• 25. Mektup

    Mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde bulamasam, o zaman da kendimi yakardım. Şu herkeste seni gören gözlerimi, şu her yerde sana koşan ayaklarımı ve şu her zaman sana yazan ellerimi yakardım. Tenimden yükselen alevler ta Allah'a kadar uzanır, ona çaresizliğimi anlatırdı. Seni, güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin hayal kırıklığına uğratmamak için, şimdi benim yerime, senden kalanları yakacağım. Ben yaşadıkça,varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak. Unutma; seni sevdiğim için ölebilirdim, seni sevdiğim için yaşayacağım.
  • Dünyada hiçbir dost insana kitaptan daha yakın değildir sıkıntımızı unutmak donuk hayatımıza biraz renk katmak biraz ışık vermek daracık dünyamızda bulamadığımız şeyleri yaşamak için tek çaremiz kitaplara sarılmaktır bırakınız ıssız bir adaya gitmeyi herhangi bir yolculuğa çıkarken bile hangi okur yazar yanına bir- iki roman bir iki şiir kitabı almayı düşünmez yolculukta çoğu zaman olduğu gibi çevremize bakıp dalmaktan yanımıza aldığımız kitapları okuyamacağımızı bilsek bile onları gene de el altında bulundurmak isteriz çünkü onların Can yoldaşı olduğunu biliriz düşünüyorum da şu dünyadan kitap Yok oluverse yaşamak ne kadar güçleşir çekilmez bir ağırlık olurdu romancı veya şair için yazmak nasıl dayanılmaz bir ihtiyaçsa okur için de yazılanları okumak öyledir en kötümser zamanlarımızda yardıma koşan onlardır Nurullah ataç ölüm yatağında kendini görmeye gelen Sebahattin teoman’a” hastalıkta ağrıları dindirici en iyi ilaç şiirmiş boyuna şiir okuyorum “dememiş miydi?
  • Aptal Puma Sendromu Nedir?
    Pumayı bilirsiniz. Hani vahşi kedilerin uzak atalarından. Yaklaşık iki metre uzunluğundaki benekli yırtıcı. Birçok özelliği ile ünlüdür bu ormanların harika kedisi. Ama en çok ta hızlı ve kıvrak koşusu ile tanınır. Avının peşinedüştüğü andan itibaren giderek hızlanan ve vücudunun tüm eklem ve kaslarını ortaya koyan hareketlerini seyretmek bir zevktir.
    Bu ölüm koşusu bazen pumanın , bazen ise hayatı için koşan kurbanın zaferi ile sonuçlanır.
    Peki bir puma avının peşinden ne kadar koşar?
    İşte ormanların vahşi avcısını uygarlıkların kurucusu insan'a örnek yapacak olanda pumanın bu özelliğidir. Puma avının peşinden sürdürdüğü "ölüm koşusunu" her zaman avının cüssesine göre ayarlar.
    Yani bir ceylan ele geçirmek için koştuğu süre ile, bir tavşanın peşinden geçirdiği süre asla aynı değildir. Çünkü puma akıllı bir hayvandır ve koşarken harcadığı enerji miktarı, avdan elde edeceği potansiyel enerji miktarını aştığı anda puma koşmaktan vazgeçer.
    Yenilgiyi kabul edip başka av arar. Bu nedenle ceylanın peşinden fazla, tavşanın peşinden çok daha az koşar.
    İşte "aptal puma sendromu" bunun tersini yapan insanların ruh halini ifade etmek için, yani bir tavşanın peşinden yıllarca koşan , sonra da yakaladığı avı bir öğünde bitiren akılsızlar için kullanılır.
  • Pumayı bilirsiniz. Hani vahşi kedilerin uzak atalarından. Yaklaşık iki metre uzunluğundaki benekli yırtıcı. Birçok özelliği ile ünlüdür bu ormanların harika kedisi. Ama en çok ta hızlı ve kıvrak koşusu ile tanınır. Avının peşinedüştüğü andan itibaren giderek hızlanan ve vücudunun tüm eklem ve kaslarını ortaya koyan hareketlerini seyretmek bir zevktir.
    Bu ölüm koşusu bazen pumanın , bazen ise hayatı için koşan kurbanın zaferi ile sonuçlanır.
    Peki bir puma avının peşinden ne kadar koşar?
    İşte ormanların vahşi avcısını uygarlıkların kurucusu insan'a örnek yapacak olanda pumanın bu özelliğidir. Puma avının peşinden sürdürdüğü "ölüm koşusunu" her zaman avının cüssesine göre ayarlar.
    Yani bir ceylan ele geçirmek için koştuğu süre ile, bir tavşanın peşinden geçirdiği süre asla aynı değildir. Çünkü puma akıllı bir hayvandır ve koşarken harcadığı enerji miktarı, avdan elde edeceği potansiyel enerji miktarını aştığı anda puma koşmaktan vazgeçer.
    Yenilgiyi kabul edip başka av arar. Bu nedenle ceylanın peşinden fazla, tavşanın peşinden çok daha az koşar.
    İşte "aptal puma sendromu" bunun tersini yapan insanların ruh halini ifade etmek için, yani bir tavşanın peşinden yıllarca koşan , sonra da yakaladığı avı bir öğünde bitiren akılsızlar için kullanılır.
    Başarının sırrı pumalıktan, yani harcanan emek, ulaşılan sonuç ilişkisindeki dengeyi iyi saptamaktan geçiyor.
  • ALLAHSIZLIK, ALLAH’A MAHSUSTUR!
    Azledildin...
    Her şey bitti...
    Bundan sonra düşünmeyecek, bilmeyecek ve yaratmayacaksın...
    Asil Yaşayan (Adil Ölmez) bir dahi mi bir deli mi bilinmez ama “yalnız”dır.
    “Yapayalnız” , terk edilmiş bir ruh, deliren bir beden, affedilemez bir adam, gerizekalı sanılan bir dahi, vicdansız sanılan bir gerikalplidir o.

