Bedenin duruşu, sadece Hangi yana eğildiği ve yüzün hangi yöne baktığıyla sınırlanmıyor. Omuzların dik ya da Çökük oluşu, kolların açık ya da kapalı oluşu, ayaklarını açıklığı ya da kapalılığı, bacakların üst üste atılmış olması, ayrık ya da bitişik durması da birer mesaj oluşturur. Psikoterapide üzerinde önemle durulan bu tür mesajlardır. Psikolog, kendinden yardım istemeye gelen hastanın sözlerinden çok, bedenin ilettiği mesajlara ağırlık verir. Omuzları çökmüş, koltuğa Külçe halinde yığılmış, bacakları birbirine yapışırcasına kapalı, sürekli önüne baka hastasına, "Bugün Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"sorusunu yönelten terapist," Bugün kendimi çok iyi hissediyorum," biçimdeki bir cevaba pek itibar etmeyerek, kişinin içinde bulunduğu gerçek durumu, bedeninin belirttiğini düşünür.(alıntı)
Size güzel bir şiir kitabı ile geldim. Ama içinde en çok sevdiğim "Kadın" şiirini anlatmak istiyorum.
Şiirde kadın sadece romantik bir figür değil. O hem "harp meydanında silah taşıyan" bir savaşçı hem de "hayat harmanında güğüm taşıyan" bir emekçi.
"Kimi neşter tutar, kimi kalem..." satırları, kadının hayatın her alanındaki imzasını çok güzel özetliyor. Bilimden sanata, evden sokağa her yerde var olan bir irade.
Kadın, dün ile bugünü kol kola gezdirip geleceğe umut çizen bir köprü olarak tasvir ediliyor.
Şiirin son kıtası ise kelimenin tam anlamıyla bir ustalık eseri. "Sekize gebe kılınır, Martta dünyaya kadın getirir" diyerek, tüm bu imgeleri çok zarif bir şekilde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne bağlıyor.
Duvarlara, sokaklara, yerde ya da duvarda açılan yarıklara hep dikkat ederim. Zamanla aşınır her şey; duvarlar da, yollar da..... Tıpkı insanların duyguları ve samimiyetleri gibi....