Geçenlerde ruhsal olarak çöktüğüm bir gün dostlarımın yanındayken etkisini gösterdi ve dostlarımla sırt sırta yaslanmış çimlerde oturuyorken bi arkadaşım "size en sevdiğim yazardan bir yazı okuyabilir miyim" dedi, gözyaşlarımı silip bi kenara koydum ve dinlemeye koyuldum, yazı şöyleydi:
Ruhunun nasıl kıvrandığını, nefes almakta dahi zorlandığını içimde hissedebiliyorum. Her nefesin ardının gelmesi, kıvranışların da devamının geleceği anlamını taşıdığını biliyorum.. yeter diyo ruhumuz. Ben çok yoruldum yeter. Yorulmak geçici kelime, ben bittim. Gidin artık bi ben kalayım. Benimle birlikte bencilliğimde kalsın fedakarlığım da, onlarla bi şekilde idare ederim ama sizinle idare edemiyorum diyo ruhunun kırk yerinden kırılan sesi..
Anlaşılmak istiyoruz. Bi yandan da anlaşılmanın dahi kifayetsiz olduğu bi faleze doğru sürüklenmişiz. Çoğu zaman günübirlik sürdürdüğümüz hayat akışı bilincimizi bayıltıyo. Bir zaman sonra ayılan bilinç noluyo napıyosunuz siz yaa diyo uyum sağlamak mı her şeye karşı koymak mı sorusunun arasında kalıyo.."
Yazının ilk satırlarında çok imrendim yazara, ah keşke ben de böyle güzel ifade edebilseydim hislerimi dedim, içimi çektim kocaman. Benden adam olmaz yazar mı olcak dedim bi ara ölmekte karar kıldım falan. Böyle de dengesizdim. Yazının sonlarını dinlerken sadece benim kullandığımı bildiğim bi kelime geçti, benim için taşıdığı anlamla geçiyordu o cümlede de o kelime! Ve fark ettim kii arkadaşımın çok sevdiğini söyleyerek bahsettiği yazar BENmişim. O imrendiğim yazar benmişim.. bunu fark ettiğimde içimde o kadar büyük bi yarık oluştu kiii çatlaklarımdan sızan gözyaşlarım şarıl şarıl akmaya koyuldular. 3saniye önce en iyisinin ölmek olduğunu düşünen ben hemen sonra, aslında imrendiğim kıymet verdiğim biri olduğumu hissettim. Yok olmak ihtiyacı kadar