    ÖLÜ DOĞAN SORUYU LİNÇ ET!
    Ne kadar kötüsünüz?
    Ne
    Kadar
    Kötüsünüz?
    Asil’in bu sorusu bir deneysel belgesel olur ve bu belgeselle insanlığı kendine düşman eder.

    Bir deli olarak Asil kimdir?
    Onun tek gerçeği acıdır; kinden, kandan ve kötülükten beslenir lakin özünde tıklım tıklım gözyaşı yüklü bir çocuktur.
    Dili kurak, zihni mahşer gibi kalabalıktır.
    Delidir; anımsamadığı için geçmişi, önemsemediği için geleceği yoktur.
    Tüm savaşlar, ihanetler, yalanlar insana aitken Asil bu girdabın bir damlasıdır. Tüm insanlıktan ne daha iyi ne daha kötü...
    Zihni bir savaş alanı, bir cehennem meydanıdır. Yok eder, yakar, önce kendini sonra etrafındakileri...
    Hiçbir sosyolojik profile uymayan, ruhsal varlıklarla iletişim kurabilen, epileptik krizlerle bir kas yığınına dönüşen , biraz falcı, biraz medyum, herkes kadar sahtekâr bir kural danışmanı, olasılık hesapçısı, öngörücüdür...

    DELİRENLER AFFEDİLMEZ, TERK EDİLİR...
    Modern yaşam insanlığı önce yalnızlaştırdı sonra öldürdü. Teknoloji ve sosyal medya sahte kahramanlar yarattı. Bireyin yalnızlığını ve çıkmazlarını Asil’le bedenleştiren Günday, yeraltı edebiyatının en yetkin yeni Türklerinden bence.

    Modernizm ve modern sonrası postmodernizmin en çok işlediği tema “bunalım”dır.
    Azil; bu bunalım labirentinde soluk soluğa peynire koşan ama hedefe ulaşamayan farenin çaresizliği ve telaşını anlatan bir trajedi.

    ŞİMDİKİ ZAMAN GELECEĞİN PROVASIDIR!

    Einstein atomu parçalamak üzere dünyaya geldi.
    Müslüm arabeske kan bulaştırmak için...
    Atatürk Anadolu’yu yaratmak için...
    Bence Günday da “yazmak” için ...

    Edebiyatta bazen kurgu olağanüstü ve orijinaldir, bazen anlatım büyüleyicidir.
    Günday her ikisini de ustaca bir araya getirebilen dahilerden.
    Romanda iç içe geçmiş onlarca Asil yarattı, yüzlerce girift olayı sloganvari sözlerle okuyucuyu kışkırtarak empoze etti.
    Kaostan kurulan bu düzende kaotik kahraman Asil de hayatı, dünyayı reddederken , herkesten ve her şeyden nefret etti.

