• Eğer birinden intikam almak istiyorsan, onu umursama. Çünkü insanlar yol sayıldıkça yok olmaya başlarlar.
  • Selamlar olsun hepinize bir kez daha ... Bugün size bir dönem kitabından bahsedeceğim .. İllallah dediniz ama yine uzun incelemelerden biri olacak bu .. Uzun olacak çünkü kitapçıya gidip baktığınızda muhtemelen dikkatinizi hiç çekmeyecek bu kitabın, şu sitenin yarısı kadar basan bir tonajı var .. Site geneli yirmili yaşlarda olduğundan bahse konu olayı eminim ki hiçbiri bilmiyor ..O dönemde oynanan bu oyunun boyutundan neredeyse hiç kimsenin haberi yok .. Bilin istedim .. O yüzden sarıldım klavyeye .. 6 Eylül 1955 – 7 Eylül 1955 arasında olanlardır bu kitabın konusu .. O dönemi ve toplumun genel yapısını daha iyi anlayabilmeniz için 50 lere uzanarak başlayacağız .. Kahve , bira , votka neyin varsa kap gel ..Başlıyoruz !

    Öncelikle '950 ' de iktidara gelen Demokrat Parti'yi değerlendirmekte yarar var ..DP , Osmanlı -Türk uluslaşma ve modernleşme sürecinde tutucu kanadı temsil eden, dini politikaya alet edecek olan "sözde" muhafazakar ama özde emperyalizmin işbirlikçisi olacak kanadın temsilcisiydi ..Bundan kelli kendilerine Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın devamı dersek yanılmış sayılmayız.. Devrimlere , aydınlanmaya ve modernleşmeye direnen , komprador burjuvazi ve feodal sınıfların sancağını taşıyan , onların sesi olan bir parti idi .. 2. Dünya Savaşı' nın ortalığı yıkıp yok ettiği bir dünyada , Türkiye savaşa alenen girmemiş olsa da , ekonomisi perişan durumdaydı ..Halk savaşın getirisi olarak yoksulluk içindeydi ve geniş köylü yığınları ağır vergiler altında eziliyordu..İsmet İnönü savaşa girmeye girmemişti ama uyguladığı yanlış politikalar yüzünden Türkiye'yi dünyada yalnız bırakmıştı..Savaşta sözde tarafsızdık ama bu politikayı da tutarlı bir şekilde yürütemedik .. Önce kazanacağı düşünülen Almanya ' ya ile örtülü işbirliğine gidildi .. Bu nedenle ülke içindeki solu ve sosyalistleri köfte harcına çevirip kıyma makinasından geçirdiler bir güzel .. Sonrasında Almanya 'nın yenileceği anlaşılınca, oklava bu kez aralarında Nihal Atsız , Reha Oğuz Türkkan ve Alparslan Türkeş gibi isimlerin bulunduğu ülkedeki Nazi yanlısı ırkçı - turancı güruha yöneldi.. Tutuklandılar ve haklarında " Irkçılık - Turancılık Davası" açıldı..Ancak Nazi Almanya'sı ile yaşanan bu yakınlaşma ,1922 'de Türkiye ile SSCB arasında yapılan Dostluk Antlaşması' nın ihlali anlamına geliyordu..Nitekim savaştan dev bir güç olarak çıkan ve Nazileri kovalıyorum diyerek demir perde bloku olarak anılacak olan ülkeleri birer birer bünyesine katan Sovyetler de durumu böyle algıladı .. Sonrasında paniğe kapılan Türkiye , kendisini bir zamanlar göğüs göğüse carpıştığı ve anti-emperyalist bir Kurtuluş Savaşı verdiği batının kapısı önünde buldu..ABD ve İngiltere başta olmak üzere emperyalist ülkelerin tüm istek ve operasyonlarına açık hale geldi.Böylece , bugün ve dün başımızın belası olan Nato üyeliğine giden kanlı yolun kapısı aralanmış oldu..
    Komprador yani avantacı ve işbirlikçi burjuvazinin ve toprak ağalarının partisi olarak kurulan , osmanlının tortusu ve gerici likle işbirliğine giden DP işte böyle bir ortamda iktidara geldi..Yaptıkları ilk icraat sanayileşmenin önünü kesmek oldu .. Eğitimimizi de baltaladılar.. Kendimizin ürettiği uçağa , uçak motoruna ne gerek var diyerek uçak ve uçak motoru fabrikalarımızı , askeri mühimmat fabrikalarımızı ; komunist yuvası , kızlı erkekli öğretim olmaz , dinimiz elden gidiyor diyerek ve Cumhuriyet devrimlerini TUTANLAR VE TUTMAYANLAR diye ikiye ayırarak Halk Evleri ve Köy Enstitülerimizi kapattılar..Partinin neredeyse tümü toprak ağalarından oluştuğu için TOPRAK REFORMU YASASInı da iptal ederek rafa kaldırdılar.. Ekip biçecek toprağı olmayan köylü bu yüzden şehirlere göç etmeye başladı .. Dolayısıyla İstanbul' un gecekondulaşmasının sebepleriinden biri dersek kendileri için yalan söylemiş olmayız..Tüm bunlar olup sayaç aleyhimizde ve geriye dönük işlerken , ne meclise ne de halka sormadan Kore' ye asker gönderdiler .. Bizden bunu isteyen olmamıştı lakin Mehmetçik ' in kanı-canı ucuzdu ?!?!?! tabii!!! Ne diyordu ABD Dışişleri Bakanlarından John F. Dulles daha 1950'ler de? "NATO'ya en ucuz askeri Türkiye sağlıyor. Bir Türk askerinin bize maliyeti 23 centtir!" Bunun üzerine Adnan Menderes ve orkestrası dörtlüleri açıp , uzunları da yakıp sinyalli verince ve emperyalizme yönelik sınırsız işbirliğine dair bağlılığını da ispatlayınca Nato' ya üyeliğimiz resmen onaylanmış oldu .. Nazım Hikmet' in vatandaşlıktan cıkarılıp sol muhalefetin ezildiği günler.. DP ,1954 ' te ilk iş olarak gerçek üssü PENTAGON' da olan , dünyadaki asıl daha doğrusu esas isminin Süper Nato olduğu belirtilen , Nato'ya bağlı gizli bir örgütlenme olarak KONTRGERİLLAyı kurdu .. O sıralar bizdeki adı Seferberlik Tetkik Kurulu idi .. Nasıl masum bir isim öyle değil mi? Olası bir Sovyet istilası sırasında halkı örgütleyecek milis kuvvetler (sizin anlayacağınız şekliyle NENE HATUNLAR - KARA FATMALAR - HASAN TAHSİNLER , SÜTÇÜ İMAMLAR ) yetiştirmek amacıyla kurulan bu örgüt Türkiye' de sayısız cinayet ve katliama imza attı .. Bu sadece bizde değil Nato' ya üye olan tüm ülkelerin bünyesinde yaşandı.. Misal vermem gerekirse ,siyah ciplere 8 er kişi binmek suretiyle dolanan minik polat alemdarların dillerine doladıkları Gladio , bu oluşumun İtalya'daki adıydı..Ülkemizdeki versiyonu ise başta solu ve sol muhalefeti ezmek için kullanıldı .. Çünkü Nato' nun başındaki güç ABD ,kendisine göbekten bağlı olan ve SSCB korkusuyla hizaya getirdiği ülkelerin iç siyasetinin asla komunizme ya da sol cenaha kaymasını istemiyordu emperyalist bir ülke olduğundan dolayı .. Aksi eşyanın tabiatına ters olurdu zaten ..Şimdi zurnanın zarıldadığı yerlerdeyiz pek sevgili fındık fıstık kemiren sayın Cevizkabukları ..


    - ESAS KİTABIMIZA KONU OLAN İNCELEME BURADA BAŞLIYOR! -


    DP iktidarındaki en büyük ve en kapsamlı kontrgerilla hareketi , 6-7 Eylül 1955 tarihinde İstanbuldaki Rum asıllı yurttaşlarımıza yönelik gerçekleştirilen yağma ve talan hareketiydi .. Atatürk' ün Selanik' te doğduğu evin bombalandığı , yakılıp yıkıldığı yönündeki yalan haberlerle halk galeyana getirldi ..İstanbul' a göç etmiş köylü kitlesi provoke edilerek ve yönlendirilerek , Rum vatandaşlarımızın ev ve işyerleri iki gün boyunca yağmalandı .. Olayın nasıl kapsamlı ve organize bir iş olduğunu görmeniz açısından bir örnek vermek istiyorum .. DP 'li milletvekili ve İstanbul Expres gazetesi sahibi Mithat Peril , ciddi bir tirajı olmayan gazetesini bu olaylar öncesinde 290 bin adet bastırarak bedava elden dağattı .. Manşet ne miydi ? ATA'NIN EVİNİ BOMBALADILAR!!!
    Otuzarlı kişiden ve organize gruplardan oluşan ekipler kalabalıkları yönlendirdi..Bu arada "Kıbrıs Türk'tür Cemiyeti" gibi gerici ve faşizan örgütler de ateşe benzin döküp kitleleri kışkırtıyorlardı..Esasen Yılanların Öcü kitabına yaptığım incelememde de ( #26316052 )belirttiğim üzere DP' nin başlangıçta azınlıklara karşı yürüttüğü liberal politika , sonrasında ülke ekonomik krize girince , başta Rumlar olmak üzere gayrimüslüm azınlığın varlıklarının yağmasına dönüşmüştü..Velhasıl kelam , iki gün süren olaylar dahilinde yaklaşık 5300 işyeri ve ev yağmalandı , iş makinaları , mallar , kumaş topları , çeşit çeşit üretim aletleri parçalanarak yollara saçıldı..73 kilise , 1 sinagog ve 26 azınlık okulu yakıldı ..Saldırılar sırasında 25 ila 30 arasında kişinin öldüğü bildirildi , 300 kişi de yaralandı..Yaklaşık 400 kadına tecavüz edildi .. Yıkımın boyutları korkunçtu .. Peki aslında ne olmuştu ?

    Atatürk' ün Selanik' te doğduğu eve gerçekten de "tahrip gücü düşük bir bomba atılmıştı .. Sonrasında yapılan araştırmada bombayı atan kişinin Oktay Engin isimli bir Türk olduğu ortaya çıktı.. Hakkında hemen bir dava açıldı ve ne yaptılar dersiniz ? BİNGOO!!! Davayı hemen kapattılar!! Oysa Oktay Engin daha sonraki yıllarda kendisinin Mit mensubu olduğunu ve bombayı kendisinin attığını itiraf edecek , tüm bunlara karşın 1992 - 1993 yılları arasında mükafatlandırılarak Nevşehir valiliği yapacaktı !!! NASIL ? GÜZEL DEĞİL Mİ?!?!?

    Tüm bu olanlardan sonra on binlerce Rum vatandaşımız ülkeyi terk etti.. İstanbul'un gerçek anlamda gecekondulaşması da bu sayede oldu..Olayların önlenemez boyuta gelip çığrından çıkması üzerine DP üç büyük ilde sıkı yönetim ilan etti .. Uluslararası baskıya dayanamadıklarından dolayı bir kısım Rum vatandaşımıza tazminat ödendi.. Fakat olay öylesine çığrından çıkmış öylesine dallanıp budaklanmıştı ki üstünü kapatmak mümkün değildi ..Ve en önemlisi kendisine devlet diyen bir birimin sorumluluğunu alamayacağı kadar VAHŞİ ve ÇAĞDIŞIYDI!! İşte asıl KARA KOMEDİ , söz konusu olayların sorumluluğunun omuzlarına yükleneceği hedeflerin arandığı soruşturmalar esnasında yaşandı .. EEEEEEYYY 1K !!! KARA KOMEDİ DİYİNCE KİM GELİYOR AKLINA ? DP hükümeti olayları komünistlerin kışkırttığı iddaasıyla aralarında AZİZ NESİN, Kemal Tahir , Asım Bezirci ve Hasan İzzet Dinamo gibi yazarlarında bulunduğu solcu aydınları tutuklattı .. İDAMLARI KONUŞULUYORDU !!! TARİHTE BÖYLE ALÇAKLIK GÖRÜLMÜŞ DEĞİLDİ!!! Görülmemişti çünkü Aziz Nesin o dönem mimli ve yasaklıydı..Yazılarını takma isimle dahi yayınlattıramıyordu .. Varımı yoğumu ortaya döküp kaç şehirde kaç sahaf dolaştım bilmiyorum ama o dönemde Aziz Nesin ' in yazdığı bir tek satır , bir tek yayın dahi bulamadım.. Yasaklayıp yetmezmiş gibi mimledikleri , gasp edip haksız yere hapsettikleri , yaşam hakkını İDAM ile elinden almaya çalıştıkları bir adamın üstüne bunca suçu yıkmaya , akılları sıra hem rum vatandaşların malına mülküne konup , hem de sorumluluğu üstlerinden atıp ellerini temizleyerek aklanma hesapları yapıyorlardı .. YEMEDİ!!

    Bakın o sıralarda sıkıyönetim komutanı Orgeneral Nurettin Aknoz neler söylüyordu :

    "SOLCULAR SALKIM SALKIM ASILACAK!"

    BABA ORDAN ÇIKMAYA ÇIKTI .. HEM DE İKİNCİ EŞİ OLAN MERAL ÇELEN' E CEZAEVİNDE NİŞANI TAKIP , DP 'NİN YÜZÜNE DE TOKADI BASIP ÇIKTI !! YER Mİ OĞLUM !! DEMİR LEBLEBİ BU !!! =)) VAR OL SEN "BABA" !! ALÇAĞA ,NAMUSSUZA , YALANCIYA GEÇİT VERMEDİN NEFES ALDIĞIN MÜDDETÇE !! VAR OL!!

    İşbu kitap NAMERTLİĞİN , ALÇAKLIĞIN , UTANMAZLIĞIN BELGESİDİR!! Suçsuz yere hapis yatırılan AZİZ BABA'nın cezaevinde başından geçenlerdir.. Özellikle dönemi merak edenlere kafadan tavsiyemdir..Aziz Nesin bu pek tabii!! Cezaevine girmişsin be adam !! Orda da boş durmamışsın !! Tüm kitap ama özellikle Kemal Tahir'le bazı anıları cidden okunmaya değer !!

    Son not : 6-7 Eylül bir Özel Harp işidir' diyerek Türkiye tarihine geçen eski Özel Harp Dairesi Başkanı emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu bakın yaptığı röportajda neler diyor 6 - 7 Eylül olayları için .. İYİ OKU !!! ATATÜRK ' ün ordusuna DP iktidarı ile sızdırılan NATO PAŞALARINI İYİ OKU !!

