《LEYLİ》, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Siz insanlar, diye sesimi yükselttim, bir konudan söz ederken, bu budalaca, bu akıllıca, bu iyi, bu kötü, deyip duruyorsunuz.Ne gerek var buna! Siz hiç sözünü ettiğiniz konunun derinine inip kafa yordunuz mu?Niçin olduğunun, niçin olması gerektiğinin sebeplerini araştırdınız mı?Eğer konuşmadan önce böyle yapmış olsaydınız, çabucak kendinize göre bir sonuç çıkarmazdınız!

Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 73 - Ayrıntı Yayınları)Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe (Sayfa 73 - Ayrıntı Yayınları)

Kitap yazma çabam
İyi geceler sevgili 1000 kitap okuyucuları.Bu gece sizlere yeni yazmaya başladığım kitabımın ilk bölümünü paylaşacağım.İyi yada kötü yorumlarınızı bekliyorum.Yorumlarınız ne olursa olsun hatta hiç yorum gelmese bile ben yazmaya devam edeceğim.Yazmayı seviyorum.Yorumlarınız sadece bana doğru ve yanlışlarımı analiz etmem konusunda yardımcı olacak.Tekrardan iyi geceler diliyorum

Ve karanlığın içinde bir siluet daha yere yığıldı.Nereden ve nasıl geldiği belli olmayan darbenin etkisiyle tozlar zeminden uçuşup havada asılı kaldı.
Küçük çocuk hemen arkasında öldürülen kişinin yakarışlarına aldırmadan,bilinmeyen karanlığın içinde sadece ay ışığını takip ederek yol almaya devam etti.Ağaçların arasında ve karanlıkta gidilecek ve görülecek bir yer yoktu.Her yer kuşatılmıştı.Dünyanın son gününün,son saatinin yaklaştığını hissedebiliyor,nefesi boğazındaki adem elmasında asılı kalıyor,kalbi her şeyin normale dönmesi için çılgınca atıyordu.Sadece bir saniye,bir nefes daha yaşamak için vücudunun tüm direnişlerine karşı savaşıyordu.
Sırt çantasında kalan tek yudumluk suyu ve bir parçalık ekmeğiyle günlerce hayatta kalmayı başarmıştı.Dünyanın ve insanların ona kurduğu tehlikeli tuzaklardan kurtulmuştu.O sağ kalmıştı.Hissetmişti.Duymuştu.Konuşmuştu.Öldürmüştü ve defalarca kez ölmüştü.
Dünya üzerindeki bütün çaresizlikleri ve acıları görmüş insanları uyarmış sonuç olarak defalarca kez göz ardı edilmişti.Şimdi bu karanlık ormanda ,yolunun hangi iblisin mağarasına çıktığını bilemeden,arkasında uyardığı insanların acı veren çığlıklarla öldüklerini duyarak ümitsizce ilerliyordu.Korkunun ormanın her yerindeki somutluğunu hissediyor olmak onu endişelendirmiyordu,onu endişelendiren korkuya karşı silahsız olarak savaşmak zorunda olmasıydı.Silah olarak kullanılan her nesne kullanan kişiye yöneliyor ve ona akla gelebilecek en vahşi ölümü tattırıyordu.
Dünyanın aydınlık tarafıyla ilgili dedikoduları duymuştu.Zaten doğduğu günden beri güneş denilen o parlak ışık kaynağının yerini bulmak için yaşıyordu.Babasına söz vermişti.Aydınlık tarafı bulacak ve oradaki insanları gelecek olan tehlikeler konusunda bilgilendirecekti.Gölgeler,iblisler,vahşice öldürülen binlerce insan ve hayvanın çığlıklarını onlara anlatacak,güvende ve aydınlık tarafta kalmaları için elinden geleni yapacaktı.
Dinlenmek için bir ağaç oyuğuna girdi ve kuru dallarla dışarısıyla olan temasını kesti.Çantasını sırtından çıkartırken yeni açılmış yaranın acısını iliklerinde hissetti.Yara yeni yeni kabuk tutmaya başlamıştı ve yüzeyi hala sızıntı şeklinde kanıyordu.Çantasında pansuman malzemesi olarak kullanabilecek bir şeyi kalmadığını gördü.İçerisinde hayatta kalması için bile yetecek çok şey yoktu.Bir parça ekmek,bir yudum su,bir kaç kağıt,neredeyse yok olmak üzere olan bir kurşun kalem,pili bitmiş el feneri,burun spreyi ve bir deste iskambil kağıdı.
El fenerinin uzun süre önce pili bitmişti.Işık kaynağı olarak sadece bulutların arasında görünüp kaybolan ay kalmıştı.Ay ışığının altında,elinde kalmış son parça ekmeği yemeye başladı.Son verdiği savaşta güçsüz düştüğü için bugünkü hakkını biraz daha artırarak ekmeği sonuna kadar bitirmeye karar verdi ama yarın yiyecek bir şeyler bulmak zorundaydı.
İki hafta önce bir mağaranın önünde bulduğu geyiği günlerce yemişti.Ne var ki oraya saldıran son iblis çok tehlikeliydi.İnsanların ve kendisinin o şeylere neden iblis dediklerini bilmiyordu ama o şey -iblis- geyiğin önünde durduğu mağaraya,yerleşmiş ve mağaraya sığınmaya çalışan her insanı derilerini vücutlarından ayırarak öldürmüştü.
O gece,insanları mağaraya gitmemeleri için uyarmasına rağmen ölümlere engel olamamıştı.Ve o geceden sonra insanların kaçınılmaz olanla yüzleşmelerini izlemekten öteye gidemeyeceğini anlamıştı.
Kalan ekmek parçasını da ağzına attıktan sonra suyunu içti.Ağaç oyuğunun derinlerine doğru kayarak uyumaya hazırlandı.Uyandığında etrafta bir ışığın olmadığını görecekti.Uyandığında hayatta olan birçok insan ölmüş olacaktı ve birçok iblis doğacaktı.Gölgeler ay ışığının son kırıntılarını dünyanın karanlık tarafı üzerinden silmeye çalışacak,ağaçlar her geçen saniye biraz daha kuruyacak,orman yok olacak ve belki de karanlık taraftaki son insan da ölecekti.
Gözlerini kapatarak o anın keyfini çıkardı.Islak ağaç oyuğunun içinde,ıslanan pantolon ve vücuduna aldırmadan aydınlık tarafın hayaliyle uykusuna daldı.

Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.

Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

”Seni seviyorum” sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak… Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

sezgin, bir alıntı ekledi.
3 saat önce

Saplantı
Çok kötü bir tarih öğrencisiydim.Bana tarihi, seramik müzesine yada ölüler ülkesine ziyaret olarak öğrettiler. Geçmişin sessiz ya da dilsiz olmadığını keşfettiğimde yirmi yaşımı geçmiştim. Bunu Carpentier romanları, Neruda şiirleri okuyarak keşfettim. Bunu kafelerdeki buluşmalarda Uruguay kırlarında ihtiyar bir savaşçı, o kadar ihtiyar ki yorgun göz kapaklarını açık tutmak için arasına küçük bir portakal sapı yerleştiren ama bir taraftan da mızrağının ucunda düşman bir süvariyi kaldıran çok ihtiyar bir savaşçı üzerine hikayeler dinleyerek keşfettim. Sorarak keşfettim. Sorarak ve kendime sorarak; yaşadığımız bu gezegen nereden geliyordu, her dakika otuz çocuğun açlıktan yada hastalıktan ölmesi için her dakika silahlara bir milyon dolar harcayıp hiçbir ceza görmeyen bu dünya nereden geliyordu? Sorarak ve kendime sorarak : Bu dünya, bizim dünyamız ,bu mezbaha, bu tımarhane tanrının eseri mi , insanların eseri mi? Hangi geçmiş zamandan doğdu bu şimdiki zaman? Niçin bazı ülkeler diğerlerinin sahibine dönüştü,bazı insanlar diğer insanların,erkekler kadınların, kadınlar çocukların, mallar insanların sahiplerine dönüştü?
Ben tarihçi değilim. ben bir yazarım, Amerika'nın belleğine saplantısı olan , özellikle de Latin amerikanın ,belleksizliğine mahkum edilmiş şefkatli toprakların belleğine saplantısı olan yazar.

Biz Hayır Diyoruz, Eduardo Galeano (Sayfa 14 - metis yayınları)Biz Hayır Diyoruz, Eduardo Galeano (Sayfa 14 - metis yayınları)
milena, bir alıntı ekledi.
5 saat önce

"Değer, yaşamak her şeye değer," dediler karıncalar. "Ölüm umutsuzluktur, oysaki en kötü yaşamda bile her gün umut güneş çiçeği gibi açar."

Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca, Yaşar Kemal (Sayfa 36)Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca, Yaşar Kemal (Sayfa 36)
İlayda Toplu, bir alıntı ekledi.
6 saat önce

elveda
“Elveda,” dedi çiçeğine. Çiçekten bir karşılık gelmedi. “Elveda,” dedi bir kez daha. Çiçek öksürdü, ama soğuk aldığından değildi öksürük. “Saçmaladım,” dedi sonunda küçük prense. “Bağışla beni, mutlu olmaya çalış… “Küçük prens çiçeğinin ona sitem etmemesine şaşırmış, elinde cam fanusla kalakalmıştı. Bu sessiz tatlılığı anlayamıyordu. "Tabii, seni çok seviyorum.” diye konuştu çiçek. “Bunu şimdiye dek sana belirtmemiş olmam benim hatam. Aslında bu da önemli değil. Ama sen… Sen de benim kadar aptalca davrandın. Mutlu olmaya çalış… Fanusu da istemem. "Ama rüzgâr… Soğuk algınlığım o kadar kötü değil. Gecenin serinliği iyi gelir bana. Çiçeğim ben.”. “Ya hayvanlar? Kelebeklerle tanışmak istiyorsam, bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundayım. Çok güzel olmalılar. Kelebekler de, yani tırtıllar da olmazsa kimle dostluk edeceğim ki?… Sen uzaklarda olacaksın… Büyük hayvanlara gelince… Onlardan korkmuyorum. Pençelerim var benim.” Bunları söyledikten sonra küçük prense dört tanecik dikenini gösterdi. Sonra da, “Haydi sallanma. Gitmeye karar vermiştin. Git!” dedi.

Küçük Prens, Antoine De Saint-Exupéry (Can Yayınevi)Küçük Prens, Antoine De Saint-Exupéry (Can Yayınevi)