• Yahudi gider dini temsilcisi olan haham' a sorar. Bizim dinimizde kul hakkı var mıdır der? Bu kul hakkı muvzuunu da bir Müslüman'dan işitmiştir. Haham cevap verir: Bizde kul hakkı diye bir kavram yoktur kul hakki olsaydı eğer bizler hicbirsey yapamazdık onun için bizim dinimizde bize herşey serbesttir hatta uygundur der. Yani anladı herkes farkı :)
  • Anneden öksüz kaldı babadan yetim.
    Melek dedi: «Sahibi yok, Sevgilinin, Yârabbi!»
    Dedi Allah: «Sevgilimin ancak benim sahibi!»
    Üzerinde hiç kul hakkı kalmasın diye,
    Bu nasip Allah’tan O’na hediye.
    Ümm-ü Eymen, sevgili dadı,
    Onun yanına aldı.
  • Hiç günahım yok diyenin kim bilir kaç günahı var. Bir kez gönül yıktın ise kıldığın namaz değil.Ben kaç gönül yıktım acaba,üzerimde ne kadar kul hakkı var?
  • Prof. Dr. Hasan Kaplan

    Diyanet İşleri Başkanlığının "GÜNCEL DİNİ MESELELER" başlıklı istişare toplantısına ilişkin bazı mülahazalarım:

    1. Türkiye’deki sahih ve sağlıklı dini anlayışın yegâne güvencesi durumuna gelmiş Diyanetin, hepimizi uzun bir süredir meşgul eden bazı "güncel" dini meseleleri, medyatik polemiklerinden uzak, tamamen konunun uzmanlarının katıldığı bir ortamda gündemine alıp üç gün boyunca müzakere etmesi ülkemizdeki dini hayatın NORMALLEŞMESİNE yönelik ümit verici önemli bir adım oldu.

    2. Toplantıya davet edilen uzman hocalarımızın (Yaklaşık 70 kişi) büyük bir çoğunluğu Kelam ve Felsefe alanındandı. Ele alınan konularla direk ilgili olan Din Sosyolojisinden Nejdet Subaşı Hoca, Din Psikolojisinden de ben vardım.

    3. Konuya ilişkin, geçerliliği ve güvenirliliği tartışılır birkaç saha araştırma haricinde, kayda değer somut ve kapsamlı alan araştırmalarının olmayışı, konuların genellikle teorik eksende tartışılmasına sebep olan bir eksiklikti.

    4. Birkaç hocamız hariç, katılımcıların çoğunluğu Türkiye'deki dini gelişmelerden endişeli, kaygılı ve şikayetçi. Bazıları dini yozlaşmadan, bazıları dini ilgisizlikten, bazıları dini savrulmadan, bazıları Deizm, Ateizm ve Nihilizm tehlikesinden endişeli.

    5. Ben şahsen bu gelişmelerden fazla endişe duymuyorum. Ben daha çok bu gelişmelerin nasıl yönetileceğinden endişeliyim. Çünkü dini yozlaşma, dini ilgisizlik, dinden kaçış, dini savrulma, ve Deizm gibi etiketlerle anlatılmak istenen şey aslında bir İNANÇ KRİZİDİR ve önemli olan bu krizin iyi yönetilebilmesidir.

    6. İstişareye katılan hocalarımızın geneli de bu dini gelişmeleri bir İNANÇ KRİZİ olarak değerlendirdi, en azından bu teşhise itiraz eden çıkmadı.

    7. Kanaatimce söz konusu bu İNANÇ KRİZİNİN psikolojik (bireysel), sosyolojik (toplumsal), felsefi (evrensel) ve teolojik (kozmik) boyutları var. Ancak, davetli hocalarımızın çoğunluğunun uzmanlık alanı Kelam ve Felsefe olduğu için tartışmalar genellikle krizinin makro yani “felsefi” ve “teolojik” boyutuyla sınırlı kaldı. Tanrının varlığı, mahiyeti, Tanrı-evren ilişkisi, vahiy/nübüvvet ve kötülük problemi gibi konular tartışıldı.

    8. Krizin mikro seviyeden makro seviyeye doğru sistematik bir yaklaşım içerisinde ele alınması gerekliliğini vurguladığım toplantıda, mikro (psikolojik/bireysel) boyuta ilişkin görüşlerim özet olarak şöyledir:

    Kriz "gelişmekte" olan canlılar için normaldir, FITRİ bir durumdur, bir geçiş ve olgunlaşma sürecidir...Bu yönüyle krizler hem FIRSAT hem de RİSKLER içerir.