    Günday’ın yarattığı...
    Nefret etmem gereken Asil’i bağrıma bastım ben...
    Asil’i azlettim...
  • "İnsanın kendi hayatı, göz açıp geçinceye kadar geçen zaman kadar kısadır. Ölümsüz olan düşüncedir, fikirdir."
  • Zembîlfıroş zembîla tine (Zembîlfiroş, zembiller getirir)
    Dikan bi dikan di gêrîne (Dükkan dükkan gezdirir)
    Hiş li Xatûnê namîne (Xatûn’un aklı başından gidiyor)
    Serî li zeman di gerîne (Aklıyla arıyor zaman yaratmak için)
    Gazi dike ku bibîne (Sesleniyor ki, onu görmek için)
    Were ser doşeka mîr e (Gel Beyin döşeğinin üstüne)
    Li te helal, herama mîr e (Beyin haremi sana helaldir)
    Bidime te zulfî harîr e (Güzel zülüflerimden sunayım sana)
    Çavê min ê xezalan e (Gözlerim ceylanların gözüdür)
    Sîngamin wek zozana ne (Bağrım yaylalar gibidir)
    Bejna min wek rihane (Endamım reyhan gibidir)
    Çiqa bêjî hêjan e… (Dilediğin gibi güzel ve uygundur …)
    Bu hikaye Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde (Amed-Farqin) yaşanmıştır.

    Kürdistan coğrafyasının zenginliği olan efsanelerden biridir Zembîlfiroş. Tıpkı Mem û Zin, Xecê û Siyabend gibi yöremizde çok bilinen, şiirlere, masallara, filmlere, türkülere konu olan hazin aşk hikayelerinden biridir Zembîlfiroş.
    “Gökten zembille inmiş.” Gibi güzel sözlere de konu olmuştur zembîl (sepet)…

    Zembîlfiroş’taki aşk, karşılıksız bir aşktır. Ölümü çare gören aşkın hikâyesidir. Efsanenin Mezopotamya’nın tarih ve kültür bakımından oldukça zengin ve bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış, Mervanilerin başkenti Farkin’de geçtiği yaygın olarak söylenir.

    Yörede hüküm süren bir kralın çok yakışıklı oğluyumuş. Görenin bir daha dönüp baktığı, prenseslerin gönlünde yatan beyaz atlı prensmiş Zembîlfiroş. Önceleri kral oğluna yaraşır bir yaşam tarzı varmış. Zevk û sefa içinde yaşar sık sık ava çıkarmış. Yine avlanmaya çıktığı bir günde Allah aşkı onu avlamış. Öylesine avlamış ki ilahi aşkın etkisiyle adeta mecnun olup yollara düşmüş.

    Avlanma esnasında gördüğü bir mezar ve mezardan dışarıya çıkmış iskelet parçaları onun ölüm gerçeğiyle yüzleşmesine vesile olmuş. Zenginlik ya da fakirliğin ölüm karşısında hiçbir hükmünün olmadığını, bir gün kendisinin de bir iskelete dönüşeceği gerçeğiyle hemen oracıkta Allah’a sığınarak dünya nimetlerinden vazgeçeceğine ve sadece Allah yolunda yürüyeceğine diz çökerek hûşu içinde yemin eder. Yaşadığı sarayı, ihtişamı hiç arkasına bakmadan geride bırakarak eşiyle birlikte yollara düşer. Diyar diyar gezerek zembil yapıp satar ve hayatını böylece idame ettirir. O, artık bir ZEMBÎLFIROŞ’TUR… Çocuklarıyla, hanımıyla birlikte sırtlarında çadırları, üstlerinde eski püskü elbiseleriyle köy köy, kasaba kasaba dolaşan bir Allah dostudur.

    İşte böyle dolaşırken kader onu son durağı Farkin’e getirir. Farkin Beg’in karısı Xatûn Xan’ın dikkatini çeker Zembîlfiroş. Zembîl alma bahanasiyle onu saraya çağırır. Xatûn Xanım yıldırım aşkına çarpılmıştır adeta. Bir yanda beg xanımı olmak diğer yandan yana tutuşa bir aşka kapılmak… Çok zor durumdadır ama yüreğe söz geçiremez, gönül beglik meglik tanımaz. Aşkını dizelerle anlatmaya çalışır…



