a

ah şu Özlem

1 üye
Takip
Uzun aradan sonra:)
Artık sadece kendi irademi değil,çevremide yenecektim... SESSİZ MELODİ alıntılar...
ah şu Özlem
Mükemmel tirad
..İnsan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı. Ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında. Ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var dedi, Tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın. Aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır dedi... Aşık olun, gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı! Nasılsa ayrılık, insanın kendi tek kişilik yalnızlığını özlemesi.. Sade ölüm değil, ayrılık da yaşamın emri."
ah şu Özlem
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ahh ki ahh...
Rivayet odurki, Deniz ve gökyüzü birbirini seven iki aşıktır. Ne kadar sevselerde aralarındaki uzaklıktan dolayı hiçbir zaman buluşamazlar. Bir gün gökyüzü denizi çok özler ve ağlamaya başlar, gözyaşları çok sevdiği denizin tenine değer ve deniz sevgilisinin ağladığını teninde hisseder. Elinden bişey gelmez ve kendini kıyılara vurmaya başlar. Yağmur yağdığında denizin hırçınlaşması bu AŞK’ tan
ah şu Özlem
İlhamım sen tesellim gözyaşımdı...
ah şu Özlem
Yakamoz& Papatya -19
Papatya'dan şiirler... SENİ BEKLERKEN Seni beklediğim mevsimler, En güzel aylar. Seni düşündüğüm saatler, En amansız kaybolmalar. Seni yazdığım kağıtlar, En acılı mısralar. Seni gördüğüm dakikalar, En şen zamanlar. Sesini duyduğum anlar, En tatlı rüzgarlar. Sensizliğe sığındığım günler, En anlamlı kaçamaklar. Yokluğuna ağladığım haftalar, En kasvetli fırtınalar. Tebessümünü gördüğüm saniyeler, En baş döndüren manzaralar. Elini tuttuğum rüyalar, En amansız kabuslar. Adını haykırdığım hülyalar, En haklı feryatlar. Seni beklerken işittim, Kuşlar bile seni anarlar... Frostkurt Kendini arayan herkese...
ah şu Özlem
Yakamoz& Papatya[14-18]
Yakamoz'un mektuplarından... Ay yüzlü çiçeğim Papatya, Uzun süredir pek yakındığım bir konuya değinmek istiyorum. Sürekli dolaşıyorsun be kafamda sevdiceğim, tüm fikrimde sen varsın. Düşüncelerim çekiyor teslim bayraklarını birer birer; bir tek sana yeniliyor şu kalp, şu adam, şu garip... Bazen unuttum diyorum kendi kendime. "Bak, artık hatırlamıyorum o güzel gözlerini," diyorum. Sonra öyle bir zamanda geliyorsun ki aklıma, unutmak mümkün olmuyor. "Geliyorsun" dediğime bakma; zaten hep aynı yerde, kafamın içindesin. Kendini hatırlatıyorsun o kadar. Bazen bir camın ardından bakarken, bazen bir kedinin başını okşarken, bazen ise ıssız bir bankta oturmuş hülyalarda boğulurken... Ahh, seni düşünmek için ne de güzel zamanlar... Lakin elimden yazmaktan başka bir şey gelmiyor, Papatya. Ne bileyim, hangi taşa, hangi kuşa anlatayım seni? Söyle bana, insanlara anlatmak mı? Tövbeler olsun, insanlar güzel şeyleri mahvetmekte bir numaradır, Papatya... "Çok okuyorsun," diyorlar bana. Okumayayım da ne yapayım? Başka türlü bastıramıyorum ki içimdekileri. Hani bazen sorarlar ya "Nasılsın?" diye, için tuhaf olur. "İyiyim" desen yalandır, "Kötüyüm" desen edebe aykırı. "Hamdolsun" der geçiştirirsin tüm soruyu. İşte tam da öyle zamanlardan geçiyorum, biriciğim. Her gün yeniden tanıyorum kendimi, her sabah bir gerçeğime daha uyanıyorum. Yalnızım, Papatya, ve en büyük gücüm de bu. Hayat her geçen gün derslerini vermeye devam ediyor bana. Soyutluyorum kendimi her şeyden, kendi içime çekiliyorum bu sıralar. Meğer insan kendini unutunca nasıl da darmadağın oluyormuş. İlk günaydını kendine demeyince, ilk "Nasılsın, bir ihtiyacın var mı?" sorusunu kendine sormayınca nasıl da yalpalıyormuş şu hayat keşmekeşinde. Sevgi diyorum, en sağlam limanım artık. Çünkü o limanda çok değerli bir hazine
ah şu Özlem