    FIRSATLAR
    Eğer bu inanç krizi iyi yönetilirse, imanda olgunlaşma, taklitten tahkike geçme ve inancın içselleştirilmesi gibi manevi ve Özsel unsurların ağır bastığı dindarlık gibi hayırlı sonuçlar elde edilebilir.

    RİSKLER
    Eğer bu inanç krizi iyi yönetilmezse;

    --Ya korku ve suçluluk eksenli sorgusuz sualsiz mutlak itaat içeren patolojik bir "vesayet dindarlığı" ( Ör: Fetö, Adnan Hoca, Badeci Şeyh vs);

    --Ya şeklin, ritüellerin, gösterişin, nitelikten ziyade niceliğin, değerlerden ziyade diğerlerinin ön plana çıktığı araçsallaştırılmış bir dindarlık ( Ör: Sol elle yemek yemenin kul hakkı yemekten daha fazla önemsenmesi gibi);

    --Ya lafızcılığın / literalizmin ağır bastığı selefilik ve benzeri radikal dini hareketlere yönelme

    --Ya da bütün bu yozlaşmlara tepki olarak dinden ve inançtan tamamen uzaklaşma (Deizm, Ateizm vb) gibi RİSKLER ortaya çıkar...

    SONUÇ OLARAK
    Endişesini duyduğumuz İNANÇ KRİZİ aslında şekilcilik, taklit ve fanatizm gibi dini yozlaşma biçimlerinden sıyrılma, fıtrata uygun içselleştirilmiş olgun bir dini/manevi yönelimin ortaya çıkması için iyi bir fırsattır. Bu potansiyeli iyi değerlendirmek için başta ebeveynler olmak üzere, okullarda Din Dersi öğretmenlerinin, din eğitimcilerinin, imamların, vaiz ve vaizlerin dini inancın ve pratiğinin sırasıyla psikolojik (bireysel), sosyolojik (toplumsal), felsefi (evrensel) ve teolojik (kozmik) unsurlarını bir bütün olarak dikkate almaları gerekiyor.
  • Bu konuya bir açıklık getirmek istiyorum dostlar ve çok merak ederek öncelikle şunları sormak istiyorum!

    Burda pdf veya epup kitap paylaştığımız zaman herkes bunları indirip hepsini okuyor mu? Ya da bu yüzden yayınevleri mi kapanıyor? Yoksa yazarlar mı sefalet içerisinde yüzüyor?

    Bakın zaten ülkede Kağıt Fabrikası yok ve bu yüzden her Allah'ın günü bu sektör üzerinden milyonlarca dolar ülke içinde dönüyor. Gazete, dergi, roman, fotokopi vs gibi baskılar, kağıdı çok değerli kılıyor. Yurt dışından kağıt dolarla alınıyor ve bu da şu demek oluyor ki dolar yükselirse kağıt fiyatı da otomatikman yükselir! Şu an kitaplar aşırı pahalı ve dokunanın cebini yakıyor.

    Parası olanın pdf kitap okumasına sıcak bakmam ama tercihine de saygı duyarım ama parasını kitaba veremeyecek insanın pdf veya epub kitap okumasına karşı çıkana tahammül edemem!

    Ülke olarak zaten okuyan bir toplum değiliz, cehalet had safhada. Ortalama bir insan günde, telefona neredeyse en az 5 saat televizyona da 4 saat harcıyor. Bu insanların telefona veya televizyona harcadıkları zamanı telefon veya tablet üzerinden kitap okumaya harcamalarına tercih ederim.

    Zaten bu çürük zihniyete göre Kütüphaneler de kul hakkına giriyor çünkü insanlar ordan da ücretsiz kitap alıp okuyabiliyor. Bunlara gülüyorum!

    Ez cümle okuyun, üretin, kendinizi geliştirin dostlar gereksiz insanların da ne dediğine bakmayın bu konuda içinizin rahat etmesi için de şuraya Nureddin Yıldız Hoca'nın konuya dair fetvasını bırakıyorum. Hadi Kalın Sağlıcakla. 🍂

    https://www.fetvameclisi.com/...lir-miyim-38851.html
  • ŞEYTANIN SAGDAN YAKLAŞTIGI BEL’AM İBNİ BAURA’NIN İBRETLİK HİKAYESİ

    Bel’am İbni Baura israiloğullarına mensup bir zattır.Bel’am İbni Baura ihlası ve ameli ile öyle bir makama çıktı ki,ismi Azam’ı bilirdi.

