• Benim gibi piskopatça acaba gerçekten olayın tümü yirmi dört saate mi gerçekleşiyor diye okursanız...

    Kitap başlangıç itibari ile gözler önünde yaşanmış bir olay karşısında ikileme düşen fikirler üzerinden giriş yapılıyor.

    Bir kadının kumar salonunda etkilendiği bir gence olan tutku ve bağımlığı ona olan takibi ve yağmur altında ıslanışı ve kadının şevkatli yardımı sonrası kendini sabah uyanırken bulması, kadını gence olan fiziksel ve duygusal betimlemeleri,gencin kadından küçük oluşu kadının ise buna olan kendi içsel sitemi
    Ve en son olarak inandığı ve taptığı duyguların kurbanı olması

    Anlık birine aşık olup onunlar her yere gidebilir misiniz ?

    Her şeyi bırakıp sadece onun size yaşattığı duygulardan dolayı ailenizi bırakır mıydınız?

    Tutkuların bir kadına nelerin yaşattığıni.

    Bakmak istediğin şeyle asıl görünenin şeyin aynı olmadığını.

    Kör olmak delice koşmak hiçbir şeyi göremeyecek kadar amok olmak.

    Bazen değmez dediğin şeyler olur
  • “Modern proje”nin ortaya çıkardığı dünyanın, teoride değilse de pratikte, insanları mutluluk (en azından kerameti kendinden menkul danışmanları ve kiralık müşavirlerinin yanı sıra reklam metni yazarlarının da taslağını çizdiği mutluluk) arayışına zorlamalıymış gibi hareket ettiğini söyleyebiliriz. İnsanlar yedi gün yirmi dört saat doğru ve uygun olduğunu düşündükleri yolları terk etmek, el üstünde tuttukları ve kendilerini mutlu ettiğini düşündükleri şeylere sırtlarını dönmek ve gerçekte olduklarından farklı olmak için çekidüzen verilmeye, eğitilmeye, öğüt almaya, kandırılmaya ve ayartılmaya eğilimlidirler. İnsanlar yaşamlarının geri kalanını rekabetçi girişim ya da girişimci rekabet uğruna kurban etmeye hazır işçilere, sonsuz şekilde çoğaltılabilecek arzu ve isteklerle hareket eden tüketicilere, günümüz “siyaseten doğruculuğu”nun “başka alternatif yok” sürümünü kayıtsız şartsız kabullenen yurttaşlara dönüştürülmeye çalışılıyor; bu da insanları, başka şeylerin yanı sıra, çıkara dayalı olmayan cömertliğe karşı kör olmaya ve kendi egolarını şişirmek için kullanılamaması ihtimaliyle ortak refaha kayıtsız kalmaya teşvik ediyor.
    Zygmunt Bauman
    Sayfa 71 - Ayrıntı Yayınları
  • Bir takım sıkıntı ve sorun ile karşılaştığınızda karşınızdaki kişi yada kişiler sizi teselli edici sözler sarf edecekler.

