Birinin hayatına son vermis olan ben, hayatıma devam edeceğim. Hayatta kalmaya çalışmak insanın doğasının bir parçası değil mi zaten? Of her şey, çok saçma. Ben pis bir hainim. Öyle ya da böyle, bundan sonra istediğimi yapaym...
Ah, Selinintius, ben de öleceğim. Bırak da seninle birlikte ben de öleyim. Bana güvenen tek kişi sendin. Yoksa bu da mı benim kendini beğenmişliğim? Ah, ah. Bundan sonra hayatım boyunca bir pisliğin teki olarak mı yaşasam acaba? Köyde evim var. Koyunlarım var, Kız kardeşim ve kocası beni köyden kovacak değiller ya? Adaletmiş, dürüstlükmüş, sevgiymiş... Düşününce hepsi çok saçma șeyler.
Kral kulağıma, 'Biraz geç kal, diye fisıldamıştı. Geç kalırsam yerime geçen kişiyi öldürüp beni kurtaracağına söz vermişti. Kralın bu kalleşliği midemi bulandırıyor. Fakat şimdi bakıyorum da... Ben tam da kralın söylediği gibi bir insan oldum.
Seçtiğin yolu cesaretle yürü. Hiçbir şey değişmez diye hayıflanmaktan başka bir şey yapmayan miskin izleyicilerden biri olma. Kendi yolculuğunu sürdür. Melos'un sonuna kadar koşmayı sürdürmüş olması gibi*.
*Osami Dozai'nin Koş Melos isimli kitabına atıfta bulunulmuştur.
Fakat hayat dediğin cehennemin bir parçasıdır, hani derler ya, 'Dünyada güzellikten çok kötülük vardır,' diye, gerçekten de öyle. Mutluluğa atılan her adım beraberinde binlerce kötülük getirir. İnsan bir yıl boyunca bir gün bile hiçbir telaşesi olmadan yaşayabilse... Yok yok yarım gün bile telaşsız geçirebilirse o insan mutlu biridir demektir.