Beni alıp götüren, diyardan diyâra gezdiren bir tasavvuf romanı oldu. Dilini, akıcılığını ve kurgusunu çok beğendim. Tasavvuf, tarikat bu kadar güzel anlatılabilirdi hem de bir dönem romanı. O dönem hakkında ve olaylar bağlamında güzel bilgiler de veriyor okuyucuya. İnsanın nefsini tanıması ve neler yapması gerektiğini, aşk oduyla yanmanın zorluğunu gözler önüne seriyor. Sadece okumuyor aynı zamanda ağlayarak, gülerek yaşıyorsunuz olayları. Gerçekten kaleminize sağlık. Tasavvuf akılla anlaşılacak bir ilim değil, kalp lazım ve dahi bu kitabı okumak da büyük nasip. O yüzden elhamdülillah, okuyup bitirdiğim için çok mutluyum. Rabbim bizleri kendisinden, yolundan ve ariflerden, âlimlerden ayırmasın. Sevdiği kullarına sevdirsin.
Ne hal içinde olursak olalım içimizde kâfir bir nefis var, onu iyi tanımak gerek; tanıyıp terbiye etmek gerek, asla dost görmemek gerek, Görmemek gerek, zira o şeytanın oyuncağı olmak konusunda çok zayıftır ve şeytan altın tasa koyar, bala bular da öyle sunar nefse necaseti. Eğitilmeyen nefis çabuk aldanır, hele ki kişinin ilmi de yoksa şeytanın işi o derece kolaydır. Sen ilim sahibisin, ancak bu kez de şeytan ilminle kandırır seni dikkat et. O lâin, kişiyi Allah ile bile kandırır. Bu nedenle ki iyi tanı nefsini ve yularını tut, ehlileştir.
Akılla bulunmazmış meğer istemek de yetmezmiş, istiyorum demek bir kuru laf imiş. Varmak, varıp bulmak ve dahi bulunmak için aşk oduyla yanmak, yok olmak gerekmiş...
Bildiklerini unut diyor dost. Gel al eline bir silgi. şu yeni başlayan güne bildiklerini silmekle başla. Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve bütün genellemelerini koy bir çuvala ve onları hepten terket.