    * Takılma, umursama, değmez, sen değerlisin, sen önemlisin, senin yerin ayrı, sen izin verdiğin için oluyor bunlar, olmasi gerekiyormuş, yarın senin ile olmayacak sorunlar bunlar, o kaybetti seni, sen kazandın, sevmiyordu, düşünmüyordu, takma, geçici durum bunlar, kimse anlamaz seni, kimse senin yaşadığın duyguyu bilmez, onlar kör, sağırlar, anlayişsızlar, onun içini duygularını herkese açma derler,
    Daha da bir çok söz sarf edecekler.
    *Nedeni herkes karşısındakini kendisi gibi görür ve kendisinin yaşadığı duyguların acıların birebir aynısını yaşadığını düşünürler, aynı derinlikte aynı şiddette, hemde veya aynı yitiklik kaybetme sahipsizlik kimsesizlik duygusu ile.
    * Seni kendileri gibi düşünüp, seni kendilerinin tatmin olacağı, mutlu olacağı şekilde konuşacaklar yani aynı duyguları yaşadığınızı aynı derinlikte hissettiginizi sanacaklar her acı aynı değildir her dert edilen şeyin daha büyüğü vardır unutuyorlar hep.
    * Diyeceğim sana tek bu...
    Özgür yasa, özgür hisset, kimin ne dediğine bakma, söylenenlere göre hayatına şekil verme, senin istediğin şekilde yaşa hayatını, kim ne der deme, kimseye de bakma, onlar seni değil sen kendini yaşıyorsun.
    * Elbette hayatta acıların, sorunların olacak, onlar ile yasa yaşamasını bil seni üzen olacak, senin de üzeceğin gibi, sen kimse değilsin kimse de sen değil.
    * Yaşananların içinde mutlu olmaya bak, boş verme hiç bir şeyi
    Her şeyi sonuna kadar yasa, acininda, sevgini de seni var eden güçlendiren bunlar olacak tecrüben olacak.
    * Tüm olanlara rağmen ben demesini bil, yaşama hayata diren güçlü ol ayakta ol kimse gülüp sana acımasın buna izin verme nasıl olmak istiyorsan öyle ol.
    7nci Adamϟ™
  • “İsrâil oğulları arasında biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi.

    Melek ala tenliye geldi:

    - En çok istediğin şey nedir? dedi. Ala tenli:

    - Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu halin benden giderilmesi, dedi. Melek onu sıvazladı ve ala tenlilik gitti, rengi güzelleşti. Melek bu defa:

    - En çok sahip olmak istediğin mal nedir? dedi. Adam:

    - Deve (yahut da sığır)dır, dedi. Ona on aylık gebe bir deve verildi. Melek:

    - Allah sana bu deveyi bereketli kılsın! diye dua etti.

    Sonra kele gelerek:

    - En çok istediğin şey nedir? dedi. Kel:

    - Güzel (bir) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi dedi. Melek onu sıvazladı, kelliği kayboldu. Kendisine gür ve güzel (bir) saç verildi. Melek sordu:

    - En çok sahip olmak istediğin mal nedir? Adam:

    - Sığır… dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek:

    - Allah sana bunu bereketli kılsın! diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve:

    - En çok istediğin şey nedir? dedi. Kör:

    - Allah’ın gözlerimi iade etmesini ve insanları görmeyi çok istiyorum, dedi. Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini iade etti. Bu defa Melek:

    - En çok sahip olmak istediğin şey nedir? dedi. O da:

    - Koyun… dedi. Bunun üzerine ona döl veren bir gebe koyun verildi.

    Deve ve sığır yavruladı, koyun kuzuladı. Neticede birinin vadi dolusu develeri, diğerinin vadi dolusu sığırı, ötekinin de bir vadi dolusu koyun sürüsü oldu.

    Daha sonra melek ala tenliye, eski kılığında geldi ve:

    - Fakirim, yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim yere önce Allah sonra senin yardımın sâyesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren Allah aşkına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum, dedi.

    Adam:

    - Mal verilecek yer çoook, dedi. Melek:

    - Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği abraş değil misin? dedi. Adam:

    - Bana bu mal atalarımdan miras kaldı, dedi. Melek:

    - Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin, dedi.

    Sonra melek, eski kılığına girip kelin yanına geldi. Ona da abraşa söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona da:

    - Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin! dedi.

    Körün kılığına girip bu defa da onun yanına gitti ve:

    - Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allah’ın sonra senin sâyende yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim, dedi. Bunun üzerine (eski) kör:

    - Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iade etti. İstediğini al, istediğini bırak. Allah’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım, dedi. Melek:

    - Malın senin olsun. Bu sizin için bir imtihandı. Allah senden razı oldu, arkadaşlarına gazap etti, cevabını verdi (ve oradan ayrıldı). (Buhârî, Enbiyâ 51; Müslim, Zühd 10)
  • Kitap için ne denir, nereden başlanır bilmiyorum. O kadar beğendim ki kitabı, kelimeler yetersiz kalır.
    Öncelikle yazar hakkında bilgi sahibi olmak önemli bence bu kitap için.
    Baba tarafından Protestan; anne tarafından Katolik olarak yetiştirilmeye çalışılan bir çocuktu Andre Gide. Farklı iki mezhep arasında (ki Protestanlık ve Katoliklik arasında ciddi farklar vardır) hayatı şekilleniyor Gide'nin. Kilise kurumuna ve yozlaşmış Hıristiyan yargılarına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan Gide "Hıristiyanlık inancının, İsa'nın sözlerinden çok St. Paul'ün yorumlarından kaynaklandığına gitgide daha çok inanıyorum." sözleriyle bu kitabın yazılış amacını ifade etmiş oluyor bir bakıma.

