Önümüzde dolu dolu kazanlar var. Lakin biz bir kepçeyle yetiniyoruz. Kazan yerine kepçe olsaydı, bir kaşık almakla iktifa ederdik. Bu devrin insanı, hele bu kadar bencilleşmiş, tamahkar bir haldeyken, diğergamlık mı yapıyor ne? Muhakkak bu alicenaplık değil, bataklıkta gül bitmez. Bu cahillik, bu müstefid olmayı bilememe, bu ferasetsizlik.
Yazar, rahatlasınlar, daha kolay ulaşsınlar diye dağ yoluna merdivenler diziyor, biz merdivenleri beğenmiyor, burun kıvırıyoruz. E muharrir daha ne yapsın? Asansör mü kurdursun şakihalara? Hoş, asansörü dahi tutsa, zamanımız heba olur, aman boşver der yekten yönümüzü değiştiririz.
Ne biliyor musunuz? Talep etmeyen birinin önüne ha gökten yıldız koymuşsunuz ha yerden nebadat. Onun için hiçbir şey farketmez, gözleri kördür, tat duyularını kaybetmiştir, dokunarak da hiçbir şeyi hissetmez.
Mademki gören için bir zirve var. Madem ki o bu zirvenin idrakinde, o hâlde onu oraya tırmanmaktan hiçbir şey alıkoyamaz. İsterse deve dikenleriyle dolu olsun yolu, keskin kayaları olsun dağın, umrunda olmaz. Elbette o zirveyi bulan da eski adam olmaz. Elbette o kişi yön verecektir. Elbette karşılığını görecektir çalışmasının.
Bu serencamın seyircisi ise benim.