Bir zavallıyım ve gün ışığında bana yer yok. Onlar hayatın anlamını kendi tekellerine aldılar. Umarım ki söylemek istediğimi anlıyorsunuz. Üstünde “İnsancıl olmayan buraya giremez” yazılı kapıları otuz üç yıldır zorluyorum işte. Giriştiğim her şeyi bırakmak zorunda kaldım. Ya uyumsuz ve mahkum edilmiş bir girişimi ya da er geç onların çıkarına yönelmesi gereken bir girişimi seçmek gerekiyordu. İnsanlara kesin olarak aktarmadığım düşünceleri kendimden ayırmayı, düzene koymayı başaramıyordum. Düşünceler, hafif organik devinimler olarak içimde kalıyordu. Kullandığım araçlar da öyle, başkalarına ait olduklarını hissediyorum. Örneğin sözcükler: Bana ait sözcükler olsun isterdim. Ama kullandığım bu sözcükler, başkalarında kazandıkları alışkanlık gereğince benim kafamda kendi kendilerine düzene giriyor ve size yazarken, bu sözcükleri kullanırken tiksinti duyuyorum. Ama bu son artık. Size söyledim: insanları sevmek gerekiyor yoksa, ancak ufak tefek işlerle uğraşmanıza izin verirler. İyi ama ben ufak tefek işlerle uğraşmak istemiyorum.