    "Gazeteci bana 'Bu olay neden yapıldı?' diye sorunca ona akademik düzeyde konuştum. Şunun için yapılır dedim; 'eğer bir yerde halkın galeyana gelmesini, bir mukavemet göstermesini arzu ederseniz, sizin saygın değerlerinize düşmanın, karşı tarafın bir şey yaptığını, küçültücü hareket yaptığını gösterirseniz, halkı galeyana getirirsiniz. Özel Harp'te bir kural vardır: Halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs'ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela..."

    Muhabirin "Cami mi yaktınız?" şeklindeki sorusu üzerine ağzından bir sırrı kaçırdığını fark eden Yirmibeşoğlu, "Mesela diyorum..." diyerek toparlamaya çalıştı. Peki emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu kimdir, bugüne kadar hangi görevlerde bulundu? Türkiye Yirmibeşoğlu'nu nasıl tanıdı?

    1980'lerin sonunda Milli Güvenlik Sekreterliği yapan ve bu görevden emekli olan orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu'nu Türkiye, gazeteci Fatih Güllapoğlu'nun 'Tanksız, Topsuz Harekat' isimli kitabıyla tanıdı.

    1991'de yayımlanan kitapta Sabri Yirmibeşoğlu'nun ağzından şu cümleler yer aldı:

    Sabri Yirmibeşoğlu: “– Sonra 6/7 Eylül olaylarını ele alırsak...”

    Fatih Güllapoğlu: “– Pardon Paşam, pek anlayamadım. 6/7 Eylül olayları mı?”

    SY: “– Tabii... 6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. (Paşa bunları söylerken benden de soğuk terler boşandı) Sorarım size? Bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?

    FG: “– Evet Paşam !”
  • #29166379 iletisinde yazılan hikayenin üçüncü kısmıdır. Bu kısmı https://1000kitap.com/sessizol , Mithril / Tristran Thorn ve Erhan yazmıştır.

    7.

    Luis’in odadan çıkmasıyla Profesör Alex düşüncelere daldı. Ne hayallerle yola çıkmışlardı,Sonuçları ne olmuştu?Büyük bir keşif yapmanın hazzını bile yaşayamadan kendini güç dengelerini değiştirmeye çalışan toplulukların içinde bulmuştu.Onun yeri labatuvarlardı.Karmaşık düşüncelerle doluydu zihni.’’ Neyse! Şimdilik biraz dinleneyim yarın ne gösterecek bana’’ dedi kendi kendine.
    Prof.Alex'in yanından ayrılan Luis, her ne kadar karargahlarının gizliliğine güvense de bir tedirginlik hissediyordu. Beklediği haber bir an önce gelmeliydi. Prof.Russel olmadan Enceladus’ta neler olduğunu öğrenemeyeceklerdi yoksa.Adımlarını hızlandırdı; karargah merkezine girdiğinde tedirginliği yüzüne yansımış olmalı ki Einar ‘’Bir şey mi oldu?’’ diye sorma gereği duydu.
    ‘’ Önemli bir şey değil.Haber geldi mi?’’ diye cevap verdi Luis.
    ‘’Hayır,henüz ses seda yok.En son bir hafta önce mesaj gelmişti.Bekliyoruz.Güvenli bir hat bulamamıştır belki.’’
    ‘’Bir an önce bize ulaşmalılar Einar.Prof.Russell’ı onların elinden almalıyız.İçimden bir ses Enceladus’da neler olduğunu ancak böyle öğrenebiliriz diyor.’’
    ‘’Ama Luis veriler bizde.Belki Bilim Konseyi’ne verdiğimizde neler olduğunu öğrenebiliriz.’’
    ‘’Sanmıyorum.Prof.Alex ve Russel olmadan veriler bir işe yaramaz.Yine de yarın ki toplantıda bu durumu onlara anlatacağım.Bir haber gelirse beni hemen bilgilendir.’’
    Dışarı çıkan Luis’in ardından Einar derin bir iç çekip bilgisayarının başına döndü.
    ****
    Simülasyonu durduran Dr.Whoo,sınıftaki öğrencilerin yüzlerine tek tek baktı.’’Evet bugüne kadar anlattıklarımız hakkında sorusu olan var mı?Cevap ise uzun bir sessizlik oldu.Meryem ve Levi’ye baktı.Beyin hareketlerinden birçok soruya sahip olduklarını anlamıştı.Sonunda Meryem
    ‘’Atalarımızın yaptığı şeyleri anlamakta zorlanıyorum.Neden beraber yaşamak ve ortak bir noktada anlaşmak yerine savaşmayı seçmişler?’’ diye sorarak Dr.Whoo’yu gülümsetti.
    Omuzlarını silkerek ‘’O zaman devam edelim ve sorunun cevabı geçmişte yatıyor mu bakalım?’’diyerek simülasyonu tekrar başlatan Dr.Whoo 2071 yılında başka bir zaman dilimini anlatmaya başladı.
    Olağanüstü toplantıdan Dr.Lily Parker'la birlikte ayrılan Prof.Russell şaşkınlık içerisindeydi.2040 yılından itibaren,Dünya’yı bozan etmenlerin kontrol edilebileceği bir yaşam biçimi oluşturmak için uğraşmışlardı Alexle birlikte.Satürn Projesi, insanlığın en büyük umudu olmalıydı;kaos ortamı yaratmamalıydı.20 yıllık yolculuk süresinde gelişen olayları Enjung Guanjie anlatmıştı.Ama aklına yatmayan ya da içine sindiremediği noktalar da vardı. ’Enceladus’ta olanlar ortaya çıktığında insanlığın yararına mı olacak yoksa Antlaşma Devletleri ’nin egemenliği altında bir sömürge haline mi gelecek? Dünya’nın yavaş yavaş yok olması kibirden dolayı değil miydi? Şimdi buluşlarını anlatırsa….’’ gibi bir çok sorusu vardı Russell ’ın.İçinden bir ses cevapların Lily’de olduğunu söylüyordu..Bunları Lily’e sorabilirdi.
    Russel bunları düşünürken Lilly de meslektaşını inceliyordu.Satürn de neler yaşandığını çok merak ediyordu ama zamanı değildi.Russell’ı buradan çıkarmalıydı.Peki ona güvenebilir miydi?İlk önce bunu öğrenmesi gerekiyordu.Alexi’i Son Umuttan almak için saldırı hazırlıkları tamamlanmak üzereydi gerçi.O sırada arkadaşının kendisine seslenmesiyle bir anda durdu.
    ‘’Lily aklıma takılan bir şey var.Dünyaya indiğimizde yer altından bazı insanların çıktıklarını gördük.Yüzleri vücutları hastalıklı gibiydi.Değişen iklim koşulları ve küresel ısınmanın etkili olduğunu düşünmüştüm;ama bu derece olması tuhaf geldi.’’
    Soruyu ilginç bulan Lily içgüdülerini dinleyerek ‘’Şimdi değil.Gel benimle’’diye cevap verdi Russel’ın sorusuna.
    Birkaç koridor ve geçit geçtikten sonra bir odaya girdiler.
    Şimdi konuşabiliriz.Bu odada kimse bizi duyamaz.’’
    Russel kaşlarını kaldırarak ‘’Bu gizlilik neden Lily?Neler oluyor?diyerek şaşkınlığını dile getirdi.
    ‘’Otur Russel lütfen.Yolculuğunuz başlamadan önce olanları zaten biliyorsun.Yokluğunuzda olanların bir kısmını da az önce dinledin.Ama anlatılmayan şeyler var ve ben sana bunları anlatacağım.Hepimiz sizi yolcularken büyük umutlara sahiptik.Yeni ufuklar açacaktınız bize.İnsanlık eski güzel günlerine dönecekti.Sonra irtibatımız kesildi.Bunun üzerine Antlaşma Devletleri projeyi rafa kaldırdı.Daha sonra senden ve Russel’dan fanusun hayata geçirildiğini öğrendik ve dönmeniz için gün saymaya başladık.Ama bu haber artçı depremleri de beraberinde getirdi.’’Derin bir nefes alan Lily anlatmaya devam etti
    “Artık Enceladus bir hayalden ibaret değildi.Dünya üzerinde de bir takım çalışmalar başlatıldı.İnsanlar denek olarak seçildi ve bazı bilim insanları da bu konuda egemen güçlere yardımcı oldu.Gizli bölgelerde ve yer altında labaratuvar kurarak genleri değiştirilmiş klonlar oluşturabilmek için insanlar üzerinde çalışılmaya başlandı.Antlaşma devletleri kendi soylarından insanları bile gözden çıkartmakta sakınca görmedi.Başarılı oldukları takdirde şu an elinde bulundurdukları gücü bin yıl sonra bile devam ettirebileceklerdi.Belki de bir uzay hanedanlığı kurmak istiyorlardı.Baş devlet olan ABD,artık insanlık uzaydan yönetilebilecek diye söylemlerine başlamıştı bile.”
    “O zaman gördüğümüz insanlar deneklerdi..Bu çok acımasızca.Tüm o insanlar bunca acıyı elit bir kesim daha da güçlensin diye mi çekti.Aklım almıyor.Bizler gibi kendini bilime adamış insanlar buna nasıl alet oldu?Sen Lily?”
    “İlk başlarda ben de inandım onlara.Ama içime sinmeyen durumlar da vardı.Bir kere gece yarısı çığlıklarla uyanıyordum.Etraftan bazı duyumlar da alıyordum.Şehir efsanesi olduğunu düşündüm ama emin olamıyordum.Bunu bir şekilde öğrenmeliydim.Ama nasıl?Bunun için araştırama yaparken bazı fısıltılar duymaya başladım.Sen sormadan ben hemen açıklayayım.Son Umut adlı bir gruptan bahsediyorlardı.Tamamen sisteme karşı Dünya insanlarının hakkını savunan bir asiler.”
    “Buna nasıl inanıyorsun Lily?Onlar da kendi çıkarları doğrultusunda bizleri kullanmak istiyor olabilirler.”
    “Haklısın.Ben de bunları düşündüm.Sonra liderleriyle tanıştım.Reiner Luis.Eski yıllarda yaşayan bir astro fizikçi olan Neil degrasse Tyson’nın bir sözüyle Son Umudun düşünce tarzını bana açıkladı:”Eğer başka bir gezegeni Dünya’ya dönüştürecek gücümüz varsa; o zaman Dünya’yı da eski Dünya haline getirmeye gücümüz var demektir.”Bu söz beni etkiledi ve onlar için burda kalmaya karar verdim.Ama yalnız değilim.Benim gibi kendini bilime adamış ondokuz arkadaşım daha var.Onlar güvenli bir yerde saklanıyorlar.Eğer tanışmak istersen bu akşam benimle gelebilirsin.Az vaktimiz var.Söylediklerimi düşün lütfen.”
    Prof.Russel bir baş sallamasıyla ona onay verdi ve anlatılanları beyninde süzgeçten geçirdi.Neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam olarak belirleyemese de bilimin kimsenin tekelinde olmasını istemiyordu.
    “Tamam ne yapılması gerekiyorsa ben varım.” Tam o esnada Quinjetlerin sesleri duyulmaya başlandı.Saldırı başlamıştı.
    “Acele et.Buradan bir an önce çıkmalıyız.Seni Prof.Alex ile buluşturmalıyız.Gerçekten de Enceladus’ta neler oldu çok merak ediyorum.”
    ******
    Dr.Whoo “Bugünlük bu kadar yeter diyerek simülasyonu durdurdu.Yarın neler olacak bakalım.Prof.Alex ve Prof.Russel bir araya gelebilecek mi?

    8.

