-Amcan gibi konuşuyorsun. Genelde prensip diye bir şey yoktur; hala anlayamamışsın bunu! Duygular vardır. Her şey duygulara bağlıdır.
-Nasıl yani?
-Öyle işte. Sözgelimi ben: Duygularımın etkisiyle her zaman olumsuz düşünürüm. Yadsımaktan hoşlanırım, beyin yapım öyledir, hepsi o kadar! Kimyayı neden seviyorum? Sen elmayı neden seviyorsun? Yine duyguların etkisinden. Ondan daha derine hiçbir zaman inemeyecek insanlar. Herkes söylemez sana bunu, ben de başka bir zaman bir daha söylemem.
Vay! Aferin, bir karınca yarı ölü bir sineği götürüyor. Götür birader, götür! Sana karşı koymaya çabaladığına aldırma… Doğanın sana verdiği, acıma duygusundan yoksun hayvan olma özelliğinden yararlan; sizler bizim gibi yıkılmış değilsiniz birader!
Bak şu saman yığınının yanında uzanmış yatıyorum… İşgal ettiğim yer öylesine küçücük, evrende bulunmadığım ve umrunda bile olmadığım alanın yanında öylesine ufacık, yok sayılacak kadar küçük ki… ve yaşayacağım zaman dilimi benim bulunmadığım ve bulunmayacağım sonsuz zamanın yanında öylesine az ki… Oysa bu atomun, bu matematiksel noktanın içinde kan dolaşıyor, bir beyin çalışıyor, birtakım istekleri var… Ne kepazelik! Ne saçmalık!