• 64 syf.
    ·7/10
    Önsözlerden nefret ettiğim kadar başka bir şey varsa , o da arka kapak yazıları.Özellikle Zewing kitaplarında, arka kapak yazılarını hiç okumuyorum, çünkü yazar zaten kısacık bir öykü yazıyor ve elimizde kalan son birkaç gizem parçasını da arka kapakta görmek, içimdeki bütün okuma keyfini kaçırıyor!


    Stefan Zewieg'i okumanın en güzel yani, kitaplarının bir solukta bitiyor olması.Hikâye o kadar sıcak ki konuya hemen dahil oluyorsunuz ve yazar sizi nereye götürecekse,  gideceğiniz yeri sabırsızlıkla  beklemeye başlıyorsunuz.


    Bu yolculukta ışıltılı cümleler yok, derin karakter analizleri de. Yazar yalnızca içinizde bir sıcaklık bırakma peşinde.Yazarın bu yönünü çok seviyorum!


    Peki , Amok amansızca  nereye koşuyordu? Bana kalırsa, yıllardır içinde kaybettiği gizemi , bulmak için koşuyordu. " Koş Lolo Koş" ' dan tek farkı, onun hikâyesinin başa sarmaması.


    Bu kitabı bitirdiğimde , hikâyenin " Duvak/
    The Painted Veil" filmine ne kadar da benzediğini düşündüm.Her ikisi de uzakdoğuda geçen, bir ihtirasın bedelini anlatıyor.
  • 64 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    -Amok! Amok! Amok!

    Bizim dunyamizdan olmayanlar gorse halimizi aynen boyle bagirarak gazabimizdan kurtarmaya calisacaklar onumuzdeki diger Amok Kosucu'larini...

    Sahi nedir bu amok; bir tur sarhosluk hali imis efenim bir seye takintili hale gelmek ve ondan baska hicbir seyi gozun gormemesi ve hicbir sey isitmeme hali... Ve onlenemezse kendini yok edisin baslangici...

    Simdi soyle bir etraniza baksaniz bu halde, adina is deyin dunya telasi deyin ne derseniz deyin ama bir akintiya kapilmis giden sagini solunu gormeyen ve kulaklarini dunyaya tikamis yalnizca bir hiclik pesinde kosan kim bilir kac tanesini goreceksiniz...

    Amok Kosucusu'na gelecek olursak Zweig bir nefeslik okumanin icerisine sayfa sayfa hatta cumle cumle incelenecek bir edebi basyapit sigdirmayi basarmis. Hem de bunu bir hastalik halini anlatirken yapivermis.

    Hic elinizde var olan bir yardim imkanini kullanmaktan vazgectiginiz ve sonrasinda pismanlik yasadiginiz oldu mu, muhtemelen olmustur, iste eser tam boyle bir durumdan bahsediyor ki detay vermeyeyim de tadi kacmasin.

    Eserde psikolojik betimlemeler oylesine ustaca verilmis ki kurguyu okumaktan ziyade olayin bir kahramaniymiscasina ani yasadiginizi hissedeceksiniz.

    Ve muhtemelen bitirdikten sonra tekrar dolasacaksiniz sayfalarin derinliklerindeki gercekliklerde belki de "Ben de bir Amok Kosucusu muyum?" diye sorgulayacaksiniz kendinizi.

    Aslinda o hastalikli takintidan halinden ãri birer Amok olarak kosmaliyiz ideallerimizin hedeflerimizin pesinden...

    Kosun efenim hayati yakalamak icin kosun hasta oldugunuz icin degil hasta olanlari iyi etmek icin kosun. Amok! Amok! Amok!
  • 64 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Kitabı okurken aklıma Babam ve Oğlum filminde Salim’in babasının üzerine koştuğu sahne geldi sürekli :)) kitapla ilgili yapılan incelemeleri okuduğumda genel olarak yapılan yorumlara katılıyorum, boş bir zamanda okunabilir.
  • 189 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Amok Koşucusu kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
    https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

    Koşmak değerli şey.

    Ruhsuz, ilgisiz ve donuk bir şekilde öylece oturmalarımızın sonucunda biz de bazen nereye gittiğimizi bilmeden "sen" zamirini yakıştıracağımız insanlara doğru koşarız.