    Ders bitiminde Levi ve Meryem yine her zamanki gibi yapay golun yanina gitmek uzere siniftan ciktilar. Son bir kac gunde gecmislerini bu kadar net bir sekilde ogrenmis olmalari, bilinmezlik perdesini az da olsa aralamisti aralamasina ancak perdenin altinda kat be kat daha fazla perdenin oldugunu gormek, urkutmustu onlari. Oylesine dalgin bir sekilde yuruyorlardi ki Igor’un ve Olivia’nin arkalarindan seslendiklerini bile farketmediler.
    Yapay gol, fanusun kapladigi ve icindeki tum iklim ve dogal yasami kordugu yaklasik 300 bin kilometrekarelik toplam arazideki binlerce golden biriydi, yani Dunyada, Avrupa olarak bilinen kitadaki orta buyuklukteki bir devlet kadar ancak. Genis topraklara ragmen insanlik hatalarindan ders almis, ve nufus artisini kontrol altina almisti. 2056'da Dunya’dan yola cikan NOAH-3071’de damizlik olarak getirilmis denek, kimsesizler, klonlar ve gonullulerden olusan 15 kadin ve 15 erkek, 8 adet yapay zekaya sahip robot, ve duzeni kurmak icin ozel olarak secilmis, icinde bilim adamlari, teknisyenler, muhendislerin bulundugu 30 kisilik ozel bir ekip vardi.. Ancak yolculuk pek de beklenildigi gibi gitmemis ve Enceladus’a, planladiklari gibi 7 degil ancak 10 yilda ulasabilmislerdi. Bu esnada gemide erzak ve ilac sikintisi bas gostermis, ekipte kayiplara neden olan hastaliklar baslamisti. 2081 yilinda Noah sonunda Enceladus’a, Professor Russel ve Alex’in onlar icin yillar evvel biraktiklari fanusa vardiklarinda 15 kadin ve erkek grubundan geriye yalnizca 11 kisi kalmisti. Ozel zumredeki grup da daha sansli degildi. Kilit oneme sahip 7 kisi hayatini yolculukta kaybetmisti.
    Fanus o zaman yalnizca 20 metre capinda bir yarim kureydi.Icerisi genis bir labaratuvari andiriyordu. Yogun kokusundan oturu, profeslerin tuvalet ollarak kullandigini tahmin etmenin pek de zor olmadigi kucuk bir bolme haricinde baska bir oda yoktu iceride. Yillardir el surulmemis cihazlar, bir enerji kaynagi olmamasindan oturu olu ve tozlu gorulse de hasarsizdilar. Ancak grup icin en buyuk saskinlik, yerdeki kucuk kafataslari ve kemikler olmustu. Profeslerin SC ismini verdikleri canlilari gormeyi umut ediyorlardi ancak bakimsiz, besinsiz ve kontrolsuz kalmis bu genetigiyle oynanmis sempanzeler 300 metrekarelik alanda sag kalmayi ne yazik ki basaramamislardi.
    Yeni dunyanin ilk temsilcileri, R2D2 ismini verdikleri yapay zekali robotlar sayesinde cok kisa surede duzenlerini oturtmaya baslamisti. Teknik zumre ve bilim adamlari ilk etapta yiyecek ve su sorununu cozmustu. Yiyecek icin kucuk bir sera kurulmus ve ihtiyaci karsilayacak kadar besin uretimine baslanmisti. Ote yandan su, daha kolay cozulmustu. Her ne kadar Enceladus’ta buzul formuna su molekullerine rastlanmis olsa da bunu kullanmaya gerek kalmamis, gezegenin atmosferindeki bol miktardaki hidrojen ve oksijen moleklluerinden su uretilmisti. Suyun icme suyuna donusturulebilmesi icin de gezegenin mineralce zengin topragindan faydalaniliyordu. Teknik zumre ve R2D2’lar gezegenin yasanilasi bir seviyeye getirilmesi konusunda haril haril ugrasirken geriye kalan 11 kisilik ekibin de uzerinde ugrastiklari baska bir sorun vardi, nufus artisi. Ekipteki 6 kadinin tek gorevi hamile kalmak ve cocuk dogurmakti, geriye kalan 5 erkek ise diger 6 kadinla beraber cocuklarin bakimi ile ilgileniyordu. Cocuklar buyudukce kucuk okullar kurulmus, teknik ekip tarafindan egitimler baslamisti. Zamanla alan sikintisi bas gostermis, yeni robotlar yapilmis ve once fanus buyutulmus, ardindan da yasam kalitesinin artirilmasi icin ewyanlar yapilmaya baslanmis.
    Ancak insanlik, bu sefer hatalarindan ders almisti. Yaklasik 300 yil icinde, yani ortalama 15 kusak sonrasinda insan nufusu 1 milyona erismisti. Gerci bunu yaparken bazi sert kurallar da konulmustu. Ozellikle 3. Kusak sonrasinda, yeni dunyanin insanlari ayni gen havuzu icinde hapsoldugu icin genetik hastaliklar bas gostermisti. Bu hastalikli bebeklerin uremesi ve genlerini aktarmalari tamamiyle yasaklanmisti. Neticede insanlik icin insanlik haklarinda sinirlamalar meydana gelmisti. Yaklasik olarak 2400 ylinda insan nufusu 1 milyona eristiginde yonetim yeni bir kural daha koymak zorunda kalmisti. Her yetiskin bireyin yalnizca 1 bebegi olabilirdi. Boylece nufus 1 milyon civarinda sabitlenmis, boylece Dunya’yi felakete surukleyen olaylar zincirininin ilk halkasi en basindan engellenmisti.
    Ve simdi, 3071 yilinda yine yaklasik 1 milyonluk insan nufusu, 300 bin kilometrekarelik fanusun gobeginde yer alan, bir zamanlar Profesor Russel ve Profesor Alex’in ilk adimini attiklari, ilk fanusu kurduklari yerde insa edilmis, New World ismindeki sehirde yasiyorlardi. Sehirde insanlar ve atalari R2D2’lara dayanan ama cok daha gelismis model olan C3PO’larla bir arada yasiyorlardi. Sehrin etrafindaki genis araziler ise tarim, sanayi ve turizm faaliyetlerine ayrilmis, C3PO’larca yonetiliyordu. Sehir, bir zamanlarin New York’unu andirdigi soylenen (kimilerine gore sehrin birebir plani kopyalanmisti ancak su an kontrol etmek mumkun degildi. Atlantis gibi New York da efsanelerde kalmisti ne de olsa) gokdelenlerle kapliydi. New World pek cok bilim merkezi ve okulla donatilmisti. Cocuklar ilk dogduklari andan 3 yaslarina kadar ozel kreslerde egitilirler ve robotlarca gozlenirdi. Cocuklarin butun tepkileri, yetkinlikleri, becerileri degerlendirilir, toplumun gelecekteki mesleki ihtiyaclari ongorulerek, 3. yilin sonunda cocugun toplum icindeki rolu belirlenirdi. Ancak bu bilgi cocukla ya da ebeveyni ile asla paylasilmaz, yalnizca egitimcileri tarafindan bilinirdi ve her bir birey kendilerine gore ozel hazirlanmis egitim plani icinde ozenle gelecegi icin hazirlanirdi.
    Ve simdi, 15 yasindaki iki genc, Meryem ve Levi sehrin gobegindeki Merkezi Park’a girmis, su yerine mavi bir sivi ile doldurulmus yapay golun kenarinda sessizce oturuyorlardi. Sessizligi ilk bozan Meryem oldu.
    „Dersten ciktigimizdan beri agzini bicak acmadi. Her zamanki ‚buyulu‘ sozlerini bile mirildanmadin. Ne dusunuyorsun?“Meryem ‚buyulu‘ kelimesine alayci bir vurgu katarak arkadasini biraz kizdirmak, boylece de onu, aliskin oldugu neseli ve canli ruh haline sokmak istemisti. Basarili olmamisti.
    „Dunya benim icin bir masaldi, bir cesit efsane. Dusunsene, bizler, yillar once bambaska bir gezegenden gelen bir turuz. Inanmasi o kadar zor ki.“ Biraz dusunup devam etti. „Sanki 2000’li yillardaki dunya insaninin efsanalerine gomdugu Thor’un, Zeus’un, Ra’nin bir an gercek oldugunu gormesi gibi bir sey...“
    „Yoksa inanmiyor muydun bizim dunyadan geldigimize“
    „Inaniyordum elbette, butun bilim onu destekliyor. Ama yine de o kadar zaman oncesinden bashediyoruz ki. O kadar zordu ki inanmak. Ta ki simulasyondaki goruntulere kadar” Meryem bir anda aklina gelmiscesine heyecanla konustu;
    “Simulasyon demisken, kafama takilan bir sey var.” Levi kaslarini hififce kaldirdi. “O goruntulere nasil ulasmislar sence. O donem, dunya bu kadr kaos icindeyken nasil o goruntuler kaydedildi. Haydi goruntuler uyarlama desek bile, o kadar detayli bilgiye nasil erisildi, hem de karanlik donemin en zifiri karanligiymis o zamanlar”
    “Bilmiyorum Meryem, kayitlar saklanmistir belki de… NOAH ile buraya getirilmistir.”
    “Sacmalama, NOAH, profesorler henuz daha donus youndayken yola cikti. Sonra da dunya ile bir daha baglantiya gecilmedi. Ayrica…” Levi merakla kizin sozunu devam ettirmesi icin bakiyordu.
    “Ayrica Dr Whoo ve Earthman… O donemlerden bahsederken bir kac kez agizlarindan ‘biz’ ifadesini kullanmis olmalari sana da garip gelmedi mi?” Levi, arkadasinin neyi kastettigini anlamisti, gulmeye basladi.
    “Asil simdi sen sacmaliyorsun. Profesor Alex ve Russel’in Dr Whoo ve Earthman oldugunu dusunmuyorsun degil mi? Adamlar daha o devirde 70lik ihtiyarlar. Simdiye kemikleri bile coktan gubreye donusmustur.”
    “Peki ya olumsuzlugu buldularsa ya da bilinc aktarimini icat ettilerse? Beyinlerindeki butun bilgi androidlere aktarildiysa?” Kemikleri fosillesmis olsa bile bilincleri su anda varsa ve bize ders anltan onlarsa?” Levi artik kahkahalarla gulmeye baslamisti.
    “Eminim senin kariyerinde iyi bir bilim kurgu yazari olmak yatiyordur.” Meryem’in gulmedigini gorunce ciddileserek devam etti.
    “Dunya artik yok. Ve buraya Noah’dan baska gemi gelmedi”
    “Bize anlatilan bu, bize anlatilan her sey dogru mu?” Bu soruyu derin bir sessizlik takip etti. Ikili yeniden suya, sudaki kipir kipir hareketleri ile dalgalar olusturan canlilara odaklanmislardi. Bu sefer icini yiyen seyi ortaya dokmek icin konusmaya baslayan Levi olmustu:
    “Eger 14ler atalarimizi buraya gondermeseydi sence ne olurdu?”
    “Su an olmayan dunyadaki hic dogma imkani bulamamis iki kisi olurduk”
    “Ben emin olamiyorum. Son Umut ya hakliysa, ya 14 uzayda yeni yasam merkezi kurmak yerine Dunya’ya odaklansaydi? Dunya’nin o donemki hali, burdan daha mi kotuydu? Hem bir de buyuk bir risk alarak atalarimizi buraya yolladilar, hepsi de gozden cikarilabilir insanlardi. Asil plan her zaman zengin ve guclu zumrenin, buradaki duzen kuruldugu zaman gonderilmesiydi. Diger insanlar, yer altinda yasayan o zavalli denekler hepsi olume mahkum edilecekti.Gercekten merak ediyorum, butun dunyayi yok eden o olay gerceklestigi anda, bizim yani gozden cikarilmislarin hayata tutundugunu bilerek, kendilerinin de o kucumsedikleri ve uzerlerinde tanricilik oynadiklari zavalli insanlarla ayni olume giderken 14un, ya da diger o butun zengin zumrenin aklindan gecen neydi?” Meryem konusmadan rahatsiz olmustu. Her ne kadar kendileri gibi insan olsalar da butun varliklarini 14e borcluydular ve bu, toplumlarinda onlari kutsallastirmislardi. Onlar hakkinda kotu bir yorum yapmak yasakti. Etrafina bakindi, kendilerini duyacak hic kimse yoktu.
    “Kalkalim gec oluyor. 14 de insandi, onlarinda hatalari oldu. Eger atalarimizi buraya yollamak hataydi ise bile su an varligimizi onlara borcluyuz. Son Umut’a degil. Lutfen kafandaki bu dusunceleri sil. Yarin derste Dr. Whoo bu tarz bir dusunceyi okuyacak olursa basina is acarsin.” Diyerek kalkti. Levi de mecburen sessizce kalkarak kizi takip etti. Evlerine donene kadar da bir daha konusmadilar.

    9.

    Uyku tutmuyordu Meryem'i bir türlü o gece. Levi ile konuştuklarını, derste gördüklerini düşünüyordu. Dr Whoo'nun anlattığı şeylerin bir kısmını babaannesinden de dinlemişti aslında. Alex ve Russell'ı zaten şehir merkezindeki heykellerinden biliyordu. Dünya... Beş yaşından beri babaannesinden başka bir şey duymamıştı ki. Anne ve babasını hiç tanımamıştı. Hem arkadaşlarının arasında bir kişiden fazla akrabası olan bir Olivia vardı,halası ve dedesiyle yaşayan, bir de Semih – anneannesi ve teyzesinden bahsediyordu sürekli. Hiç sorgulamamıştı gerçi. Ama şimdi ,derslerde dünyayı öğrendikçe düşünüyordu çoğu şeyi. Annesinin, babasının, kardeşinin yokluğu, hiçbir zaman şimdi olduğu kadar meşgul etmemişti aklını. Doktor Whoo ve Earthman'ın derslerini bu yüzden çok seviyordu. Sorgulamayı öğreniyordu bu derslerde. Yaşam Bilimleri, Etik ya da Temel Satürn Fiziği gibi derslerde, ondan sadece bir şeyler ezberlemesi ya da bazı temel kurallara uygun hareket etmesi bekleniyordu oysa.

    Levi'yi düşündü sonra, nedense herkes beraber olmalarını istiyor gibiydi. Sürekli yanındaydı çocuk, garip bir şekilde. Garip tabi, diye düşündü, o acayip kelimeleri sanki çok önemli bir şey gibi tekrarlaması başka türlü nitelendirilemezdi. Haberdardı dünyadaki dinlerden. Levi'nin atalarının Yahudi, kendininkilerin de Müslüman olduğunu biliyordu elbette. Babaannesi her şeyi anlatmıştı o kanlı 20. yüzyıl hakkında. Acaba bir tanrıya inanmak nasıl olurdu diye düşündü, sonra da acaba bir annem olsaydı nasıl olurdu diye. Sonra uzaklaştırmaya çalıştı bu düşünceleri babaannesinin tembihlediği gibi.

    Dünyayı düşündü tekrar, acaba orada olsa kimin yanında olurdu, atalarını buraya gönderen, kendilerine ikinci bir şans tanıyan 14 savaş yorgunu devletin mi, yoksa her türlü otoritenin karşısında olan Son Umut'un mu? Kendilerine hep kurallara uyması söylenmişti. Bilimin üstün olduğu, çoğunluğun iyiliği için insanların feda edilebileceği anlatılmıştı. Bunlara rağmen asilere karşı bir sempati duyuyordu Meryem. Levi de sorguluyordu her şeyi, hatta kendisinden çok daha ataktı böyle konularda. Meryem bunları herkesin içinde açık seçik dile getiremiyordu.

    Neyse yarın en azından Levi'ye göstereceği yeni bir şey vardı. O her zamanki gibi o çift üçgenli yüzüğünü gözüne soktuğunda, Meryem de yağmur damlası şeklindeki kolyesini çıkaracaktı tüniğinin üstüne. Babaannesi bu akşam takmıştı boynuna, dünyadan geldiğini söylemişti kolyenin. Üzerinde, Arapça olduğunu düşündüğü bir şeyler yazıyordu ama anlamını söylememişti babaannesi. “Zamanı gelince anlayacaksın”, ne kadar saçma bir laftı. Güvensizlik üzerine kurulmuş bir dünyada yaşıyorlardı hep.

    İçeriden bir takım sesler geliyordu. Bu saatte kimin geldiğini merak etti. Eywanların dışına çıkılamasa da yeraltı tünelleri vasıtasıyla seyahat etmek mümkündü güneş batmışken. Ama daha önce kimseyi görmemişti bu saatte babaannesini ziyaret eden. Kalktı, Wazovski horultulu bir şekilde uyuyordu. Babaannesi SC'lerine bu adı vermişti nedense. Uyandırmamaya çalışarak kapıya doğru gitti. Bir erkek sesiydi, hatta çok yakından tanıdığı bir ses.

