Yazardan daha önce #cennettopraklar adlı kitabını okumuştum. Yazarın kalemini gerçekten sevmemek elde değil zaten ödüllü bir yazar.
Bu kitabın ırkçılığa değinmiş olduğu içinde baya bir farklı ve güzel bir okuma oldu benim için. Ben hiç uzatmadan hemen konusundan bahsetmek istiyorum.
Doğu Texas’ın küçük ve sessiz kasabası Lark, nehir yatağında bulunan iki cesetle sarsılır. Kurbanlardan biri Chicago’dan gelen siyah bir avukat, diğeri ise kasabadan beyaz bir kadın. İlk bakışta birbirleriyle hiçbir ortak noktaları yok gibi görünse de işler tam olarak öyle olmuyor. Darren Mathews, Texas’tan kaçmayı başarmış ama geçmişinden asla tam anlamıyla kurtulamamış siyah bir kolluk kuvveti. Görevden geçici olarak uzaklaştırıldığı bir dönemde, istemeye istemeye memleketine döner ve soruşturmaya dahil olur. Darren, cinayetlerin ardında Aryan Kardeşliği gibi ırkçı yapılanmaların olabileceğini fark eder. Ancak asıl dehşet verici olan, bu örgütlerin yalnızca yeraltında değil de işin içinde olan farklı güçleri de görür. Kolluk kuvvetlerinde, adliye salonlarında ve “saygın” kasaba halkının arasında da kök salmış olmaları bence bir çok şeyi açıklıyor.
Yasaların, kime uygulandığına göre şekil değiştirdiği bir düzende Darren ile birlikte de adalet arayışının ne kadar tehlikeli olduğunu bizlerde bizzat okuyoruz.
Texas Rapsodisini bir çok polisiye romanında ayıran bazı durumlar mevcut...
Mesela Amerika’daki kurumsal ırkçılık ve Adalet kavramının sınıfsal ve ırksal kırılmaları ve tabi geçmişten kaçmanın aslında ne kadar imkânsız olduğunu da anlıyoruz.
Cinayetlerin çözümü, beklenenden çok daha karmaşık ve rahatsız edici bir hal almaya da başlıyor.
Beyaz üstünlüğüyle beslenen sessiz kabullerin, görmezden gelmelerin ve korkaklığın nasıl ölümcül sonuçlar doğurduğunu okuyoruz. Darren’ın