yüreğim acı içinde çırpınırken, merhamet ve öfke duyguları ile cenk meydanında kılıç kılıça, boğaz boğaza savaşıyorum. yaşam beni kan bağımdan öfke duymakla meşru kılıyor, bana verilen zararın dizginlerini daha zapt edememişken göğsüm merhametle pompalanıyor, bunlar hep benden habersiz oluyor. evet bu iki duygum ben yaratılırken öyle sanıyorum ki benimle beraber yeni baştan yaratıldı, bir varlık halinde nefes alıp veriyorlar, düşünün ki ben tek bedende üç varlığı taşıyorum, bu iki duygum o kadar keskin ve kuvvetli. ama bunları sırtımda mı, yüreğimde mi taşıyorum pek bilmiyorum. bana öyle geliyor ki bunları sırtımda taşıyorum... dünya dört dönüyor, yer yerinden oynuyor, âlem çalkalanıyor, her şeyin altı üstüne geliyor ve ben bihâl oluyorum, bir şeyler değiştikçe en öfke duyduğuma karşı derin bir merhamet içerisinde, merhamet duyduğuma karşı da öfke içersinde olmakla kaynıyorum, kaynadıkça buharlaşmıyor, içimin suları çoğalıyor, çoğaldıkça da kaynıyorum. yaşam üzerimde tepiniyor, ben bir şey yapamıyorum, yaşam beni diri kılıyor, ölgün bir dirilik bu, yaşam beni benden ediyor, yaşam beni belki de bana getiriyor.
sözlerim boğazıma diziliyor , yine aynı acı gelip çattı, gelmesinden bahsediyorum oysa ki hiç gitmiyor yalnızca bazen bana acıyor acım saklanmış gibi yapıyor ve ben de buna inanmış gibi yapıyorum. olsun bir nebze de olsa göğü görebiliyorum ve yaşamış oluyorum. saçlarım çok yoruldu şairin dediği gibi gençlik uykularımda değil, doğum sancımdan, göbek bağımdan... evet bu bir başlangıcın başlangıcı o yüzden artık saçlarım yorulmayı bıraktı , intihara kalkışıyor, avuç avuç dökülerekten... bana küskünler, bana küskünler, onları taramıyor, sahip çıkamıyorum.
kaygılarım artıyor, bu sefer başka bir şairin dediği gibiyim "insan olan yerlerim çok ağırıyor."
acı bir ağırış