Bir
ütopyadan distopyaya evrilen hikaye, Stalin rejimine karşı bir taşlama olarak sunulsada çağının ötesinde bir
anlatıya sahip. Bugünün koşullarında sadece komünizm ve sosyalizm eleştirisi olarak bakmak doğru
olmayacaktır. Sosyalist bir düzen hayalinin, kişisel hırslarla dış dünyanın etkileri ve baskılarıyla ne hale
gelebileceğinin hikayesini okuyoruz aslında.
İnsanların yönetiminde olan bir çiftliğin hayvanların ayaklanması sonucu hayvanların kontrolüne geçmesi ile
başlayan süreci anlatıyor kitap. Günümüz ülke yönetimleri ile bağ kurabileceğiniz hikaye, her satırı dolu dolu,
eleştiri dozu her bölümde daha da artan, günümüz edebiyatının sayılı kitaplarından. Eşit bir toplum düzeyi
kurmak için yola çıkan hayvanların, zamanla eğitimsizlikten, baskıdan, korkudan dolayı kendilerince yaptıkları
devrimden, devrim sonucunda gelişmekten çok, daha geriye gitmelerini anlatıyor kitap. Kendi devrimlerinin
sonunu kendileri getiriyorlar. En başta koydukları kuralları hiçe sayarak insanlarla işbirliği yapıyorlar. Burada
insanların aslında sosyalist düzenin dışındaki kapitalist ülkeleri temsil ettiğini söylemek mümkün. Hayvanların
ele geçirdiği çiftliğin yönetim anlayışı için, ilk başta komünist bir düzenden bahsedebiliriz; herkes eşit, kendileri
üretiyor, kendileri tüketiyorlar, başkaları için çalışmıyorlar; ancak zamanla aralarındaki iktidar hırsı, kavgalar
her şeyi daha da kötü hale getiriyor. Devrim (yani ayaklanma) etkisini kaybediyor. Hayvanlar geçmişi unutup
kurallarından şaşmaya başlıyorlar. Cahil, en baştakinin sözünden çıkmayan kitleye dönüşüyorlar. Özellikle bu
konuda hikâyede ki koyunların katkısı çok büyük. Tek bildikleri "dört ayak iyi, iki ayak kötü" olan bu canlılar,
baştakiler ne derse onu kabul ediyorlar. Hikayedeki en cahil topluluk olarak koyunlar öne çıkıyor.
Din