    - Ne zaman anlatacaksın gerçekten olup bitenleri
    - Çok küçükler daha, bu yaşta her şeyi kaldırabileceklerini sanmıyorum işin doğrusu.
    - Meryem yeterince olgun, Levi için de aynısını söylüyorlar
    - Yavaş yavaş, her şeyin bir sırası var.
    - Korkuyorsun değil mi, o mükemmel profesör imajının zedeleneceği için.
    - Saçmalama Lily, yüzlerce sınıf okuttum şu ana kadar.
    - Ama hiçbiri bu kadar özel olmadı
    - Biliyorum, 3071 geldi
    - Özlüyor musun?
    - Bir insanla hayatının 20 yılı içice geçince başka bir şansın olmuyor ne yazık ki.
    - Earthmann yetmiyor mu peki
    - Sana Meryem yetiyor mu?
    - Meryem farklı ama
    - Ne farkı var, kaybettik ikimiz de sevdiklerimizi dünyayla
    - Bazen düşünüyorum de, başka bir seçeneğimiz var mıydı diye hiç?
    - Ya dünya olacaktı, ya burası- ikisi bir arada var olamazdı biliyorsun
    - Biliyorum, ama neden burası?
    - Bunu yüzlerce defa konuştuk
    - Evet ama alışamadım bir türlü
    - Sen ne yaptın, verdin mi emanetini
    - Kolyeyi verdim, ama söylemedim daha anlamını, biraz daha zaman geçmesi lazım
    - Levi biliyor ama, sürekli ağzında o dua
    - Duydum söyledi Meryem. Ama biraz daha beklememiz lazım
    - Buraya gelirken de öyle diyordun, senin yüzünden az kaldı Enceladus’u da kaybediyorduk.
    - Sen seçtin burayı, bir ömür yaşadığın gezegeni feda ettin, Ülkeni, arkadaşlarını, her şeyini
    - Dedim ya orası olursa burası olmazdı. Orası bana hayat verense burası benim -bizim- yarattığımızdı. Hem biliyorsun, biz olmasak da sonu aynı olacaktı Dünyanın o insanlarla.
    - Biliyorum ama ben yapamazdım
    - Hatırlıyor musun daha stajyerken hayaller kuruyorduk seninle, bir odayı Tardis yapıp farklı gezegenlere gidiyorduk.
    - Her zaman hastasıydın doktorun. Dünyanın sonu bölümünü hatırlıyor musun?
    - Evet, gözlerin dolmuştu.

    Karmakarışık olmuştu Meryem'in kafası. Babaannesi ile ara sıra merhabalaşırdı Dr. Whoo ama bu kadar samimi olduklarını bilmiyordu hiç. Hem Lily niye demişti ki, Ayşe'ydi adı. O an binlerce düşünce geçirdi aklından, Levi'nin söylediklerini hatırlamaya çalıştı. Yanına gitmeyi düşündü babaannesinin. Sonra vazgeçti, unutmaya çalıştı, nasılsa zamanı gelince her şeyi anlatacaktı babaannesi, hiç yalan söylemezdi kendisine. En azından yarın derste ne soracağını biliyordu doktora. Wazonsky'yi uyandırmadan uzandı yatağına, uykusu vardı, ama sorular iki katına çıkmıştı aklındaki. Uykuya yenik düştüğünde en son Levi'nin söylediği duayı düşünüyordu; “basbeeriii massaarettti nuumbarenii hurassiii konuuursssuna bumambaaaarii nuramiinnaadii bunnnbaaa’’

    ****

    Prof. Russel kararını vermişti. Bilime, akla değer veren tarafa, dünyaya değer veren tarafa geçecekti. Lily Parker'ı takip etti. Hızlı adımlarla iki uzun koridoru geçtikten sonra Lily biraz beklemesini söyleyip yanından ayrıldı. Birleşmiş Milletler gibi bir yerdi burası. Russell'ın ömrü boyunca hayalini kurduğu ortamdı aslında, tüm ülkelerin birbirine üstünlük kurmadan barış içinde yaşadığı bir dünya. Faklı bir nedenle oluşmuştu ama bu birliktelik ne yazık ki, ahlaksız bir neden. Gitmeseydi Alex'le Enceladus’a, ne yaparlardı diye düşündü. Hangi tarafta olurdu? O insanları kobay olarak kullanan alçaklarla mı beraber olurlardı? Belki daha ilk günlerinde öleceklerdi savaşın. Alex'le yaşadığı fanus günlerini düşündü. Dünyaya kahraman olarak döneceklerini söylüyordu Alex sürekli, Russell ise biraz daha temkinliydi. Ama Alex içinde bir parça umut yeşertmeyi başarmıştı, görevin sonlarına doğru. O irtibat kurdukları gün, nasıl çocuklar gibi sevinçten dans etmişti iki yaşlı adam. Şimdi de 60 kişiyle koskoca bir gemi kendilerinin bıraktığı yere gidiyorlardı. Enceladus’a gidiyorlardı ölümlerine. Russel henüz kimseye söylememişti ama bu grubun on yıldan daha fazla bir yaşam şansı olmadığını biliyordu. Tek bir ihtimal vardı yaşamaları için.

    Lily panik halinde Russel'ın yanına geldi. Bir şeyler ters gidiyordu. Luis ile irtibat kuramamıştı ve şimdi de Enjung Guanjie kendilerini çağırıyordu. Bir an acaba öğrendi mi diye düşündü. İyi bir insana benziyordu gerçi Enjung, ama şu ana kadar o pozisyonda olup gerçekten iyi olan kimseyi tanımamıştı Russell. Başka çareleri yoktu, Lily ile Guanje'nin yanına geçtiler. Adamın suratından bir şey anlaşılmıyordu. Sıkıntılı bir şekilde konuşmaya başladı;

    - Ne yazık ki bunu söylemenin kolay bir yolu yok Prof. Russel. Prof. Alex'in yerini tespit etmiştik daha önce belirttiğim gibi. Asiler haberdarmış operasyonumuzdan. Oldukça kanlı çarpışmalardan sonra Reiner Luis’in de aynı sığınakta olduğunu öğrendik. Bu fırsatı kaçıramazdık ne olursa olsun. 14 devletin oy birliğiyle ağır silah kullanımına karar verdik ve toprağa gömdük asilerin karargahını. Prof.Alex ne yazık ki kurtulamadı. Neyseki bu saldırı artık Son Umut'un direncini kıracaktır. Prof.Alex hayatını kutsal bir amaç için, insanlığın kurtuluşu için kaybetti.

    Russel hiçbir tepki vermeden dinlemişti başkanı. Konuşması bitince de hiç bir şey söylemedi sadece başını öne salladı ve odadan çıktı. 20 yıll diye düşündü, bir tek Alex olmuştu. Kutsal bir amaç - hep kutsal olur zaten. Lili arkasından koştu, koluna girdi. Yavaş yavaş yürürken Russel Lili'nin kulağına fısıldadı.”Konuşmamız lazım”
  • “Sadece 68 defa Beğen butonuna basmış herhangi bir Facebook kullanıcısının hangi partiye oy vereceğini %85 doğrulukla bulabiliriz”

    Modern sosyal mühendislik “Cambridge Analytica” olayını, çıkan sonuçlarını, bizlerin yapabileceklerini bir zincir ile toparlamaya çalıştım. Buyrun.

    Cambridge Analytica; tüketici, takipçi, seçmen davranışlarını değiştirmek isteyen iş dünyası ve siyasi partilere hizmet sunmayı amaçladığını ilan ederek 2013’te Londra’da kurulmuş bir şirket.

    Şirket, verilerimizi “davranış bilimlerini” kullanarak analiz edip kurumların (şirket, parti, devlet, STK vb.) hedef kişi ve kitleleri belirlemeye/bulmaya yardımcı olacağını ilan etmiş.

    Şirketin ilan etmediği çalışma şekli ise; “bilgiyi internetin dolaşım sistemine bırakıp, arasıra küçük müdahalelerle olayın büyüyüp yayılmasını izleriz. Kimsenin ‘propaganda’ olduğunu düşünmemesi önemli, çünkü propaganda diye düşündüğünüz anda bir sonraki soru; arkasında kim var?

    Şirketin kurucusu Alexander Nix (finansçı). Şirket kuruluş hikayesini şöyle anlatıyor;

    “ABD’de Demokratlar teknoloji devrimine öncülük ediyorlardı. Veri analizi ve dijital dünya Cumhuriyetçilerin rekabette zayıf oldukları alanlardı. Biz de bunu fırsat olarak gördük.”

    Ve şirket, vadettiği plana göre hedeflenen kişi/kitle için özel içerik üretmeye başlar.

    Not: Hedef kitle yani kime seslendiğin her alanda insanlık için hep önemli olmuştur/olmalıdır. İnternet ise sesleneceğin doğru kişiyi bulmak için şimdiye kadar bulunmuş en iyi araç.

    Peki nasıl yapmışlar?

    İki çalışma önlerini açmış.

    1. 2008’te Cambridge Üni. Psikometri Merkezi’den davranışbilimci iki doktora öğrencisi (Kosinski ve Stillwell) “Büyük Beşli” adlı seksenli yıllardan kalma davranış teorisi üzerinde çalışmalarıyla başlamış.

    Nedir bu teori?

    Bireylerin her davranışının kişiliklerindeki 5 yapıtaşı (yeniliklere açıklık, mükemmeliyetçilik, sosyallik, uzlaşmacılık ve kırılganlık) üzerinden çözümlenebileceğini savunuyor.

    Sonra; bu teoriyi test etmek için geliştirdikleri “MyPersonality” adlı bir Facebook uygulaması yapmışlar. FB kullanıcılarına kişisel basit sorular soran bu kişilik testi uygulaması üzerinden gönüllü denekler ile çalışmaya başlamışlar.

    Nasıl oluyor Facebook bu test/uygulamalara izin veriyor? sorusu gelebilir;

    2010’da FB daha fazla büyümek (kullanıcı/para vb.) için “bizi” uygulama geliştiricilerine satıyor.

    Dükkan sizin, FB daha çok kullanılsın. Birşeyler yapın gibi.

    Hatta; diyelim ki siz bu uygulamalardan kullanmadınız, izin vermediniz ama Facebook arkadaşınız kullandı, izin verdi. Geçmiş olsun.

    Skandalın başlangıcı olan “MyPersonality” uygulamasının hikayesine devam edelim..

    Ne sormuşlar FB kullanıcılarına?

    Sorular çok basit (maceracı mısın?, bir topluluğun önünde konuşabilir misin?, kapalı yerlerde huzursuz olur musun? gibi) ve projenin uygulaması değil ama sitesi hala çalışıyor.

    Bu Facebook uygulaması üzerinden basit sorularla milyonlarca kişinin bilgilerine ulaştıklarında ellerinde dünyanın en büyük psikometri veri seti oluşmuş ve rotayı bambaşka bir yöne çevirmişler.

    İşte burda bir dananın kuyruğu kopmuş.

    Tam o yıllarda Facebook, “Beğen” özelliğini devreye almış. Birbirimizin paylaşımlarında kullandığımız bu özel ve kişisel özelliği kendi projeleri için kullanmaya başlamışlar.

    Yani “neyi beğeniyorsan o’sun” ile büyük beşli teorisini ilişkilendirmişler.

    İzin bile istemeye gerek olmadan, herkesin ulaşabileceği bir veri vardır artık: “Beğeniler”

    Onlarca firma/kişi; kural, kanun, ahlak gibi olmazsa olmazları gözardı ederek sessiz sedasız bu “davranış mühendisliği” üzerine çalışmaya başlamış.

    Bu çalışma sonuçlarına göre; herhangi bir Facebook kullanıcısının sadece 68 Beğenisi üzerinden deri rengi, cinsel yönelimi ve hangi partiye oy vereceğini %85 doğrulukla ölçebildiklerini keşfetmişler.

    Dahası her Facebook abonesinin davranış özelliklerini 70 Beğeni ile arkadaşından, 150 Beğeni ile ailesinden, 300 Beğeni ile eşinden ve bir miktar daha fazlasında ise kendisinden bile iyi tanımlayabildiklerini görmüşler.

    Sadece “Beğen” butonu!

    Doktora öğrencileri Kosinski ve Stillwell’in bu araştırmalarını 2012 yılında makale olarak yayınlamalarının hemen ardından Facebook, Beğen özelliğini dışarıdan ölçümlemeye kapatmış.

    Ancak bu araştırma fırsatçılara ‘ilham kaynağı’ olmuş.

    Örneklerle anlayalım,

    - 17 eyalette her gün Facebook üzerinde ellerindeki profillerin kişiliğine göre şekillendirilerek sadece o kişiye gösterilen Trump yanlısı paylaşımlar atıldı, anketler yapıldı.

    - Anketleri dolduranlara para bile verildi bazen.

    - Trump’a asla oy vermeyecek Miami’deki siyahlara, onları sandığa gitmekten alıkoyacak haberler (Clinton aleyhinde/bazıları yalan) gösterildi. Bu sayede seçime katılım etkilendi.

    - Trump’ın konuşmalarından bir parçayı sağcılara, bir kısmını liberallere vb. gösterdiler.

