Nişan Akkaşyan’ın anlattığına göre Hozat’ın Mutasarrıfı, İbrahim Ağa’ya (İdara’ya) resmî bir yazı gönderir ve Dersim Kürtleri arasında saklanan 10 bin Ermeninin hükümete teslim edilmesini ister. Bunun üzerine Kormışka’da bir toplantı düzenlenir. Birçok köyden gelen liderler mektubu tahsilli kişi olarak çağırdıkları Akkaşyan’a okuturlar. Durumu görüştükten sonra cevap olarak yazdırırlar ki, “Bizim içimizde malesef iki ihtiyar dışında Ermeni yoktur. Biri nalbant, öteki semerci olarak bize çok gerekli olduklarından onları saklamaktayız. Eğer duysak ki dünya üzerinde başka hiç Ermeni kalmamış, onları da biz öldürür ve bitiririz.” Bu ironik karşılık üzerine çok geçmeden Hozat mutasarrıfı bir düzine jandarma eşliğinde daha sert bir yazılı ültimatom gönderir İdara’ya. Tekrar Kormışka’da Beko’nun evinde toplanırlar. Bu defa öncekinden daha fazla sayıda aşiret reisleri ve önde gelenler mevcuttur. Uzun uzun tartışırlar. Îdara birkaç ihtiyar ve kocakarı gönderip ‘olanı budur’ diye tavır sürdürme eğilimindedir. Onun bu görüşünü açıklaması üzerine hepsi susar. Yüzleri donuklaşmış ve soran gözlerle ev sahibi Beko’ya dönerler, onun fikrini duymak için. Beko şöyle konuşur: “Benim yanımda erkek ve kadın toplam 24 Ermeni var. Ben onların saçının bir telini de teslim etmem.” Ve sözünü İdara’ya yönelterek sürdürür: “İbrahim Ağa, sen ki Türk hükümeti tarafından hapsedilmiş ve Diyarbakır zindanından kaçmış adamsın; hükümet seni ele geçirse bedeninden geriye bırakacağı en büyük parça kulağın olur. Ben ise Kıneli’deki toprak meselesiyle ilgili sık sık hükümet kapılarındayım. Ben ki korkmuyorum, sen neden korkarsın?..” Bu sözün üzerine Beko’nun kardeşi Mehmet, elindeki değneği havaya kaldırıp misafirler içinde dikilir ve şu çağrıyı yapar: “Kardeşimin sözleriyle hemfikir olan bu değneği öperek