    Kitabın konusuna gelecek olursak; aslında daha fazla isim geçse de kitap 4 kişi üzerinde duruyor. Papaz Efendi, karısı, oğlu Jacques ve kör kız Gertrude.

    Kimsesi olmayan, henüz 15 yaşındaki kör bir kıza Papaz'ın sahip çıkmasıyla başlıyor kitap. Yalnız kör değil tabi bu kız, daha önce konuştuğunu da kimse duymamış. Yani kitabın tabiriyle " Kimse onunla ilgilenmemiş, ölmeyecek kadar yemek vermenin dışında hiçbir ihtiyacı sorulmamıştı. Yemek yemek, tuvalete gitmek, ocak kenarında oturmak ve ot minderin üzerinde uyumak... İşte bütün bildiği bu dört faaliyetten ibaretti. "
    Öyle ki kıza dışarı çıkalım dendiği zaman dışarı ne demek diyecek kadar bilgisiz...

    Iste papaz efendi acıma duygusundan dolayı o kızı kendi evine getiriyor. Evde 5 çocuğu ve eşi var aynı zamanda. Papazın eşi ise kıskanç, egoist, ilgisiz bir kadın. Kör kızın, evinde yaşamasını istemeyen bir kadın. Velhasıl papaz, bu kıza her şeyi öğretmeye başlıyor. Önce nesnelerin isimleri yerine nitelikleri üzerinde durarak başlıyor. Sıcak, soğuk, yakın, uzak... Dersleri çok verimli bir şekilde devam ederken papaz, kör bir kızı eğitirken en çok zorlandığı yerin renkleri öğretmek olduğunu söyler. Ve bir arkadaşının tavsiyesiyle renkleri müzikler vasıtasıyla öğretmeye karar verir. Bir müzik konserine götürür kızı Pastoral Senfoni'ye. Ve ince sesleri açık renkler, kalın sesleri koyu renkler, ara sesleri ise ara renkler olarak öğretir.( Burda özellikle siyah rengine karşı ki kör bir kız en iyi siyah rengini bilmesine karşın papaz efendinin kurduğu cümleler çok öğütleyici ve dokunaklıdır...)

    Velhasıl kız bu derslere fazlasıyla olumlu karşılıklar verir. Lakin ilerleyen zamanlarda şaşırılmayacağı üzere papaza aşık olur, ki kendisine dahi itiraf edememesine karşın papaz da ona aşık olur. Yani birnevi yasak aşk diyebiliriz buna. Bu da yetmezmiş gibi papazın oğlu Jacques'de aşık olur kıza...
    Aslında böyle bir olay örgüsü var kitapta lakin verilmek istenen asıl mesaj tabiki bir papazın yasak aşkı değil.

    Papaz kıza her şeyi öğretmesine karşın "Günah" kavramından hiç bahsetmez.
    İsa, İncil'de "Gözleriniz görmeseydi, günahınız olmazdı" demiştir. Papaz buradaki 'gözleriniz görmesiydi' tabirini kör olmak anlamında yorumluyor.

    Oğlu Jacques günahın bizzat kötü olduğunu lakin netice itibariyle her günahın kötü olmadığını, bazı günahları işledikten sonra kişiye gelen o pişmanlıkla Allah'a daha fazla yakınlık duyabileceğini ve günahların Allah'a yakınlaşmak için bir imtihan vasıtası olduğunu söyler babasına. Ki babası tabiki bu görüşe katılmaz. Günah yalnızca kötüdür, bütün günahlar kötüdür der. Kitabın sonlarına doğru oğlunun mezhep değiştirdiğini de öğrenir.