    Körleri, kötürümleri,sakatları iyileştirirdi bunlar ona ALLAH'ın (c.c) birer lütfu idi.Her duası kabul olunurdu.
    Bel’am İbni Baura’nın kavmi kâfirdi. Bu kavmin içinde sadece kendisi ve ailesi müslümandı.
    Bel’am’ın kavmi kâfirliklerini ve isyanlarını azdırdılar. Öyle ileri gittiler ki; CENAB-I HAKK musa Aleyhisselama onlarla savaşması için emir verdi. Musa Aleyhisselam savaş hazırlıklarına başlayınca bu haber çabucak duyuldu. Bel’am’ın kavmi haberi duyunca korkuya kapıldılar

    ve dediler ki:
    Bizim Musa ile baş edecek gücümüz yok.’’Aralarında ne yapacaklarını tartışırlarken biri şöyle dedi:
    Şu duası kabul olan Bel’am’a gidelim, o bizi Musa’dan kurtarır.''
    Kavmin ileri gelenleri Bel’am’ın yanına gidip durumu söylediler:

    Musa ordusu ile yola çıktı, üzerimize geliyor, bizi helak edecek.Gidecek yerimiz yok, sana geldik,bize yardım et, Musa’yı bizden uzaklaştır.''Kavmi dinleyen Bel’am onlara dedi ki:
    Siz ne istediğinizin farkında mısınız? Musa ALLAH’ın nebisidir, ben ALLAH’ın dostunun aleyhine nasıl dua ederim?''
    Bel’ am kavmin talebini reddetti. Fakat kavmin yapacak başka bir şeyi yoktu.Musa Aleyhisselam ile baş etmeleri imkansızdı.Önlerinde bir çıkar yol vardı:Bel ’am’ ı İbn-i Baura yı ikna etmek.
    Kavmi birçok hediyelerle, ziynetlerle Bel’am’ın hanımına gittiler ve dediler ki:
    Başımızda şöyle bir sıkıntı var. Biz senin efendinle konuştuk, ama bir türlü ikna edemedik. Sen bizim yerimize efendin ile konuş ve onu ikna et, bize yardım etsin.''
    Kadın hediye ve ziynetleri görünce '' Tamam'' dedi.
    Ben Bel’am ile konuşup bu işi halledeceğim.''
    Bel’am’ın hanımına karşı düşkünlüğü vardı, onu çok sever,
    onun sözüne itibar eder, isteklerini yerine getirirdi.

    Hanımı Bel’am’ ın yanına gelerek ona durumu arzetti.
    Bunlar bizim yakınlarımız, komşuluk hakkı vardır.Yakınlarımız darda kalınca onlara yardım etmek görevimizdir.Şimdi onlar çok büyük bir sıkıntı ile karşı karşıyadır.Senin gibi bir adam nasıl olurda komşularına yardımdan kaçınır.''Bel’am İbni Baura:
    Hiç olacak iş mi?Bir pergamberin aleyhine nasıl dua edilir?Bu ona ALLAH katından verilmiş bir emirdir.Şayet bu emrin ALLAH katından olmadığını bilsem, kavmime dua edbilirdim.''
    Karısı vazgeçecek gibi değildi.Bir açık kapı buldu ya, ''Bu emir ALLAH katından olmasaydı''…O da bu emrin ALLAH katından olmadığını anlatmaya ,bu konuda bel’am’ı ikna etmeye çalıştı.Uzun uğraşmalar sonucunda, kadın Bel’am’ı ikna etti.Bel’am Musa Aleyhisselem’ın aleyhine dua etmeyi kabul etti.

    Bel’am’a o gece rüyasında ''Ey Bel’am helak olacaksın'' denildi.
    Karısının baskısıları öyle bir gözünü döndürmüştü ki, rüyasındaki uyarıyı önemsemedi bile.Sabah olduğunda her zamanki gibi eşeğine binerek dua ve niyazda bulunduğu dağa çıkmak için yola koyuldu.Yola koyulmuşlardı ki eşek adım atmadı.Eşeğini dövdü olmadı.Eşek ayak diremiş, bir adım dahi atmıyordu.
    ALLAH (c.c) izni ile eşek dile gelip konuştu:
    Ey Bel’am sana yazıklar olsun!Sen beni nereye götürüyorsun?Görmüyorsun ki önümü melekler kesmiş.ALLAH’ın nebisinin aleyhine dua etmeye nasıl gidebilirim, bırak beni.''
    Bel’am baktı olmayacak eşeğini bıraktı, yaya olarak dağın tepesine çıktı.
    Dağın zirvesine çıkan Bel’am’ın yanına kavmindende bir takım beyinsizler gelmişti.Hep birlikte başladılar Musa Aleyhisselem’a beddua etmeye.

