Milletlerarası hukukun çağdaş gelişim çizgisi, idam cezasının giderek sınırlandırılması ve nihayet kaldırılması yönünde ilerlerken, belirli bir grubu hedef alan özel idam düzenlemeleri bu eğilime açık bir meydan okuma niteliği taşımaktadır.
İsrail'in yasama organı Knesset tarafından kabul edilen ve bilhassa Filistinli esirler hakkında ölüm cezasının uygulanmasını kolaylaştıran yeni idam yasası, idam kararının oy birliği yerine basit çoğunlukla alınmasını yeterli görmekte, temyiz imkânını sınırlandırmakta ve infaz sürecini hızlandırmaktadır.
Bu yasal düzenlemenin milletlerarası hukuk ilke ve düzenlemelerine açık aykırılık içerdiği görülmektedir. Medenî ve Siyasî Haklar Milletlerararası Sözleşmesi (ICCPR), idam cezasını tamamen yasaklamasa dahi, bu cezanın uygulanmasını sıkı usul güvencelerine bağlamış; keyfî infaz ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. İlgili yasa ise bu güvenceleri zayıflatarak milletlerarası insan hakları hukukunda idam cezasının sınırlandırılmasına yönelik yerleşik eğilimle bağdaşmayan bir geriye gidiştir.
Düzenlemenin en tartışmalı yönü, kapsamının fiilen yalnızca Filistinli sanıkları hedef alacak şekilde formüle edilmiş olmasıdır. Bu durum, milletlerarası hukukun ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır. Özellikle işgal altındaki topraklarda sivillerin korunmasını düzenleyen Dördüncü Cenevre Sözleşmesi, idam cezasının uygulanmasını son derece sınırlı hâllere bağlamış olup, temyiz ile af gibi güvenceleri zorunlu kılmıştır. Bu güvencelerin kaldırılması ve infazın kısa süre içinde gerçekleştirilmesinin öngörülmesi, milletlerarası insancıl hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Keza çağdaş milletlerarası ceza hukuku sisteminde —özellikle Roma Statüsü kapsamında— idam cezasının tamamen terk edilmiş olması dikkate alındığında, söz