    Zembîlfroş zembîla tine
    Dikan bi dikan di gêrîne

    Hiş li Xatûnê namîne

    Serî li zeman di gerîne

    Gazi dike ku bibîne

    Were ser doşeka mîr e

    Li te helal, herama mîr e

    Bidime te zulfî harîr e

    Çavê min ê xezalan e

    Sîngamin wek zozana ne

    Bejna min wek rihane

    Çiqa bêjî hêjan e…

    Zembîlfiroş, zembiller getirir
    Dükkan dükkan gezdirir

    Xatûn’un aklı başından gidiyor

    Aklıyla arıyor zaman yaratmak için

    Sesleniyor ki, onu görmek için

    Gel Beyin döşeğinin üstüne

    Beyin haremi sana helaldir

    Güzel zülüflerimden sunayım sana

    Gözlerim ceylanların gözüdür

    Bağrım yaylalar gibidir

    Endamım reyhan gibidir

    Dilediğin gibi güzel ve uygundur …

    Ama Zembîlfroşdünya nimetlerinden vazgeçmiş bir derviştir. En önemlisi tövbe etmiştir. Sadece Allah’a kulluk etmeye yemin vardır, haramı yaşamından silmiştir. Hem bunun için değil miydi onca malını, mülkünü, ihtişamını, zevk û sefayı bırakıp yollara düşmek?.. Hem evliydi hem de karısını çok seviyordu. İşte bu yüzden ölüm fermanı olan REDD-İ AŞKI hiç çekinmeden yapar ve Xatûn’un aşk çağrısına olmusuz olarak o da dizlerle cevap verir.

    Xatûnê ez tobedar im
    Delalê ez tobedarim

    Zarok birçîne li malin

    Ji rebbê jorî nikarim…

    Xatûn ben tövbekarım
    Güzel kadın ben tövbekarım

    Çocuklar evde acdır

    Allah adına yapamam…

    İşte bu dizlerle Zembîlfiroş, Xatûn’un aşkını reddeder. Farqin beginin karısı Xatûn, red cevabını kabul etmez. Ölesiye bir tutkuyla aşıktır Zembîlfiroş’a. Ne yapıp edip yakışıklı Zembîlfiroş’la birlikte olmaktır amacı. Xatûn’ın ısrarları karşısında Zembîlfroş çareyi kaçmakta bulur. Xatûn peşini bırakmaz, sora sora Zembîlfiroş’un kaldığı çadırı öğrenir. Xatûn, bir gece çadırda kalmak için Zembîlfiroş’un karısına yalvarır. Karşılığında tüm mal varlığını ve mücevherlerini bağışlayacağını anlatır, sadece bir gece Zembîlfroşile kalmak ister. Xatûn’un bu kadar yoğun ısrarı üzerine Zembîlfiroş’un eşi, çocuklarını da yanına alarak oradan ayrılır. Xatûn, Zembîlfiroş’un eşinin giysilerini giyer ve yatağa girerek Zembîlfiroş’u beklemeye başlar. Karanlık Farqin’e çökerken, Zembîlfroşzembillerini sattıktan sonra çadırına döner. Xatûn’un yatağında olduğundan habersiz, aynı yatağa uzanır. Ancak yataktaki kadının kendi karısı olmadığını, Xatûn’un ayağındaki gümüş halhalın çıkardığı sesten anlar. Bunu anlar anlamaz, çadırdan dışarı çıkar.

    Efsane bu ya, sonuçla ilgili yörede bir çok anlatım var. Her anlatım ölümle sonuçlanır. Kimilerine göre Zembîlfiroş, Xatûn’dan kurtulamayacağını anlar ve gidip sarayın burçlarından kendini aşağı atar. Efsanenin başka bir anlatımına göre ise, Zembîlfroşbu noktadan sonra çaresiz kalır ve canını alması için Tanrı’ya yalvarır. Zembîlfroşölünce, peşinde koşan Xatûn’da aynı dilekte bulunur ve ikisi de ölür. Bu sevda masalının da diğer masallar gibi sonu hazindir… Aynı Mem û Zîn destanındaki gibi, Xatûn’un Zembîlfiroş’a olan aşkında da ölüm çare olmuştur…

    Şarkılara, öykülere konu olan Zembîlfroşile Xatûn’un aşk hikayesi, bugün sadece olayın yaşandığı Diyarbakır`ın Silvan ilçesinde değil, Kürt kültürünün olduğu tüm bölgelerde hala dillerde.

    İnanç ve tutuklu aşk arasında efsaneleşen ZEMBÎLfroşile Xatûn’un aşk hikâyesi, olayın yaşandığı söylenen sadece Farkin’de değil Kürt kültürünün olduğu tüm bölgelerde hala dillerde dolaşır. Kimi zaman bir türküdür, kimi zaman bir şiirdir kimi zaman uzun kış gecelerinde anlatılan hazin bir öyküdür ZEMBÎLFİROŞ…
    Şivan Perwer