Deliler Boşandı.
Arisontopolis devlet radyosu, akşam yayınlarında şu haberi veriyordu: '' Allo allo...Sayın dinleyiciler! Şimdi aldığımız bir habere göre, şehrin en büyük akıl hastanesinden elli deli bugün kaçmayı başarmışlar ve şehre dağılmışlardır...Son dakika alınan haberden askeri kuvvetlerin de işbirliğiyle polisin bütün arama taramalarına rağmen akıl
Artık iyice farkındayım. Babam bizi erkeklere karşı korumak istiyor. Çünkü bu erkekler kötü yaratıklar. Artık bu gerçeğe ben de iyice inanmaya başladım. (..) Onlar gerçekten bizden güçlü galiba. Ama biz de istemediğimiz şeyleri onlara yaptırmamalıyız. O zaman biz de güçlü olmalıyız. (...) Ben de güçlü olmalıyım. Son günlerde kafamdaki tek konu bu.
Reklam
Bir ülkede demokrasinin tekniklerini teşvik etmek o ülkeyi demokrasi yapmaya yetmiyor.Bir ülkede demokrasinin yerieşebilmesi için mutlaka liberal değerlerin yerleşmiş olması, yaygınlaşmış olması gerekiyor. Bu gerçek açısından bakıldığında Türkiye'nin, Türkiye demokrasisinin temel problemüıin ne olduğunu galiba çok rahat teşhis edebiliriz. Demokrasi tartışmalarında ihmal edilen bir diğer konu da piyasa ekonomisi ile, özel mülkiyet,demokrasi arasındaki kopartılamaz ilişkidir. Sözü uzatmaya gerek yok. Dünya tarihi piyasa ekonomisi adını verdiğimiz sisteme veya buna yakın bir sisteme sahip olmayan tek bir demokrasi görmemiştir. Piyasa ekonomisi elbette demokrasinin yeterli şartı değildir. Ama gerekli şartıdır. Bir yerde piyasa ekonomisinin olması demokrasiyi garanti etmez. Ama olmaması demokrasinin olmayacağını garanti eder.Bu çerçevede de özel mülkiyete bilhassa dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Özel mülkiyet özgürlüğün garantörüdür. Özel mülkiyetİn korunamadığı bir yerde özgürlüğün korunması hayaldir. O yüzden, bir ülkede sadece seçmen yaşının veya seçilme yaşının aşağıya çekilmesi değil, özel mülkiyetİn yaygınlaştırılması da demokrasinin güçlendirilmesi demektir Keza, piyasa ekonomisinin varlığı bugün demokrasinin gerekleri arasında saydığımız sivil toplumun ortaya çıkması için de elzemdir.
İskenderiye kütüphane ve müzesinin yok edilmesi
"Bir milyon tomarıyla klasik çağın en önemli araştırma ve bilgi odağı olmuştu. İÖ 270'te Roma iç savaşı sırasında yıkıldı. Buradaki İsacı patriğin "paganlık odağı" diye örgütleyip kışkırttığı bir ayaklanmada ek yapısı içindeki papirüs kağıdına yazılı kitaplarıyla birlikte yakıldı. İmparator Justinianos dünyanın İS altıncı
Sayfa 780 - İmge YayınlarıKitabı okudu
Kızılderililer mi Kaplumbağa Adası Yerlileri mi?
Zihnimizin; kavramlar, isimlendirmeler ve algılarla biçimlendiğini unutmamamız, lehimize işleyen zamansal bir meseledir. "Kızılderili" ifadesi ülkemizde oldukça yaygın bir kullanıma sahip mesela, galiba hepimiz Kuzey Amerika'nın yerli halklarını böyle tanımlıyoruz. Kötü bir niyetimiz yok ama şunu bilmekte fayda var yine de. Aslında Kızılderili kelimesi büyük bir hakarettir. Red Skins (Kızılderili) aşağılık bir sömürgeci adlandırmasıdır. Yerliler bu ifadeyi duymaktan nefret ederler. Red Skins (Kızılderili) yerine, Native American (Amerikan yerlisi) tercih edilmeli. Zaten yerlilere göre Amerika diye bir yer de yok. “Kaplumbağa Adası" diyorlar yaşadıkları topraklara, anavatanlarına yani. Neden Kaplumbağa Adası dediklerine gelirsek; yerlilerin zengin/kadim sözlü edebiyat gelenekleri ve klasikleşmiş mitlerinde birkaç farklı şekilde anlatılır bu konu ve fevkalade bir tasvir ve özgünlük içeren anlatılardır bunlar.
Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş
Reklam
62 öğeden 11 ile 20 arasındakiler gösteriliyor.