duran bir kitaptı. Bir solukta okunan ve çarpıcı bir kitaptı. Aile ve arkadaşlık bağlarını anlatırken olaya gerilim mükemmel yerleştirilmiş. Kitap tam olarak günümüz sosyal medyasının içyüzünü gösteriyor aslında. Mükemmel görünün hayatların aslında mükemmel olmadığını, yetersiz hissettiğimiz anlarda bile aslında yeterli olduğumuzu hissettiriyor. Sadece olayın sonu çok geçiştirilmiş hissettim. Son kısım biraz daha detaylı yazılabilirdi bence.
DİKKAT ! SPOİLER İÇERİR !!
Yazarın çocukken bazı kitaplarını okumuştum ama yetişkin olarak yazarla tanışma kitabım olarak tanımlayabilirim Martin Eden’ı.
Kitabın ilk sayfalarında çok zorlandım. Yazarın dili bana yabancı geldi. İlerledikçe daha kolay okuyabilmeye başladım. Kitapta bir karakterden diğerinin bakış açısına geçişler başlangıçta çok keskin geldi bana.
Karakterimiz Martin, kendisinden daha üst bir sınıfta gördüğü Ruth’a bir hayranlık duymaya başlıyor ve işçi sınıfında olarak gördüğü kendisini bu üst sınıftaki kıza yakıştırabilmek için kendisini bilgiyle doldurmaya başlıyor. Elindeki sınırlı imkanlarla veyahut imkansızlıklarla savaşıyor.
Görgü kurallarından , kişisel bakıma, dilbilgisine ve daha birçok konuya dair okumalar yapıyor.
Ancak aileden zengin olmayan bu genç hayatını devam ettirebilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Tekrardan gemide çalışmaya başlıyor ve çıktığı seferde hem okumaya öğrenmeye devam ediyor hem de para kazanıyor. Seferden döndüğünde artık emeklerinin karşılığını almaya başlıyor ve dilbilgisi kusursuza yakın bir hal alıyor. Kurtuluşu için yazmaya başlıyor ama kimse yazılarını kabul etmiyor. Yıllarca yazıyor ve pes etmek üzereyken büyük bir üne ve sınırsız paraya kavuşuyor. Açken parasızken onun yüzüne bakmayan insanlar parası olunca ona saygı duyup yanında olmak istiyor ama bu durum Martin’e mantıksız geliyor. Hayatın yaşamaya değmeyen bir şey olduğuna karar veriyor. Kendini denize bırakıyor.
Açlıkla, aşkla, ailesiyle, parasızlıkla olan savaşında bu gencin yanında olmak bana çok iyi geldi. Yer yer üzüldüm, bazen tüylerim diken diken oldu. Martin Eden’a “Ben sana inanıyorum.” diye bağırmak geldi içimden. Karakteri iliklerime kadar hissederek okudum. Sonunda birazcık üzüldüğümü itiraf etmek zorundayım. Böyle bitmemeliydi Martin..