''Niye ? Seni de gözleri bir ahuya zebun eder belki felek, Tönge ?''
Sövmek isterdi Timur ama rütbede olduklarından aksi bir bakış atmakla yetindi.
''Uzak durmasını tercih ederim.''
''Sen benim çocuk yanımdın. Kendimi bildim bileli zihnimde olan tek yüzsün. İlk kalp atışım senin adın, ilk heyecanım senin gözlerin. Bu hayatta öğrendiğim ilk şey senin elini tutmak. Sadece sana bakmak. Yemek, uyumak, nefes almak gibi bir şeysin sen benim için. Bunca yıl nefessiz kalmışım da sen yine bana geldiğinden beri nefes alabilmişim gibi... Benliğimsin. Ötesi yok. Kepçük'ün oyun arkadaşısın.'' Durdu. Derin bir nefes verdi. Sırtımı usulca okşadı elleri. ''Gidersen... Üzülürüm,'' diye devam etti. ''Dünyayı ayağa kaldırırım. Yeri göğü yıkarım. Yakar geçerim her yeri. Ama bu sefer elinden oyun arkadaşı alınmış çocuk Kepçük gibi değil, kalbi paramparça olmuş âşık olmuş Murathan gibi...''
......................................................................... Hır. Her şeye hır. Hâlâ hır.''
Güldü.
''Bunu söyleyecek en son insan sensin, Pamuk.''
''Dediğin gibi hâlâ herkese hır,'' dedi çapkın bir gülüşle. ''Ama doğdun doğalı bir tek sana mır valla, Gökçen.''
Bir insan kendi hayatına bunu neden yapardı, Hayri Albay bunu onca yıllık askerlik hayatı boyunca asla anlayamamıştı. Kutsal bir dava uğruna ölmek falan değildi. Düpedüz basiretsizlikti.
Sonra sorsan davamız için yaptık, derlerdi. Ama sorsan davaları ne, onu bile bilmezlerdi. Bir avuç kuklaydı hepsi, farkında bile değillerdi. Oysa vatan bu değildi. Vatan öldürmezdi. Vatan korurdu. Vatan yaşatırdı. Vatan can almazdı. Vatan can verirdi. Vatan masumların kanları üzerine kurulmazdı. Bunlar için bir toprak parçasıydı belki vatan. Ama Hayri Albay için öyle değildi. Vatan atalarının dişiyle, tırnağıyla yıllar yılı savaşıp bıraktığı yerdi. Şu an ise içinde bulunulan durumdan dolayı kendini bir nebze olsa suçlu hissediyordu. Zira Murathan öyle bakmıştı ki gözlerinin içine. Belki onu çağırmazdı... Gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. Bunları düşünmenin bir anlamı yoktu. Bunca yıllık askerlik hayatı, başına vura vura iki şey öğretmişti: Ölenle ölünmez, yaşanacak olan durdurulamaz.