    "Bilal Eren'den alıntıdır."
  • Eğer birinden intikam almak istiyorsan,onu umursama. Çünkü ınsanlar yok sayıldıkça, yok olmaya başlarlar.
  • Eğer birinden intikam almak istiyorsan,onu umursama. Çünkü insanlar yok sayıldıkça yok olmaya başlarlar.
    Merthan Demir
    Sayfa 186 - Yakamoz yayıncılık
  • HIZLI OKUMA
    BELLEME ÇERÇEVESİ
    Tanımı: Belleme okuma esnasında edinilen bilginin istenildiğinde çağrılabilecek şekilde
    hafızaya yerleştirilmesi sürecidir. Genel Hafıza konusu son bölümde daha ayrıntılı olarak
    ele alınacaktır.
    Bu güne kadar yüzlerce kitap okuduğumuzu biliyoruz. Eğer bu kitapların içeriklerini
    hafızamızda tutabilseydik şimdi profesyonel bilgi uzmanları olurduk. Oysa belki de
    yüzlerce kitap okuduk ve metinleri okurken kavramıştık, öğrendiğimizi sanmıştık. Hala
    kitap okumaya devam ediyoruz. Ama kitap okuduktan 48 saat sonra hafızamızı
    yokladığımızda kitaptan aldığımız bilginin en az % 80’inin kaybolduğunu görüyoruz.
    Neden?
    Nedeni: Bu sorunun temel nedeni belleme yeteneğimizi, bellemenin çalışma kurallarına
    uygun olarak kullanmıyor olmamızdır. Zihnimizde herhangi bir hastalığın tedavisine
    uğraşmayacağız. Veya zihnimizi değiştirmeyeceğiz. Sadece temel bir kısım hafıza
    kurallarını kullanacağız. Hafıza sisteminin geliştirilmesi ayrı bir sorundur. Her insan sahip
    olduğundan çok daha güçlü bir hafıza geliştirebilir. Biz burada bellemeden bahsederken
    mevcut hafıza yeteneğimizi etkin kullanmaktan söz etmiş oluyoruz.
    Yapılan araştırmalar bazı şartlar altında bilginin hafızaya daha kolay ve daha doğru olarak
    yerleşebildiğini göstermektedir. Unutmayalım. Her bilgi hafızamızda kaydedilmektedir.
    Sorun bu bilgileri çağırabilecek şekilde kaydetmemektir. Belleme genel hayat akışımızı çok
    fazla etkiler. Kavrama tekniklerini uyguladığımızda belleyebilme düzeyimiz artacaktır.
    Ancak kavra aşamasında yapılmayan bazı çalışmalar vardır ki bunların belleme
    aşamasında yapılmaları sürencin tamamlanmasını sağlar. Aşağıda gelecek olan
    alıştırmalar bu konuda bize yardımcı olacaktır.
    Çözümü:
    1. Hatırlama Çalışması Yapın
    Etkin okumanın 5 aşamasını daha önce belirttik: İnceleme, sorgulama, okuma, hatırlama,
    tekrarlama. Son iki çalışma belleme aşamasında yapılacaktır. Önce hatırlamayı ele alalım:
    Eğer bilgiyi edindikten sonra kendi ifadelerimizle zihnimizden canlandırmazsak o bilgiyi
    hiçbir zaman kullanmamız mümkün olmaz. Kullandığımız tüm bilgiler edindikten sonra
    mutlaka en az bir defa hatırladığımız ve içimizden ifade ettiğimiz bilgilerdir. Bunlar
    arasında en çok hatırladıklarımız en çok kullanabileceğimiz bilgilerdir. Bir diğer deyişle
    hatırladığımız her bilgi dokunduğumuz, gördüğümüz, konuştuğumuz bilgidir. Bilgiyi bir defa
    sahiplendik mi tüm hayat boyunca bizim olması için kapı açılmış olur.
    Hatırlama çalışması okuma esnasında her sayfanın veya her bölümün sonunda yapılabilir;
    okuma devam ederken yapılabilir. Hatırlamanın nerede yapılması gerektiği okunan metnin
    içerik ağırlığına göre değişebilir. Çok ağır metinlerde her paragrafın sonunda biraz
    duraklayıp hatırlama yapılmalıdır. Profesyonel okuyucular, duraklama sayısını azaltarak
    bu işi okuma esnasında da yapabilme yeteneğini geliştirebilir. Hatırlamada iki önemli
    kavram: İşaret taşları ve hatırlama duraklarıdır. Okuma esnasında önemli fikir taşıyan
    cümlenin en önemli kelimesine bir işaret koymalısınız. Bu tür kelimeler işaret taşlarıdır.
    Ardından çok ağır metinlerde paragraf sonlarında, hafif metinlerde sayfa veya küçük
    bölüm sonlarında duraklama yapılacaktır. Tam bu esnada tüm fikirler arasındaki ilişki
    kurulacaktır. Aşağıda size bazı alıştırmalar verilmiştir:
    a) Aşağıda size cümleler verilmiştir. Bir sonraki cümleyi okuyun ve geri dönmeden bir
    önceki cümlede aklınızda kalan “lüzumlu” bilgiyi hatırlayın. Çalışmayı baştan alın: Bu defa
    iki öncki cümleyi, üç önceki cümleyi, önceki bütün cümleleri hatırlayın. En sonunda
    bitirdiğinizde tüm önceki cümlelerde yer alan bilgileri hatırlayın. Hatırlama yaparken
    bilgileri kendi sözlerinizle aklınızdan ifade edeceksiniz:
    1. İnsanların harika bir soluma sistemi vardır.
    2. Burundaki tüycükler nefes alırken dışarıdaki kirli havadan gelen kaba tozları tutarlar.
    3. Burun delikleri önce soğuk havayı ısıtıp akciğerlere gönderirler.
    4. Akciğerlerde yüz binlerce bronş vardır. Bu bronşlar arta kalan tozları tutarlar.
    5. Akciğerde milyonlarca alveol kesecikleri vardır ve hava bu keseciklere dolar.
    6. Bu keseciklerde makrofaj hücreleri vardır. Bu hücreler oraya girebilen tozları veya
    mikropları yutarlar ve bu suretle onları yok ederler.
    7. Makrofaj hücrelerinin ömürleri bittiğinde oradan alınırlar, yerlerine yeni makrofajlar
    görevlendirilir, temizleme görevini bu yeni hücreler üstlenirler.
    8. Ciğerlerde tozlar, mikroplar, atılması gereken maddeler birikebilmektedir.
    9. Bronşlar yapışkan bir müküs maddesi salgılarlar. Atılacak olan maddeler bu müküse
    yapışırlar. Böylece temiz müküs kirlenir.
    10. Keseciklerin altında milyonlarca kirpikçikler, tüycükler vardır.
    11. Bu kirpikçikler hep birlikte ritimli hareket ederek atılacak olan kirli müküs maddesini
    bronşlardan yukarı doğru iterler.
    12. Biz bu müküsü ya tükürürüz ya da yutarız. Böylece ciğerlerimiz temizlenmiş olur.
    13. Eğer bu sistem çalışmasaydı ciğerlerimiz bir günde tıkanırdı ve bir günde ölebilirdik.
    14. Bizi Yaratan gücün neleri düşündüğünü görmek size de heyecan veriyor değil mi?
    b) Aynı çalışmayı elinizdeki kitabın “İçindekiler” bölümü üzerinde yapın.
    2. Bilgiyi Sistemli Tekrar Edin
    Bilgiyi ilk hatırlamakla ona sahip olmanın kapısını açmış oluruz ama onu tekrarlamazsak
    hayatımızın sonuna dek bizim olmasını sağlayamayız. Bir saat boyunca kitap okudunuz
    veya ders çalıştınız. Bu sürenin son 5-10 dakikasını ilk tekrarlama çalışmasına
    ayırmalısınız. O ana kadar ne okudunuz? Okuduklarınız arasında nasıl bir bağ
    kurabilirsiniz? Simdi hafızanızda hangi bilgiler kaldı? Bu ilk tekrarlama çalışması son
    derece önemlidir. Okuma bittikten ve çalışma ortamından ayrıldıktan sonra, bilgiyi ömür
    boyu korumak için gerekli olan sistemli tekrar biçimi üzerinde durulmalıdır.
    Tekrarlama olmadan bilgi uzun süreli hafızaya kaydedilmeyecektir. Yapılan araştırmalar
    bu tekrarın sistemli yapılması halinde daha az emekle ve daha hızlı şekilde uzun süreli
    hafızaya kaydolabildiğini göstermektedir. Amerika’da bir kolejin internet sayfaları arasında
    dolaşırken okuduğum, tekrar konusundaki şu sözü çok doğru buldum: “Öğrendikten 24
    saat geçtikten sonra tekrar ettiğiniz bilgi tekrar ettiğiniz değil yeniden çalıştığınız bilgidir. ”
    Çünkü 24 saat içinde bilginin en az %80’i kaybolmakta ve o süre sonunda ancak yeniden
    okuma veya yeniden öğrenme amacıyla çalışmak gerekmektedir.
    Kalıcı belleme şu süreci takip eder:
    Bilgi önce duyular yoluyla elektriksel olarak alınır, çok kısa süreli hafızaya taşınır; burada
    20-40 saniye kadar kalabilir; buradan ayrılan bilgi ya yok olur ya da kısa süreli hafızaya
    taşınır. Elektro kimyasal yapıda bulunan bilgi burada, alınma gücüne göre 20 dakika ile bir
    gün arasında bekler. Buradan ayrılan bilgi ya yok olur ya da uzun süreli hafızaya taşınır.
    İşte bilginin ikinci aşamadan üçüncü aşamaya taşınması, henüz tam haliyle orada iken
    elektrikle uyarılması ve böylece kalıcı hafızaya taşınması için yeterli enerjiye sahip
    olmasıyla mümkündür. Bu işi yapan çözüm yolu tekrarlama yapmaktır. En az maliyetli
    tekrarlama ise şu şekilde yapılmalıdır : Bir saat içinde alınan bilgi tekrar sistemi ;
    1. tekrar: 10 dakika geçtikten sonra 10 dakika süreyle
    2. tekrar: 24 saat geçtikten sonra 5 dakika süreyle
    3. tekrar: 1 hafta geçtikten sonra 3 dakika süreyle
    4. tekrar. 1 ay geçtikten sonra 3 dakika
    5. tekrar: 6 ay geçtikten sonra 3 dakika
    6. tekrar 1 yıl geçtikten sonra 3 dakika
    şeklinde olmalıdır. Böyle bir tekrar sistemi sayesinde bilgi ömür boyunca bizim malımız
    olacaktır.
    3. Beyninizin Sağ ve Sol Lobunu Birlikte Devreye Sokun
    Amerika Birleşik Devletleri California üniversitesinden Prof. Robert Ornstein’in
    araştırmaları insan beyninin sağ ve sol loblarının farklı çalıştıklarını ortaya koymaktadır.
    Sol lob ayrıntı, matematik, soyut gibi alanların merkezi iken sağ lob şekil boyut, renk,
    müzik gibi alanların merkezi olarak çalışmaktadır. Bu bulgudan hareketle İngiliz beyin
    uzmanı Tony Buzan “Mind Mapping” olarak bilinen beyin haritalaması tekniğini geliştirmiş
    ve eğitimin hizmetine sunmuştur. Bu tekniğin temel mantığı, soyut bilgilerle görüntünün bir
    araya getirilmesi ve böylece sağ ve sol beyin loblarının aynı bilgi üzerinde birlikte
    çalışmalarının sağlanmasıdır. Zira Ornstein’in araştırmaları her iki beyin loblarını birlikte
    kullanan kişilerin beyin etkinliklerinin 10-15 kat artabildiğini göstermektedir.
    Oluşturacağınız haritalarda dikkat edeceğiniz kurallar şunlar olacaktır: Çizimin orta
    noktasında temel konuyu oluşturan anahtar kelime yer alacaktır. Her ana bölüm tam
    olarak ilgili bölüme bağlanacaktır. Çizilen her çizginin tam üzerine o alanın taşıdığı bilgi bir
    kelime halinde yazılacaktır. Çizimlerin gözle rahatlıkla görülebilen bir yapıda ve estetik
    olması şarttır. Birinci örnekte bilgiyi sadece sol beyin lobunuzu kullanarak yerleştirmeye
    çalışıyorsunuz. Ama ikinci örnekle bilgiyi aynı zamanda resme de dönüştürdüğünüz için iki
    lobunuz da birlikte kullanılmaktadır. Böylece etkinliğiniz artacaktır.
    a) Önce her iki lobu aynı anda devreye sokacak çalışmalar yapalım. Beyin soyutlukları ne
    kadar somutlukla birlikte düşünebilirse o oranda etkili belleyecektir. Aşağıda verilen
    rakamları görüntü değerleriyle ilişkilendirin.
    Örnek: 11 adet (yan yana iki direk gibi, iki parmak gibi)
    15 kilo, 25 adet, %50, 100 kişi, bir milyon lira, 18 derece, 2 kilometre, 0. 0001 santim
    2 kilo patates, 15 kilo elma, 5 metre kumaş, dört adet tokat, 2 adet çiçek
    b) Aşağıda beyin haritalaması tekniği kullanılarak bir çizim yapılmıştır. Bu çizimi inceleyin.
    Benzer bir çizimi elinizdeki kitabın üç temel bölümünde ayrı ayrı yapın.
    Alınan bilgi: İnsanın ruhsal ve cisimsel olmak üzere iki bedeni vardır. Ruhsal beden kalp,
    nefs, vicdan ve latifelerin birbirine bağlı olduğu bir sistem bütünüdür. Cisimsel beden ise
    temelde baş, gövde ve bacaklar olmak üzere üçe ayrılabilir. Baş kısmında kulaklar, burun,
    gözler ve dudaklar yer alır. Gövde kısmı kalp, ciğerler, mide ve bağırsaklardan oluşur.
    Bacaklar bölgesinde ise diz kapağı, kaval kemiği ve ayak bileği yer alır.
    Örnek 1: klasik sistemle yazının iskeleti: Örnek 2: Beyin haritalaması sistemiyle yazının
    iskeleti:
    İnsanın Bedeni
    a) Ruhsal beden
    aa) nefs ab) vicdan ac) latifeler
    b) cisimsel beden
    ba) baş
    baa) kulaklar bab) burun bac) gözler bad) dudaklar
    bb) gövde
    bba) kalp bbb) ciğerler bbc) mide bbd) bağırsaklar
    bc) bacaklar
    bca) diz kapağı bcb) kaval kemiği bcc) ayak bileği
    4. Anahtar Kelimeler veya Kavramlar Oluşturun
    Ayrıca her iki lobu birlikte kullanabilmemiz için anahtar kelime çalışmalarıyla yeteneğimizi
    geliştireceğiz. Bizde sülfirik asitin formülünü hafızamızda tutmayı sağlayan bir teknik
    kullanılmıştır. H2 SO4 =Hasan iki Sevimli Osman dört) Buna benzer şekilde beyin
    haritalaması anahtar kelime oluşturabilme yeteneği gerektirir. Anahtar kelime bir gurup