    Bizim için değeri fazla olan bazı insanlar sesimizi duyamazlar bazen fakat bu yine de onları yanımızda hissetmemizi engellemez. Koşacağız ki hayatlarımızın bir anlamı olsun. Koşacağız ki Amok Koşucusu'nun sıkıldığı o donuk ruh halinden çıkış gibi elimizde bir amacımız olsun. Çünkü Raif koşuyordu, Forrest koşuyordu, Dava'daki K. koşuyordu, Nicholai Hel koşuyordu, Kayra koşuyordu... Sırf onların fiziksel ya da beyinsel koşuları için de değil, kendimiz için koşacağız zaten. Sonunu düşünmeden ama. İnsanlar uyarmak için ismimizi bağırırken takmayacağız onları hem, gözümüz hedeflerimizden başka bir şeyi görmeyecek çünkü. Sonunda ne olur bilinmez... Ama koşma deneyiminin verdiği farkındalık hep bizde kalacak.

    Nereye nasıl gittiğimizden çok, neden gittiğimizin önemi olacak. Niceliklerden çok niteliklere önem vereceğiz. Fedakarlıklarımız olacak aynı bu kitaptaki doktor gibi. Tamir etmeye çalışacağız kırılan kalpleri. Bazen baştan beri bir araya gelmeyeceğini bildiğimiz kalpler çıkacak karşımıza. Mesleklerimiz de önemli olmayacak o anda çünkü herkes hayatının bir döneminde doktor olur. Geleceğimizi tedavi etmeye çalışırken şimdiki anımızdan fedakarlıklar yaparız çünkü. Koşmadan olacak şeyler değil bunlar. Belki yavaş koşacağız, detaylarda ve yaşanmışlıklarda arayacağız hayatı evet ama yine de sıkıldığımızın sıkıntısında olacağız.

    İşsizlik %13'lere yükselecek, yoksulluk sınırı 5000 liralara gelecek ve etrafımızdaki ülkelerde masumlar her daim ölecek. Peki bunların Amok Koşucusu'yla ne alakası olabilir? Bu kitaptaki doktorun yaşadığı bu kadar pişmanlık bu kadar yardım etme dürtüsü boşuna mı peki? Açın milyon katı tok var. Peki bizim Amok Koşucusu olmak için ne eksiğimiz var? Neden hala ruhsuz, ilgisiz ve donuk bir şekilde öylece oturuyoruz? Forrest'a yaptıkları gibi bize de birisinin koş demesini mi bekliyoruz? "Sen" zamirini kullanacağımız insanlar bazen bizim sevgilimiz, çocuğumuz, cumhurbaşkanımız, manavımız ya da hayvanımız olacak. Bu "sen" kelimesiyle etiketlendireceğimiz oluşumların hayatları için kendi hayatlarımızdan neleri paylaşacağımızı bilerek mi koşacağız acaba? Madem ki koşacağız, o başlangıçta duyduğumuz başlangıç sesinin de bir anlamı olsun. Belki bilmeyerek koşacağız bazı şeylere evet ama bilmemekten gelen bir öğrenme, tanıma duygusunun verdiği çekiciliğe koşacağız o zaman. Bizi, bizden daha iyi tanıyanlar olacak mutlaka. Bizim için fedakarlıklar yapanlar, bizimle kitaptaki gibi yüzlerce üç noktayla konuşup da gözümüzün içine baka baka sürekli bir şeyler anlatmaya çalışanlar... Bu gözlere koşacağız işte biz de. O gözlere sadece retina, iris, gözbebeği, tabaka ve kör nokta gibi fiziksel özellikleriyle değil de fedakarlıklarla, pişmanlıklarla, ders almalarla ve çığrından çıkmalarla bakacağız.

    Hepimiz bu hayatta Amok Koşucularıyız. En azından yüreğimizden gelip de bugüne kadar koşamadığımız şeylere karşı koşuyoruz işte. Biz de nereye gittiğimizi bilmiyoruz ama bu koşu süreci de bize zevk veriyor işte.

    Zweig da edebiyatıyla koşmaya devam ediyor. Şu an mezarda bilinmezlikler arasında olsa bile bir sadaka-i cariye misali edebiyatıyla bizleri büyütmeye devam ediyor. Bir gün alıyor Viyana Prater'de olağanüstü geceler yaşatıyor, bir gün alıyor Amok Koşucusu'yla beraber hayattaki manevi tamamlanamamışlıklara karşı koşmamızı söylüyor.

    Çünkü, koşmak güzel şey.