1-)
Zamanımızın en yeni mucizesi, adına "yapay zeka" dedikleri o devasa hafıza kutusu. Her şeyi biliyor, her dili konuşuyor, her sorunun cevabını saniyeler içinde önümüze fırlatıyor. İnsanlık, kendi elleriyle yarattığı bu yeni tanrının önünde diz çökmüş durumda. Oysa bu akıllı makineler, bize dünyayı açıklamıyor; sadece dünyanın egemenlerinin duymak istediği cevapları düzenliyor. Açlığın nedenini sorduğunuzda size lojistik haritalar gösteriyor, sömürgeciliği anlatmıyor. Adaleti sorduğunuzda kanun maddelerini sıralıyor, gücü elinde tutanın hukukunu gizliyor. Aşkı sorduğunuzda ise kelimeleri yan yana diziyor ama bir kalbin çarpıntısını asla taklit edemiyor. Biz hafızamızı ve düşünme yetimizi bu dijital asistanlara devrettikçe, insanlığın bin yıllık birikimi de bir şirketin sunucularında rehin kalıyor. Kendi aklından sökülüp alınan insan, kendi bilgisizliğinin hayranı haline geliyor.
"Birinci Aşama: Duygusal kölelik olarak adlandırdığım bu aşamada, başkalarının duygularından sorumlu olduğumuzu sanırız. Herkesi mutlu etmek için sürekli çaba harcamamız gerektiğine inanırız. Eğer mutlu görünmezlerse bundan bizim sorumlu olduğumuzu ve bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünürüz. Bu inanç bizi kolaylıkla, sonunda en yakınımızdaki insanları bile yük olarak görmeye götürebilir." ​"İkinci Aşama: Bu aşamada, başkalarının duygularının sorumluluğunu üstlendiğimizde ve kendimizi yok sayarak bu sorumluluğu yerine getirmeye çalıştığımızda ödediğimiz yüksek bedelin farkına varırız. Yaşamımızda neler kaçırdığımızı ve kendi ruhumuzun çağrılarına ne kadar az kulak verdiğimizi fark ettiğimizde öfkelenebiliriz. ...Nelerin sorumluluğunu almayacağımızı artık biliyoruz; ama sonraki adım olarak da duygusal köleliğe düşmeden diğerlerini nasıl gözetebileceğimizi öğrenmemiz gerekiyor." "Üçüncü Aşama: Duygusal özgürlük adını verdiğim üçüncü aşamada, başkalarının ihtiyaçlarına korku, suçluluk veya utanç duygularından değil, şefkatten kaynaklanan karşılıklar veririz. Bu nedenle, davranışlarımız bizim için olduğu kadar, gösterdiğimiz çabayı kabul edenler için de doyurucu olur."
Sayfa 75·Kitabı okudu
Özgürlüğün temelinde itaatsizlik yatar. İtaat edenlerden ancak köle olur...
Alıntı
Allah seni özgür yaratmışken başkasının kölesi olma!
Alıntı
Kur'an evrensel mi tarihsel mi? Kur'an kendini bütün insanlığa hitap eden bir kitap olarak sunuyor. Mesela "Ey insanlar!" diye başlayan ayetler, "âlemlere rahmet" olarak gönderilen Peygamber vurgusu (Enbiya 107), "bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı" gibi ifadeler bunu net gösteriyor. Adalet, merhamet, dürüstlük, yardımlaşma, tevhid, insan onuru gibi temel ilkeler gerçekten zamansız ve evrensel hissettiriyor. Bunlar her çağda, her kültürde insana hitap ediyor gibi. Öte yandan, bazı ayetler 7. yüzyıl Arabistan'ının sosyal, ekonomik ve savaş koşullarına doğrudan cevap veriyor. Kölelik/cariyelik düzenlemeleri, belirli miras kuralları, savaşla ilgili hükümler gibi. Bunlar o dönemin gerçeklerine göre inmiş ve Müslümanlar genelde bunları ilke bazında** evrenselleştirerek yorumluyor: Örneğin "köleliği teşvik etmiyor, aksine özgürleştirmeyi teşvik ediyor" diye bakıyorlar. Ama tartışma da buradan çıkıyor – bazıları "tümü evrensel" derken, bazıları "çoğu evrensel, bir kısmı tarihsel bağlamlı" diyor. Kısa özetle: - Evrensel tarafı güçlü: Ahlaki, manevi ve insanlık hallerine dair mesajlar (adalet, zulme karşı duruş, vicdan, akıl kullanımı vs.) çok geniş ve günümüze de cuk oturuyor. - Bağlamsal tarafı var: Somut hukuki/sosyal düzenlemelerin bir kısmı o döneme özgü gibi durabiliyor. Yorumcular burada "genel ilkeyi al, detayını zamana uyarla" yaklaşımını kullanıyor çoğunlukla.