    anlam kendisine bağlanan kelimedir. Herhangi bir bilgi kümesini anahtar kelimeye
    bağlayabilirseniz bu anahtar kelimelerle düşünmeyi çok kolay hale getirirsiniz. Örneğin
    size çevre kirliliğinin nedenleri anlatılıyor. Tüm konuları “kirlilik” kelimesiyle ifade
    edebilirsiniz. Ardından kirliliğin nedenleri ikiye ayrılıyor. Fabrikaların yol açtığı kirlilik,
    insanların yol açtığı kirlilik olarak konu açılıyor ve tanımlanıyor. Burada ikinci kelime fabrika
    ve üçüncü kelime de insanlar olarak tespit edilebilir. Önemli olan hangi kelimenin tespit
    edildiği değil, kelimeler tespit edilirken bunlara bağlanan anlamların tam olarak farkında
    olunmasıdır. Buna göre aşağıdaki anahtar kelime ve beyin haritası oluşturma
    alıştırmalarını çözümleyiniz:
    a) Aşağıdaki kelimeler için bir anahtar kelime seçiniz:
    -saat 6. 00’da kalk/kahvaltı yap/işe git/kitabını oku/toplantını yap
    -peynir/zeytin/bal/reçel/çay/tereyağı/ekmek
    -kale/savunma/forvet/savunma/top/takım/orta saha/faul/taç
    b) Aşağıdaki olgu guruplarını birer uygun anahtar kelimeye bağlayınız:
    -İstanbul’a 1994 yılında gittim. Otomobilimi kullandım. Yolda bir kaza oldu. Otobüsle
    traktör çarpıştı. 4 kişi öldü 5 kişi yaralandı. Ölenlerden ikisi çocuktu.
    -Mısırın başkenti Kahire mezarlıklar şehridir. Burada 2 milyon insan evsizdir. Mezarlar eski
    inanışlara göre yer altında ev gibi düzenlenmiştir. Dolaysıyla günümüzde evsiz insanlar bu
    mezarları ev edinmiştir. Mezarlarda kurutulmak üzere asılmış bir çok çamaşır görürsünüz.
    -Washington D. C. ’de sokakta yaşayan insanlar vardır. Bunlar Homeless people-evsiz
    insanlar olarak anılırlar. Amerika’da 2 milyon evsiz insan vardır. Bunların hepsi fakir
    değildir. Bu insanlar geceleri sokağa yataklarını serer ve uyurlar. Bazıları ailelerini terk
    etmişlerdir. Evsizlik orada bir kültür. Birilerine kızan evsiz olmaya karar verebiliyor. Kışın
    belediye onlara yardım yapıyor. Soğukta donmamak için kanalizasyon havalandırmalarının
    üzerinde yatıyorlar. Şehrin en modern sokaklarında kimse bu durumdan rahatsız olmuyor.
    5. Bilgiyi Yerleşik Bilgilere Bağlayın:
    Bilgiyi bellemenin en kolay yolu onu hafızada yerleşik bir başka bilgi ile ilişkilendirmektir.
    Bu yapılırken aradaki bağlantının mantıklı olması şart değildir. Eğer bağlantıyı mantıklı
    kurmuşsanız sol lobunuzu, mantıksız kurmuşsanız sağ lobunuzu kullanmış olursunuz. Bol
    bol bağlama çalışmaları yaparak bu yeteneğinizi geliştirebilirsiniz.
    a) Aşağıdaki kelime guruplarını her satırdaki ilk kelimeye mantıksız bağlayınız
    -kirpi/diken/inek
    -çiçek/yağmur/toprak/karınca
    -kuş/daktilo/kalem/karpuz/kedi/elma/televizyon/bomba
    -cam/çam/mikrofon/radyo/tren/uçak/dağ/göl/bulut
    b) Aşağıdaki kelime guruplarını uygun bulduğunuz kelimeye mantıklı bağlayınız
    -baş/göz/kirpik/burun/dudak/kulak/çene
    -kedi/canlı/varlık/hayvan/van kedisi/tırnak
    -çiçek/hasta/doktor/ilaç/hastahane/kanser/ışın tedavisi/ziyaret
    -padişah/fatih Mehmet/1453/İstanbul/fetih/Bizans/ortodoks/hıristiyan/müslüman
    c) Aşağıdaki bilgileri bildiğiniz bilgilere bağlayınız.
    Örnek: Arkadaşınızın adı Fatih Şenel, İstanbul’u fetheden Fatih ile adaş. Soyadı sinemacı
    Aydan Şenel’in soyadına benziyor. Trabzonspor’un eski kaptanı Şenol’un adı Fatih’in
    soyadına benziyor.
    -Beyinde 1 milyar sinir hücresi var.
    -Dünyada 7 milyar insan yaşıyor.
    -Dünyada saniyede 17 milyon ton su buharlaşır ve bir o kadar her saniye yağmur yağar.
    -Türkiye’de 80 adet il var.
    -Amerikanın 40 adet eyaleti var.
    6. Diğer Belleme Tekniklerini Kullanın
    a) Bilgiyi Abartın
    Abartılan ve normalin dışında bir yapı kazanan bilginin hafızada kalma şansı daha
    yüksektir.
    b) Önemli bilgiyi çalışma başında ve sonunda alın
    Okuma veya çalışma sürecinin hemen başında ve sonunda alınan bilgi orta sıralarda
    alınan bilgiye göre daha kolay ve etkili yerleşir ve hatırlanır.
    c) Bilgiyi farklılaştırın
    Diğer bilgi türlerinden farklı bir yapı taşıyan bilginin hafızaya hatırlanabilecek şekilde
    kaydolma şansı daha yüksektir.
    d) Bilgiye duyularınızı katın
    Bilgiyi görebilir, ona dokunabilir, onu seslendirebilirsiniz. Unutmayın: sese, dokunsallığa,
    kokuya, görüntüye, tada çevrilebilen bilginin hatırlanma ihtimali çok daha yüksektir.
    e) Bilgiye Duygularınızı Katın
    Bilginin oluşturduğu duygusal çağrışım önemlidir. Öğrendiğiniz bilgi sizde ne tür duygular
    oluşturabilir. bu duyguları araştırın ve abartın.
    f) Duyuları filme çevirin.
    Bilgiye duyularınızı kattıktan sonra oluşan görüntüyü filme çevirebilirsiniz. Bir hareketlilik
    oluşturabilirsiniz. hareketli bilgi tak bilginin yüzlerce kopyası demektir. Kopyalar çoğaldıkça
    hatırlanma hızı artar.
    TANIMA ÇERÇEVESİ
    Tanıma çerçevesi okuma sürecinin ikinci aşamasını oluşturmaktadır. Bu aşamada “gözler”
    görevlerini bitirmişler ve bütün iş beynimize kalmıştır.
    Gözlerimizle çeşitli sembollerin, karakterlerin resimlerini çekeriz. Bu resimler elektriğe
    kodlanmış olarak beynimize ulaşır. Beynimiz önce bu sembolleri hafızasından tarar.
    Hafızada var olan sembollerle benzerliğin yakalandığı an tanıma gerçekleşmiş olur.
    Örneğin sembolünün ne anlama geldiğini düşünürken beynimiz =, ¹ , Y, F, E gibi
    sembollere işaret koyacak; ama bunların hiç birinde karar veremeyecektir. Okumanın tam
    bu aşaması tanıma aşamasıdır. Bundan sonra gelen kavrama aşaması ise bulunan
    sembole bağlanan anlamın veya anlamların hafızadan çağrıldığı aşamadır. Yukarıdaki
    karaktere bir anlam bağlamamışsanız onu tanıyabilirsiniz, yani tam olarak ne olduğunu
    bilirsiniz ama onu kavrayamazsınız. Oysa bir Japon bu karakterden hareketle -watashiben-
    imajını kavrayacaktır. Tanıma bölümünde iki temel amacımız vardır. Bir yandan daha
    doğru tanıma diğer yandan da daha hızı tanıma yeteneğimizi arttırmamız gerekiyor.
    1. Daha Doğru Tanıma
    Tanımı:
    Tanıma kusuru veya hatalı tanıma zihin tembelliğinin veya tam yoğunlaşamamanın bir
    sonucudur. Yavaş okumalarda tanıma kusuru tam olarak belirgin değildir. Ama okuma
    hızlandıkça hatalı tanıma kendini belli edecek ve okuma-kavrama süreci bundan olumsuz
    etkilenecektir. Eğer çabucak gördüğünüz bir metni hatalı tanımışsanız beyniniz hatalı
    tanığınız sembollere bağlı anlamları arayacak ve dolaysıyla kavrama da hatalı olacaktır.
    Örneğin “çabucak camları kesti” cümlesinde geçen “cam” ile “çabucak çamları kesti”
    cümlesinde geçen “çam” birbirinden çok farklıdır. “c” ile “ç” doğru ayrımlaştırılmazsa
    tanıma kusuru ve dolaysıyla kavrama kusuru oluşacaktır.
    Nedeni:
    1. Doğru tanıma düzeyinin düşüklüğünün temel nedeni zihin tembelliğidir. Dikkat
    keskinliği, değerlendirmelerde ayrıntıları hesaba katmamızı sağlar. Dikkatsiz bir zihin;
    Yabacı adam geldi-----------yerine----------- yabancı adam geldi.
    Kirpiklerini acımadan yaktı----------- yerine-------- kirpitlerini acımadan yaktı.
    şeklinde okuyabilir. İki kelime arasındaki küçük farkı ayrımlaştıramayabilir.
    2. Doğru tanımayı güçleştiren bir diğer neden de kelimelerin resimleri yoluyla çok sağlıklı
    şekilde zihinde yerleşmemiş olmasıdır. Kelimelerin yazıldıkları fontlara göre oluşturdukları
    belli resimler vardır. Fontlar değiştikçe kelimelerin resimlerinin yapıları değişir ve her fonta
    göre yeniden okunmaları gerekir. Örneğin: istihbarat, istihbarat, istihbarat, istihbarat,
    istihbarat, istihbarat
    Şu halde, kelimelerin resimleri yoluyla zihinlerde iyi yerleşmesi de doğru tanımaya katkıda
    bulunacak olan bir diğer faktördür.
    Çözümü:
    1. Eksiklikleri Ayrımlaştırın
    Aşağıdaki metinde bazı kelimeler eksik yazılmıştır. Aşağıdaki metni okurken eksik
    yazıldığını fark ettiğiniz kelimelerin üzerine Ö işareti koyacaksınız. Okuma bittikten sonra
    çalışmanızı kontrol ederek hatalı kelimelerin ne kadarını bulabildiğinizi tespit edin.
    “Yasama süeci, yasama mecliserinin kendilerine sunulan işlevin gerçekeşmesi yolunda
    işlerin meclislere girişiden başlayarak komisyonardan ve genel kurulardan geçişlerini ve
    nihayet süreçen çıkışlarını içeren bütün aşamarı ve bu aşamalarda işleyşe dahil olan
    bütün birmleri ve işleyiş biçimlerni içerir. Yasma meclislerinin teml görevi kanun yapmak,
    temsilisi oldukarı toplum adına toplumsal mekanizaları toplumun ihtiycı ve talebi
    paraleinde oluşturmak olarak tanımlanablir. Bu çerçevde meclisler bir taraftan dış
    faktölerle diğer taraftan da iç faktörlele iletişim içeriside olacaktır. Dış fakörler kapsamında
    hükümet, devletn diğer kurumlrı, diğer devletler, devlet içindeki sivil toplum örgüleri, basın
    ve bireysel olarak vatandaş düşünüleblir. İletişimin ve demokratik katılım anlayışın gelişimi
    paralelde yasama meclislerile iletişim halinde olan dış birimler hem saysal olarak hem de
    etkilik düzeyi bakımdan gittikçe büyümektdir. ”
    2. Hataları Ayrımlaştırın
    Yukarıdaki çalışmaya paralel olarak aşağıda bu defa bazı kelimeler yanlış yazılmıştır.
    Yanlış yazılmış kelimeleri bulmaya çalışırken süratle okuyun veya seminer sunucunuzun
    verdiği sürede metni bitirmeye çalışın. Ardından tanıma düzeyinizi kontrol edin.
    “Yasama meclesleri islevlerini yerine getirirkan temelde iki tip faktor gurupunun etkişi
    altınta kalırlar. Bunlardan birini yasama usüluyle ilgilidir. Meclis üyelesinin binbirlerine göne
    konunlarının ne olacağı, nasıl bir iliskilenme bicimlerine sahip olacakları, görev bolümü ve
    dagılımını hangi kurullara bağlı olarak gercekleştirecekleri, işleri hanği işlem akışından
    hangi yollarla gecirecekleri, hangi işleri gerçekleştirmekte yükümlü oldukları gibi hususlar
    yasama usulü kavramı çerrevesindedir. Prosedür veya usul hem meclis tarafından hem de
    meclısle ilişkili dış guruplar tarafından kabul görmüş meşruluk aracidırlar. Yazılı veya sözlü
    hükümlenden oluşan usul, çatışma ve karmaşanın engelnenmesini sağlamanın ötesinde
    yasama meclislerinin çıktılarını üretebılmeleri bakınından oluşturulmak zorundıdır. ”
    3. Benzerlikleri Ayrımlaştırın
    Aşağıdaki metinde yan yana yazılmış iki aynı kelime gördüğünüz yere Ö işareti koyunuz.
    Amacımız benzerlikler arasından aynılıkları tanıyabilmek ve böylece doğru tanıma
    keskinliğimizi arttırabilmektir. Çalışma bittikten sonra özellikle aslında aynı olmayıp aynı
    olduklarını zannettiğiniz kelimelere ilişkin tespitlerinizi gözden geçirin.
    “Yasama meclislerinin etkileşimde etkıleşimde bulundukları diğer değir iç faktör gurubu
    gunubu yasama meclislerinin idari örgütüyle ilgilidir ilgilidir. İdari örgüt ilk meclis
    örneklerinde neredeyse tamamen tamamen önemsizken, bir bin başka başka tabirle ilk ikl
    meclis örneklerinde araştırmaların araştırmaların yapılması, yazışmaların takibi takibi gibi
    bigi hemen hemen bütün işler üyelerin üyelerin kendileri tarafından tanafından yapılırken,
    meclislerin gündemlerinin günümüzün modern modern devlet sistemlerinde son zon
    derece derce karmaşık hale hele gelmesi nedeniyle işlerin islerin bir bir çoğu coğu destek
    personeli tarafından tanafından yapılmaya yapılmaya başlanmıştır. ”
    4. Yoğunlaşma Yeteneğinizi arttırın
    Doğru tanıma için yoğunlaşma yeteneğimizi geliştireceğiz. Aşağıda rakam veya harf
    guruplarıyla karşılaşacaksınız. Sizden istenen belirtilen rakam veya harfleri alttaki
    satırlarda doğru olarak görmeniz ve süratle işaretlemenizdir. Hiç bir taramada süreniz 15
    saniyenin üzerine çıkmamalıdır. Sınıfta çalışırken, seminer yönetmeniniz bu süreyi 5
