Delinen cübbeTimur askerleriyle bir gün talime çıkar. Aralarında bizim hoca da var. Tutar Timur, hocayı diker nişan yerine. Sonra dönüp en nişancı erine der ki:
— Şimdi okunu hocaya atacaksın. Sağ kolundan delecek attığın ok cübbeyi. Ama sakın hocayı vurmayasın.
Kim caydırabilir sözünden beyi? Zavallı hoca başlar titremeye. Eh can bu, benzer mi hiç başka şeye? Çaresi yok, açar kolunu durur. Nişancı oku çeker, istenen yerden vurur.
Hoca sevinirken kurtulduk diye, yeni bir arzu daha gelir beye.
— Şimdi de sol kolu deleceksin, der.
Hoca bir daha titrer. Neyse o belada savuşturulur. İkinci kol da ustaca vurulur.
— Şimdi, der Timur, kavuk delinecek.
Limon sarısı olur hocada renk. Öyle ya, baş kola filan benzemez. Yine ağzını açıp bir şey demez. Bekler zavallı yumup gözlerini. Üçüncü ok da bulunca yerini Timur güler. Der ki:
— Hoca aferin.
Sonra dönüp kendi askerlerine:
— Şimdi der, delinenlerin yerine hocaya bir kavukla cübbe verin.
Hoca boynunu büker.
— Sağ ol der, eksik olma. Buna da teşekkür ederim ama, emir buyur da bir de don versinler.
Nasrettin Hoca Hikâyeleri
Orhan Veli Kanık Fıkra HOCA'NIN ŞAHİTLİĞİDobra dobra konuşur. Hoca'nın huyu da bu. Böylesi yalancı şahit olur mu? Ama olmuş. Gelmişler kandırmışlar. Haklı dava deyip inandırmışlar. Davacı hocaya işi anlatmış. Onun da aklı yatmış. Bir buğday meselesiymiş mesele.
— Hocam, demiş, bir kazanalım hele sana tamam bin akça.
Malum paraya dayanamaz hoca. Gözlerini bir dumandır bürümüş.
— Peki demiş, yürümüş.
Hep birlikte çıkılmış kadının huzuruna.
Birçok sual sorulmuş şuna buna. Dava kazanıldı kazanılacak. Ancak bir de hocanın ifadesi gerek. Kadı o ifadeyi de istemiş. Hoca başlamış.
— Efendim diyerek.
Ama başlar başlamaz buğday diyeceğine arpa demiş. Kadı atlar mı hiç? Elbet atlamaz.
— Hocam, demiş, bak bir hata işledin.
Herkes buğday dedi, sen arpa dedin.
Hoca hemen dönmüş yüce huzura.
— Canım, demiş, bu mühim bir şey midir? Yalan olduktan sonra buğday olmuş, arpa olmuş hepsi bir.
Nasrettin Hoca Hikâyeleri
Orhan Veli Kanık Fıkra Eşeğin sözüBir gün bir ahbabı hocaya gelir. İki saat için eşeği ister. Kasabaya gitmek niyetindedir.
— Kasaba dönüşü getiririm, der.
Hoca bir lahza durur. Sonra vermemek için şöyle bir şey uydurur
— Bu işini görmeyi doğrusu çok isterdim ama yok hayvan evde Demin birine verdim.
Tam ahbabın ayrılacağı sırada içeriden bir ses gelir. Gittikçe de yükselir. Eşek, ahırdan anıra anıra evde olduğunu bildirmektedir.
Bir ses ki ne pencere kalır ne cam fena bozulur adam,
— Aşk olsun Hoca, der. Evdeymiş eşek. Beni kandırdın demek.
Hoca kızmaktan başka yol bulamaz. Bir bağırır dostuna avaz avaz,
— Bakın hele, nezaket var mı şunda? Sen karşındakini ne sanıyorsun? Benim sözüme inanmıyorsun da eşeğinkine mi inanıyorsun?
Nasrettin Hoca Hikâyeleri
Orhan Veli Kanık Fıkra KavukBir gün bir adam, elinde bir mektup, der ki hocayı tutup:
— Hocam zahmet ya sana, şu mektubu bana bir okusana.
Açar bakar ki hoca, mektup baştan sona kadar Arapça. Şöyle bir iki evirir, çevirir, söktüremez, çaresiz geri verir. Der ki:
— Başkasına okut bunu sen.
Adam şaşırır:
— Neden?
— Türkçe değil bu mektup, okuyamam.
Yine anlamaz adam, hocanın okuması yok zanneder.
— Ayıp hoca, ayıp, der. Benden utanmıyorsan, şundan utan, şu başındaki koca kavuğundan.
Hoca kavuğu çıkartıp uzatır. Sonra:
— Madem ki, der, iş kavuktadır, hadi benim düdüğüm, giy de şunu, kendin oku bakalım mektubunu.
Nasrettin Hoca Hikâyeleri
Orhan Veli Kanık Fıkra DAMDAHoca çıkmış, dam aktarırmış damda. Kapı çalınmış bir an. Eğilmiş bakmış; bir adam. Adam da ne üst ne baş, perişan. Merak etmiş, sormuş:
— Kimi istedin?
— Seni hocam, biraz aşağıya in.
— İyi ama ağam, işim acele.
— Ne söyleyeceksen oradan söyle.
— Bir ricam var senden, küçük bir ricam. Aşağıya insen ne olur hocam?
— Herhalde iş mühim, anlamak gerek. Bakalım neymiş muradı?
diyerek takım taklavatı bırakıp dama, inmiş 41 basamak merdiveni. Açarak kapıyı sormuş adama:
— Söyle, ne var, niçin indirdin beni?
Adam demiş ki:
— Hocam, ne olursun, Allah kazadan beladan korusun, dert verip derman aratmasın Rabbim. Sevaptır, bir sadaka ver, fakirim.
Bu lafları duyunca deliye dönmüş hoca:
— Taa damlardan inişine mi yansın, yarıda kalan işine mi yansın?
Ama hoca bu, kurnaz.
— Hele yukarı gel benimle biraz, üst tarafını orada söylersin.
Varınca ikisi de nefes nefese dama, hoca dönmüş adama, demiş ki:
— Allah versin.
Nasrettin Hoca Hikâyeleri
Orhan Veli Kanık Fıkra Sana NeBaşkasının işine karışmamalı insan. Burnunu sokmamalı, aklını esen şeye. İşte bunu gösteren bir hikâye, bizim merhum hocadan.
Bir gün biri gelmiş bizim hocaya; ukalalık da parayla değil ya.
— Bir tepsi baklava gidiyor, demiş.
Hoca hemen terslemiş:
— Bana ne?
Ama yine anlayamamış adam:
— Sizin eve gidiyor, demiş. Hocam!
Hoca terslemiş yine:
— Seni adam etmek de sahi pek zor. Madem tepsi bizim eve gidiyor, sana ne?
Nasrettin Hoca Hikâyeleri
Orhan Veli Kanık Fıkra