    Papaz, "Isa'yı Allah' ta, Allah'ı Isa'da görüyorum. " derken ; oğlu
    " Allah Allah'tır, İsa da İsa... Biri kainatın sahibi ve her şeyin yaratıcısı ; Diğeri de onun elçisi ve kuludur" der.

    Kitabın sonlarına doğru kızın gözleri ameliyatla açıldığı zaman papazla olan konuşmasında papaz'a " Gözleriniz görmeseydi, günahınız olmazdı" sözlerini yanlış tefsir ettiğini ; insanın gözleri görmeden de günah işleyebileceğini söyler.
    (Velhasıl aslında burdan kendi inancımıza daha doğrusu din adamlarımıza yönelik de çıkarımlarda bulunabiliriz. Kelimelerin yalnızca zahirine takılı kalmamak konusunda. )

    Her kitapta muhakkak yazarın kendisini yerine koyduğu bir kahraman vardır. Ve ben bu kitapta yazarın yani Andre Gide'nin kendisini Jacques'in yerine koyduğunu düşünüyorum.
    Özellikle Hristiyan inancına yönelik oldukça mantıklı eleştirileri bulunurken ki Hıristiyanlık inancının Hz İsa'nın değil, Pavlus'un yani St. Paul'ün yorumlarından oluştuğunu söyler Andre Gide. Ve yine okuduğum diğer kitabı olan Günlükler kitabından yola çıkarak söylüyorum ki, çok güçlü ve güzel bir Tanrı inancı var Andre Gide'nin. Bu arada Andre Gide'nin kilise tarafından eş cinsellikle İTHAM EDİLDİĞİNİ de buraya eklemek istiyorum. Kitapları kilise tarafından yasaklanmıştır.

    Kitabı bitirdikten sonra birkaç incelemesini okudum kitabın, acaba kitabı beğenmeyen biri olmuş mudur merakı ile. Genelde olayların bizim Yeşilçam filmlerine benzetildiğini gördüm. Olaylardan ziyade bize verilmek istenen mesajı güzel anlayabilmek ümidi ile kitabı herkese tavsiye ederim. Hatta bu veya bir başka kitabı, Andre Gide'nin kalemi ile muhakkak tanışmalısınız. İnce 90 sayfalık bir kitap ve inanılmaz sürükleyici de bir kitap. Aynı zamanda yazarın Nobel ödüllü olduğunu da ekledikten sonra incelememe son veriyorum. Keyifli okumalar dilerim 🤗
  • Kör olmak ölü olmak değil ki ama, Doğru, ama ölmek kör olmak demek.
  • Bozuk bir gece.. şirret bir bıkkınlık var içimde.
    Saat hep aynı geliyor bana. Geçmiyor gibi olduğu yerde öylece..
    -"kalbi yoruldu onunda" dedi beklemekten..
    -"öyle görünmüyordu aslında "
    dedi bir diğeri.
    -Çok umutluydu sanki beklemekten diyede ekledi..
    "Insanlar gece başlarını yastiklarina koyana kadar sanıldıkları gibi görünürler.. oda yorgunluğunu geceye uzandığı vakit yatağında tek başınayken fark ediyor dedi önce ki... "
    O ise dinledi sessizce öncekini ve diğerini.. ve sonra gülümsedi..
    " Ne yoruldum beklemekten nede umutluyum beklerken.. Ben sağır olmak istiyorum bütün derdim bu " dedi hem yıkık hemde öfkeli bir sesle..
    " eğer sesiniz kesilir de gözlerimi meşgul ederseniz o vakit te kör olmak istiyorum.. ve hatta mümkünse ben yok olmak istiyorum! " dedi o.
    Sonra kulaklarını kulaklıklarla tıkayıp herzamanki bethovenlı müzikleri sar bastan sardı.. uykuya dalmıştı.. ama önce ki ve diğeri onu rüyasında beklemekteydi yine yok olmayı becerememişti :)