    saniyeye kadar indirebilir.
    a) Sırasıyla 222, 8, 4, 6 rakamlarını tarayın.
    35622215421278220122202205487522203112054822209852 01120425622101120222
    12089703210326022105620222241031202212456222031622 289722298751012521521
    222165497
    b) Sırasıyla 568, 12, 48 rakamlarını tarayın.
    58897568521556852103216585125687985125681452789326
    5858625685856842487987
    54568485612356841231757213156841231297511256823123
    4975865681023156812312568442
    c) Sırasıyla 9760, 138, 97 rakamlarını tarayın.
    97614519760069759760560978997609875976970697096797
    60542690797609803215609760
    12397609760586459760521389760521397605213813129760
    532181097606512379760851
    d) Sırasıyla kara, kira, uy seslerini tarayın.
    kakakarakuruykarakanakatakarakerakerigeiakirauruda
    rakankarakaratadararamekiramakara
    mekkamerakarakuyuyaraarasarakarakkerekerakkirakara
    kurunadarenenemanakarakedekarahgkarasna
    e) Sırasıyla fgph, ş, ö, p seslerini tarayın.
    fghpmhneafghpfgphphfgfghpkargerinfgphnehfgpheilyşa
    mbcsçzfgphmakğgkufgğphlkafgphsbfgph
    zssczvçöjifgtaelfgpzsezfghsatfgphzse. fghpsakfgphsv afghpzfgnpsefghrfghpgfhpgfphfghph
    f) Sırasıyla iv17, 7m, iv ses veya rakamlarını tarayın.
    iev13987ievadrın1iv17myv178ıv17k7491iv71tkevi17iv1
    7kelmyleivon7iv17mil12iv71sbcnhatek1fiiv
    217ieiv1231iv178ıgğü1iv18ivziv18iv1717ivıv17evcaii v17igezlii17vv71vi7m11iv17giv71
    2. Daha Çabuk Tanıma
    Tanımı:
    Tanıma çabukluğu beynimizin hızıyla ilgilidir. Beynimizin aradığı kelimeyi, sembolü
    bulabilme hızı çabukluğu oluşturur. Beyin, sembolleri sinirler yoluyla gözlerden aldıktan
    sonra hafızada mevcut sembolleri taramaya başlar ve bulduğu her sembolle aldığı
    sembolu karşılaştırır. Tam olarak aradığı sembolü bulduğunda tanıma gerçekleşir. İşte
    çabukluğu bu arada geçen süre etkiler. Bazı beyinlerde bu süre daha uzun, bazılarında
    daha kısadır. Bu farklılaşmanın çeşitli nedenleri vardır.
    Nedenleri: Tanıma hızını etkileyen bir dizi neden arasında en yaygın olanları sıralayalım:
    1. Yerleşik Görüntü Zayıflığı: Kelimeleri resim formatında doğru algılamamız ve
    hafızamıza doğru yerleştirmemiz çok önemlidir. “gökdelen” kelimesini hiç zihninizde
    canlandırdınız mı? Şimdi bu kelimenin yukarıdaki formatına tekrar bakın; kelimenin
    uzunluğunu, ilk ve son harfini, “g” harfinin aşağıya, “k, d, l” harflerinin yukarıya uzantısını
    görün. Şimdi gözlerinizi kapatıp bu kelimenin resmini tüm özellikleriyle canlandırın.
    Resmini çok iyi çektiğiniz her kelime sonraki okumalarınızda çok hızlı -neredeyse ışık
    hızında- tanıyabileceğiniz kelimedir. Görüntüsü zayıf yerleşmişse tanınması için beyin
    daha uzun süre tarama yapmak zorunda kalacaktır.
    2. Beyni Hıza Alıştırmama: Beyin hızlı kullanılabilecek halde iken onu hızlı kullanmazsak
    yavaş çalışma alışkanlığını korur. Gevşek yaşayanların beyinleri de gevşek çalışacaktır.
    Dolaysıyla hızlı düşünme, hızlı sonuçlara ulaşma yeteneklerinin ardında, bu tür çalışmaları
    çok yapmak yatar.
    3. Beyin Hızını Kösteklemek: Bir kısım çok kötü davranışlar ve yaşayış biçimleri vardır ki
    ne yaparsak yapalım bunlar beynimizin çalışma hızını ciddi şekilde yavaşlatırlar. Örneğin
    eğer hafif de olsa sürekli stresiniz varsa bu, düşünce akışınızı bloke eder. Bu blokajın
    etkisiyle tüm çabalarınıza rağmen beyniniz yavaş çalışır. Bu bağlamda uykusuzluk, fazla
    yemek(dolu mide) , oksijeni eksik ortamda yaşamak veya diyaframatik soluma
    yapamamak, çok durgun ve hareketsiz yaşamak gibi tutumlar kesin olarak beynimizin
    çalışma hızını köstekler. Bu tür yaşantıları olanların tek çözümü yaşantılarını
    değiştirmektir.
    Çözümü:
    1. Eksik Harfleri Tamamlayarak Okuyun
    a) Aşağıdaki kelimelerin bir kısmının yarısı alttan, bir kısmının yarısı üstten silinmiştir. Bu
    kelimeleri zihninizde yerleşik resimleriyle tamamlayarak okuyacaksınız. Böylece beyniniz
    eksik görüntüleri eksik halleriyle daha çabuk tanımayı öğrenecektir:
    “UYKU: Uyku hayatımızda her şeyin düzene konulduğu, tamir ve tedavi edildiği son
    derece önemli bir süreç olarak yaratılmıştır. Bir kaç hafta uykusuz kalmanın ölüme neden
    olduğu hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle ispat edilmiştir. Daha da ötesi insanın
    yetersiz uykusu ile zihinsel güç kaybı arasında yakın bir ilişki olduğu, uykusuz kalan
    insanların zihinsel çalışmalarının tamamen durduğu ve düşüncelerini hiçbir şeyin üzerinde
    yoğunlaştıramadıkları ispat edilmiştir. 48 saat uykusuz bırakılan yüksek öğrenimli kişiler
    ilkokul çocuklarına öğretilen matematik işlemleri yapamadıkları görülmüştür. (Hürriyet 26.
    5. 1193) A. B. D. ’de 1993 yılında yapılan bir araştırma sadece düzensiz uykunun A. B. D.
    ekonomisine 1993 yılı kurlarıyla verdiği zarar 360 trilyon liradır. (Bozdağ,1996,Yasama
    Sürecinde. . . s. 40)
    Lütfen bu bölümü önemsiz bularak geçmeyiniz. Günde 8 veya 10 saat uyuyor olabilirsiniz.
    Ancak yine de bu uykunuz hiçbir işe yaramıyor olabilir. Çoğumuzun sandığının aksine
    uykusuzluğun hayatımızdaki engelleyiciliği tahmin ettiğimizden de büyüktür. Oysa çoğu
    zaman rahatsızlıklarımızın uykusuzluktan kaynaklandığını bilemeyiz bile.
    b) Size verilen okuma penceresinin kenarını veya herhangi bir düz kenarı kullanarak
    aşağıdaki satırları önce alttan sonra da üstten yarım kapatarak okuyun.
    Uyku beynin dinlenme vakti sanılmamalıdır. Tersine uyku beynin vücudun dinlenme ve
    tamir işiyle meşgul olduğu vakittir. Uykuda beyin değil vücut dinlenmektedir. Beynin
    elektriksel yapısı üzerinde yapılan araştırmalar zihnimizin uyku esnasında en az uyanık
    dönemde olduğu kadar yoğun çalıştığını göstermiştir. Aradaki tek fark gece ve gündüz
    yapılan işlerin farklı olmasıdır.
    İnsanoğlu üzerinde yapılmış bilimsel araştırmalar uyku üzerinde şu tespitlere ulaşmıştır:
    1. İnsan her uyku seansında iki ayrı uyku türünü paylaşımlı olarak ve ihtiyaca göre uyur.
    Uykumuz ya derindir ya da hafif olarak yüzeyde seyreder. Derin uyku NREM olarak
    adlandırılmıştır. Bu dönemde cisimsel beden üzerindeki hücre tamirlerinin
    düzenlenmesiyle ilgilenir. Gün boyunca alkol, sigara, kirli hava gibi etkiler; aşırı yorulma,
    yaralanma, enfeksiyon gibi nedenler hücre ölümlerini arttırır. Ayrıca bedende her gün
    normal olarak 10 milyar hücre ölümü gerçekleşir. Bedeni bir milyon katlı bir gökdelen
    olarak düşünelim. Her an binlerce tuğlası birlikte çürüyüp düşmekte, gökdelenin
    çökmemesi için yerlerine yenilerinin yerleştirilmesi gerekmektedir. Ancak böyle bir
    çalışmanın sağlıklı gerçekleşmesi sıfır hatalı bir haberleşme ve analiz sistemini gerektirir.
    İşte beynimiz NREM adı verilen derin uyku esnasında vücudun maddi tamirinin
    gerçekleşmesi görevini yüklenir. ”
    c) Yukarıdakine benzer çalışmaları gazete veya kitap metinlerinde sık sık tekrar edin.
    Unutmayın: Eksik konumda okuyabilen, tam konumda daha hızlı okuyabilecektir.
    Beyninize eksik konumla yetinmesini öğretiyorsunuz.
    2. Metinleri Ters Çevirerek Okuyun
    Aşağıdaki metni ters çevirin ve satırların normal akış yönünde (bu defa sağdan sola, ok ile
    gösterilen yönde) okuyun. Ardından metninizi 90 derece çevirin. Satırları bu defa aşağıdan
    yukarıya okuyorsunuz. Unutmayın: Farklı açılardan okuyabilen, kelimeleri farklı
    konumlarda tanıyabilen, sık sık gördüğü konumlarda bir çırpıda tanıyabilir hale
    gelmektedir.
    “ŞEFKAT NEDİR?
    Sevmek bazen uhuvvet(kardeşlik) , bazen aşk, bazen da şefkat kimliğine girer. Sevgi
    çeşitleri arasında en ulvisi şüphesiz şefkattir. Şefkati tanımı itibariyle diğer Sevgi
    çeşitlerinden ayıran temel özellik karşılıksız oluşu ve merhamet boyutunu kuşanmış
    olmasıdır. Şefkat çok yüksek bir duygusal karakter gerektirir. Şefkat hissedişinin zirvesinde
    olan insan da bu hissedişi yüzünden ya dünyanın en mesut insanı olur ya da hayati ve
    yaşamayı kendisine zehir eder. Sevgi merkezli hislerin vücudun bio-kimyasal yapısında
    yaptığı değişiklikleri ortaya çıkarmaya dönük bir yığın araştırma yapılmış; dar anlamda
    beşeri sevginin, güven duygusunu artıran endorfin hormonu salgısını çoğalttığı, yüksek
    heyecan ve sevince yol açan emphetamin salgısını körüklediği gözlenmiştir. Los Angeles
    Psikiyatri Enstitüsünden Mark Gaulstan’a göre, gerçek sevgi endorfin hormonuyla teessüs
    etmekte, hakiki şefkat belirmekte, bu işte özellikle örnek olarak anne-çocuk ilişkilerinin
    şefkat merkezli şekillenmesinde Oxytocin maddesinin geliştirdiği “bağlılık ve sokulma”
    duygusunun büyük rol oynadığı anlaşılmaktadır. (Hürriyet, 9. 2. 1993)
    Mutluluk hissedişlerinin cismani bedende endorfin, emhetamin, Oxytocin gibi maddelerin
    salgılanmasıyla temsil edildikleri gerçek olmakla birlikte bu tür hissedişlerin temelde ruhi
    yönelimlerle yönetildiklerine ancak dışarıdan oluşturulan harici etki(hormon enjeksiyonu
    gibi) yoluyla da gerçekleşebileceği söylenebilir.
    Sevgi temel başlığı altında uhuvvet, aşk, şefkat gibi sevginin farklı boyutlarda
    şekillenmelerinden söz ettik. Boyutu ne olursa olsun, Bediuzzaman’ın da ifade ettiği gibi,
    sevgi kaynağını “kemal, lezzet ve menfaat” unsurlarından birlikte ya da tek tek alır.
    Bu realiteden hareketle örneğin aşk ve şefkati karşılaştırdığımızda aşkın birçok
    sınırlandırıcıyla karşılaştığını görürüz. Karşılık isteyen aşkta “lezzet ve menfaat” unsurları
    devamlılık ve şiddetlenme açısından ön plana çıkarlar. Bu iki unsurun yokluğu ya da
    eksikliği aşkın ölüm fermanını hazırlar. Bu yüzden uzun sürebilen özel sevgilerin temel
    kaynağı aşk değil şefkattir. Çünkü aşık ya muhatabından beklediği “lezzet ve menfaat”
    boyutlu karşılığı görememekte ya da bu karşılık kendi hissedişine en azından denk
    gelememektedir. Oysa şefkat hissedişinde karşılık beklenmemesi bu iki sınırlandırıcıdan
    gelebilecek her türlü engeli aşar. Öte landan şefkatte “merhamet” unsurunun da mevcut
    olması onun sahibini başka hiçbir hissedişin yükseltemeyeceği mutluluk zirvelerine
    tırmandırır. Acaba kendilerini çocuklarına duydukları şefaatte kaybeden annelerin tattıkları
    mutluluk hissedişinden daha yükseklere tırmanabilenler var mıdır? Beşeri ilişkiler
    çerçevesinde yoktur şüphesiz. Ancak insan şefkati sadece anne-çocuk ilişkisiyle
    sınırlayarak hayatı boyunca muhtaç olduğu yüksek huzurdan mahrum olmamalıdır. Çünkü
    80 yaşında ihtiyarlardan 8 günlük bebeklere kadar bütün insanlar şefkat edilmeye
    muhtaçtırlar ve Rablerinin engin şefkati altında karşılıksız korunurlar. . . . . . . ” Alıntı:
    Muhammed Bozdağ
    3. Bilgisayar Programlarını Kullanın
    a) Size verilen bilgisayar programlarından cho1. exe (hızlı görsel gösterim) programını
    çalıştırın ve oku1. txt, oku2. txt, oku3. txt, okueng1. txt, okueng2. txt gibi isimler verilen
    dosyaları, sabit ekrana bakarak sırasıyla 2(00) , 4(00) , 6(00) 8(00) kelime/dakika hızlarda
    okuyun. Yakın benzerlik taşıyan kelimelerin farkını tanımanız bilhassa önemlidir.
    Odaklanın, dikkatle okuyun.
    b) cho2. exe isimli programı çalıştırın. Programda karşınıza çıkan menüden “ibareleri
    tanıma” bölümünü çalıştırın. 1-2-3-4-5 kelimeden oluşan ibareler üzerinde sırasıyla
    çalışmalarınızı sürdürün.
    4. Plaka Okuması Yapın
    Bir süre plaka okuması yapacaksınız. Dolmuş veya otobüste yolcu iken geçmekte olan
    veya duran araçlara bakarak plakalarını süratle okuyabilirsiniz. Önemli nokta şudur:
    Plakaları görür görmez gözlerinizi çevirmeli ve görüntüyü zihninizde canlandırmalısınız. Ne