    Bel’am’ın yaptığı beddualar, ters dönüyor, kavmine yöneliyordu.Kavmi şaşırdı:
    Ey Bel’am! Sen ne yapıyorsun?Sen bize beddua ediyorsun.
    Benim elimden bişey gelmiyor.Ben Musa’nın aleyhine dua ediyorum,ağzımdan dua sizin aleyhinize çıkıyor.
    Bel’am ebedi kaybedenler kervanına yazılmıştı.

    Duası biter bitmez dili uzamaya başladı.Dili göğüslerine kadar uzadı.Bel’am dedi ki:
    ALLAH’a yemin olsun ki, dünyamı da ahretimi de kaybettim.Benden size hayır yok.Siz şimdi beni iyi dinleyin.Ellerinizin altındaki genç kızlarınızı giydirin, bir güzel süsleyin.Musa’nın ordusu gelince, kızlarınızı ordunun içerisine salıverin.Kızlarınız Musa’nın ordusundaki erkeklerin kendilerine saldırmasına ses çıkarmasınlar.''
    Musa Aleyhisselam’ın ordusu, yaklaşınca genç kızlar, genç kadınlar, Musa Aleyhisselam’ın ordusunun içerisine dalıverdiler.

    Musa Aleyhisselam’ın ordusunun içersine giren kadınlardan bir tanesi çok güzeldi, güzelliği dillere destandı.Bu güzel kadın komutanlardan birinin dikkatini çekti.Komutan kadını alarak doğruca Musa Aleyhisselam’ın yanına çıktı.Komutan kadını göstererek dedi ki:
    Sen şimdi diyeceksin ki, bu kadın sana haramdır?''Musa Aleyhisselam:
    Evet haramdı.Sakın o kadına yaklaşma.''Fakat komutan Musa Aleyhisselam’ın sözünü dinlemedi ve kadına yaklaştı.Komutanın yaptığı çirkinliği gören bazı beyinsizlerde aynı çirkinliği yaptılar.Aradan çok zaman geçmedi ki,

    askerler arasında kolera salgını baş gösterdi.Rivayet edilir ki, yetmiş bin kişi koleraya yakalandı.Sonra ordunun içinden güçlü kuvvetli bir zat çıktı

    ve komutan ve birlikte olduğu kadını bir kılıç darbesiyle öldürdü.Bundan sonra salgın bıçak gibi kesildi ve askerler sağlığına kavuştular.

    Hazret-i Yûşâ komutasındaki ordu tarafından Belkalılar hezîmete uğramışlar Bel’am da öldürülenler arasında yerini almıştı.

    Mevla Teala, Bel’am İbni Baura’dan imanını soyup çıkardı.Onda bulunan bütün özellikler gitti.Bel’am İbni Baura’dan yüksek makam alındığı gibi rivayet edilir ki, tarihin ilk inkar kitabınıda Bel’am yazmıştır.


    Dileseydik, elbette onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik.Fakat o, dünyaya saplandı ve heveslerinin peşine düştü.Onun durumu tıpkı köpeğin kine benzer:Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur.İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir.Kıssayı anlat;belki düşünürler.''(Araf, 176)

    (s.a.v) buyurdular ki:
    Ahir zamanda kişinin cehenneme girmesi ya zevcesinin, ya annesinin, ya babasının, ya da evladının yüzünden olacaktır.''
    Bel’am İbni Baura’nın kıssası bir çok peygamberin merakını celbetmiştir.

    ALLAH Teala’ya sormuşlar:
    Ya RABBi! Bel’am İbni Baura’ya bu kadar ayetler verdin, onları niye muhafaza etmedin?''

    CENAB-I HAKK buyurmuş ki:
    Biz ona çok sayıda nimetimizi verdik, o verdiğimiz nimetlere bir gün şükretmedi.Eğer şükreden bir kul olsaydı, onu muhafaza ederdik.''

    RABBİMİZ SONSUZLUK KADAR ŞÜKÜRLER OLSUN SONSUZLUK KADAR HAMD OLSUN