    okuduğunuzu plakalara bakarak değil, zihninizde kalan görüntüye bakarak bulmalısınız.
    5. Metinlerde Kelime Arayın
    a) Aşağıdaki paragrafta “eşya” kelimesini arayın:
    “ÇATIRDAYAN NEDENSELLİK: Eşyanın hakikatini inceleyen en temel bilim fizik eşya
    olmuştur. Fizik biliminin bulgularındaki değişim eşyanın açıklanmasına dönük felsefeleri de
    otomatik olarak değiştireşşaymiştir. Newton’un 1600 lerde ortaya koyduğu nedensellik
    anlayışının en önemli destekçisi olan “tabiat-atom modeli” eşya genel kabul görmüş ve üç
    asır boyeşşayunca tabiatın katı, kütlesel, kesif, yer değiştirebilireşya karakterde temel
    inşaat bloklarının varlığına inanılmıştıeşşay. Ancakeşya kuantum fiziğinin derinliklerdeki
    incelemelerinde atom altı parçacıkların gözden kayboluşu belgelendi. eşya Bu yolda ilk
    adım Werner Heisenberg tarafından atıldı. “Kesinsizlik-uncertainity” prensibiyle tanımladığı
    teorisinde bir parçacık yakalanmaya çalışıldığında pozisyonu belirleniyor sonra
    kaybediliyor, bir an momentumu ölçülebiliyor sonra belirsizleşiyordu. Kuaneşşaytum
    mekaniği seşyaonunda bu partiküllerin gerçek fizik vücutlarının olmadığını gördü.
    Newton’un bulgularının eşya tam aksine eşyanın boş eşya uzayda hareket eden katıeşya
    parçacıklardan oluşeşyamadığı anlaşıldı. Tespitler araştıreşyamacıları sonunda uzayın
    tamamen nabız gibi atan eşya alanlardan oluştuğu fikrine eşya götürdü. Şimdi kuantum
    mekaniği parçacıklarıeşşay dalgalar veya ihtizazeşşay paketleri şeklinde alt
    alanlardaneşşay yukarıya sıçramalar eşya olarak tanımlamaktadır eşya ki bu durum
    Neweşşayton’un “katı madde” tanımeşşaylamasını yok etmiştireşşay.
    b) Aşağıdaki paragrafta “fizik” kelimesini arayın:
    Elimizfizikdeki kitabınfisik yüzey seviyesinde katı madfisikdenin gerçekfizik bir fizikeşya
    vücudufizik vardır; katı ve kesin olarak maddi varlığı sürer. Ancak fizikmaddenin iç-alt
    seviyesinde fizikçiler maddi gerçekliği bulamamakta, bunun yerine içerde sadece alanlar
    ve dalgalar tespit edilmekte, yani “fizikhiçbir şey” bulunmaktaydı. Madde, özünde hiçbir
    şey ise maddefizik yok muydufisik, biz hayal mi görüyorduk? Gerçekte “yokluk” yoktu yani
    fizik dışı da olsa vücut vardı; sadece görmekfisik için hangifisik seviyede baktığımız, tabiatı
    hangi seviyede ve fisikboyutta incelediğimizfizik önemliydi. Çünküfisik bir boyuttafizik
    varlığı olmayanfizik bir vücutfisik diğer bir boyutta beliriyordu.
    c) Aşağıdaki paragrafta “ve” kelimesini arayın:
    Heisenveberg’in keşifveleriyle birlikte madevde içine doğru seyahatevler devam etti.
    İçerevde değişikve alavenlar keşfedilip tanımlanıncave alanların kendileverinin bir tabanı,
    en vetemel yönü, en az hareketlilikev (excitation) seviyesi, ihtizaz alanı veya boşluk
    durumuve ortaya çıkıyordu. Buveradan alanların ana özünün görülmez, geçişken
    (transitional) temeli, esası anlaşılmaevya başlanvemıştı. ve Bu elektromanveyetik “en az
    hareketlilik durumlu alan”, atoevm altı parçacıkların yani maddi vücudun bittiği yerde
    başlıyordu. Bir başka tabirle varlığın vücudu hareketlilik-tahrik(excitation) ile
    açıkvelanıyordu. Bir elektron titreşimler, dalgalanmalar veya alttaki alanevların
    harekveetliliği şeklinde var olabiliyordu. Araştırevmalar gösterdi ki elektronun varlığı
    değişik hareket seviye ve(ya) durumunda bulunabiliyorev; veçok aktif veya sakin
    olabiveliyordu. Elektronun yaşayabileceği- vücut alemde bulunabileceği değişik hareketlilik
    durumlarına kesin bir vealt limit-sınır yoktu. veElektron belli bir noktanın altında iyice
    sakinleşevvetiğinde vveücudunu tamaevmen kayvebediveriyor, yani
    elektrovemanyetik/enerji alandan da sveıyrılıp yok oluyordu. Hareketin sıfır olduğu
    noktaveda vveücut sıfır oluyordu. En az hareveketlilik durumu, elektveronun bir parçacıkve
    etkisi oluşturabilmesiev için yetersiz bir dalgalanevmadan ibaretti. Temel Metin, Alıntı:
    Mutelak Gerçeklik Yolunda Bilim ve Din, Köprü Dergisi, Bahar 1996, Yazan Muhammed
    Bozdağ
    8. Tanıma hızını arttırmaya destek olan bir diğer çalışma kelimelerin resimlerinin zihne
    yerleştirilmesi için yapılacak genel sözlük okumalarıdır. Türkçe kelimelerin toplu olarak yer
    aldığı bir sözlükteki kelimelere tek tek bakarak kelimeleri resimleri yoluyla zihninize
    yerleştirme çalışması yapınız. Kelimelere bakarken nasıl bir şekil taşıdıklarına özellikle
    dikkat edeceksiniz. Bu çalışmayı, sizi duraklattığını düşündüğünüz kelimeler üzerinde de
    yapabilirsiniz. Okuduğunuz metinde bu tür kelimelerle karşılaştığınızda onları çabucak
    işaretleyin. Daha sonra boş zamanlarınızda bu kelimelerin resimlerine 10 saniyelik zaman
    ayırarak onları gözlemleyebilirsiniz. Bu çalışmayı sürdürürseniz resimleri hafızanıza
    yerleştirmek için gerekli süreniz bir süre sonra 1-2 saniyeye kadar inecektir.
    KAVRAMA ÇERCEVESİ
    Okuma sürecinin tanıma aşamasını kavrama takip eder. Kavrama aşamasında beyin
    sembollere bağlanan anlamları, imajları tarar ve bulur. Aşağıda bu süreç gösterilmiştir:
    görülen kelime
    Görülen=hafızadaki, kelime
    hafızadaki, kelime=imaj
    Ayı
    Ayı
    Resim
    Görme Çerçevesi
    Tanıma Çerçevesi
    Kavrama Çerçevesi
    Görüldüğü gibi sembollere bağladığımız anlamı veya anlamları taşıyan imajları
    yakaladığımız anda kavrıyoruz. Eğer sembollerin taşıdığı görüntüleri çağıramazsak
    kavrama gerçekleşemez. Kavrama en basit düzeyde bir resim, ileri düzeyde ise filmdir.
    Resimleri filme dönüştüremediğimizde tam kavrama gerçekleşemez. Örneğin “Ben+
    okula+ gidiyorum. ” cümlesinde “okul”, “ben” ve “gitmek eylemi” ayrı birer resimdirler.
    Bunları filme dönüştürebildiğimiz an, “okula gitmekte olan ben’in” yaptığı işin film halinde
    zihnimizde canlandığı andır. Kavrama yeteneğinin gelişiminde iki boyutu dikkate alacağız:
    Daha doğru kavrama, daha hızlı kavrama. Bu bölümde yapacağımız çalışmaları aşağıda
    özetleyelim:
    Daha Doğru Kavrayabilmek İçin:
    Okumadan önce inceleme yapacağız
    Okumadan önce sorgulama yapacağız
    Karışık kelimelerden anlam çıkartacağız
    İsim-tarih-rakam-yer bilgilerine özel dikkat göstereceğiz
    Farklı yazı formatlarına özel dikkat göstereceğiz
    Eleştirerek, mantık bozukluklarını arayarak okuyacağız
    Yakalayamadığımız anlamları tahmin edeceğiz
    Metinde yer alan yön kelimelerine özel dikkat göstereceğiz
    Okumadan önce okuma amacımızı belirleyeceğiz
    Zihnimizi yazıların fikir planları- yazı iskeleti konusunda eğiteceğiz
    Grafiklere-tablolara özel dikkat göstereceğiz
    Daha Hızlı Kavrayabilmek İçin:
    Kelime dağarcığımızı geliştireceğiz
    İmaj çağırabilme yeteneğimizi geliştireceğiz
    Çok okuyacağız
    Beynimizi hızlandıran süper sağlık kurallarına uyacağız
    A. Daha Doğru Kavrama
    Tanımı: Daha doğru kavrama verilen mesajda geçen doğru resmin veya filmin aslına daha
    yakın olarak zihinde canlandırılmasıdır. Aldığımız tüm mesajları her zaman yüzde yüz
    doğru kavramamız yani verilen mesajı aynen algılamamız kesinlikle mümkün değildir. Her
    zaman verilen mesajla bizim algılamalarımız arasında bazı farklılıklar oluşmaktadır. Bizim
    yapmamız gereken bu farklılaşmaları, sapmaları asgariye indirmektir. Kavrama yanılgısı
    özellikle mecazların kullanıldığı anlatımlarda oluşur. Olayı tam ve somut ifadelerle anlatan
    metinlerde kavrama hatası asgariye iner. Aşağıdaki örneklerde verilen mesajlarla,
    gerçekleşen kavramaları karşılaştıralım. Bu örnekler doğru kavramanın anlamını daha iyi
    açacaktır:
    Söz: “Şimdi o tilkiyi hatırlıyorum. ”
    Kavranan: O hayvanat bahçesindeki tilkiyi hatırlıyor. Ormanda giderken bir tilki görmüştü;
    o tilkiyi hatırlıyor. Ben kitap okurken bir tilki resmi görmüştüm, tıpkı onun gibi bir hayvanı
    hatırlıyor. Tilki gibi kurnaz bir adam vardı; galiba öyle bir adamı kast ediyor.
    Söz: “Uçarak buraya gelin” dedi.
    Kavranan: Bizim kuş gibi uçmamızı istedi. Bizim uçağa binip uçakla gitmemizi istedi.
    Bizim koşa koşa gitmemizi istedi. Galiba orada acil bir durum var hemen oraya gitmemiz
    gerekiyor.
    Hatalı Kavramanın Nedeni: Yukarıda görüldüğü gibi kavrama biçimleri kişilerin zihinlerinde
    oluşan çağrışımlara göre çok fazla farklılaşabiliyor. Önemli olan, kişilerin kullandıkları
    kelimelerin anlam çerçevelerinin doğru bilinmesi ve bu çerçevelerin kaçırılmadan sağlıklı
    şekilde birleştirilmesidir. Kavrama bu yönüyle bir resim bulmacanın parçalarını
    birleştirmeye benzemektedir. Kavrama doğruluğunun bozulmasının nedeni bazı mesajların
    kaçırılması veya alınan mesajların zihin tarafından doğru yerlerine yerleştirilememesidir.
    Bu yönüyle hatalı kavramanın bir çok nedeni vardır. Dikkat kopması, çağrışımın getirdiği
    bazı kelimelerin kattığı renkler, bakış açısı, neyin arandığı, neyin kişinin değer yargıları
    arasında önemli veya önemsiz olduğu gibi bir çok faktör vardır. Bunlar devreye girerler ve
    orijinal mesajın kimliğini değişik renklere boyarlar. Okuma sırasında pek çok bilgi
    gözümüzden kaçar. Bir ayrıntıyı kaçırdığımızda o ayrıntıyla ilişkili bir başka bilgiyi eksik
    kavramış oluruz. dolaysıyla aldığımız bilgi düzeyini en yüksek düzeye çıkarmak
    zorundayız. Dikkat: Ne kadar yavaş ve ayrıntılı okursanız okuyun dikkatinizi aralıksız
    olarak koruyamadığınızdan bilginin önemli bir kısmını kaçırmaya mahkumsunuz. Okuma
    hızının artması kavrama doğruluğunu olumlu etkiler. Bununla birlikte okuma sırasında
    daha fazla ayrıntıyı yakalayabilmek için bazı egzersizleri yapmak zorundayız. Ayrıca
    okuma esnasında bazı tutum ve düşünme biçimlerini alışkanlık haline getirmemiz gerekir.
    Aşağıda verilen bir dizi çalışma kavrama doğruluğunu azami düzeye çıkartmakta bize
    yardımcı olmayı amaçlamıştır. Yapacağımız çalışmalar şunlardır:
    Çözümü:
    1. Okumadan Önce İnceleme Çalışması Yapın
    Etkili okuma 5 aşamadan oluşur. Bunların ikisi etkin kavrama için okuma öncesi ve ikisi de
    etkin belleme için okuma sonrasıdır. Bu kural bir bütün olarak söyle ifade edilir: İngilizce
    kelimeleriyle; Survey, Question, Read, Remember, Repeat; Türkçe kelimeleriyle; İncele,
    Sorgula, Oku, Hatırla, Tekrarla. . .
    İnceleme aşaması soru sorabilmeye temel olabilecek tespitlere ulaşmamızı sağlar. Kitap
    okuyacaksınız: yazarını, kitabın adını, yayınevini, yayın yılını inceliyorsunuz. Ardından
    içindekiler, önsöz, son söz bölümlerini okuyorsunuz. Bu arada varsa kitabın her
    bölümünün sonundaki özetleri okuyorsunuz; tüm sayfaları çevirerek her bölümde
    yazılanların genel görünümünü inceliyorsunuz. 300 sayfalık normal ebatlarda bir kitap için
    gerekli asgari inceleme süresi 30 dakika olabilmelidir. Hatta İngiliz yazar Rowntree bu
    konuda daha da ileri giderek bir saatte okunacak kitabın 30 dakika incelenmesi gerektiğini
    ileri sürmektedir. Aşağıdaki çalışmaları yapalım:
    a) Şu anda elinizde olan kitabı inceleyin: Kitabın adını, yayıncısını, konusunu, bölümlerini,
    bölüm alt başlıklarını, bölüm özetlerini, sayfalarda koyu yazılıp dikkatinizi çekmeye çalışan
    cümleleri okuyun. Kitabın her bölümünü ayrı ayrı zihninizde canlandırın. Hangi bölüm kaç
    sayfa? Kitap bir bütün olarak içindekiler bölümü açısından zihninizde nasıl görünüyor?
    Kitabı bir bütün olarak zihninizde görünceye kadar bu çalışmayı yapın.
    b) İnceleme çalışmasını seminerde size verilen test metinlerini okumadan önce bu
    metinler üzerinde uygulayın. Metnin başlığını okuyun. Varsa alt başlıklarını, koyu yazılmış
    kelime veya cümleleri okuyun. Yazı kaç sahife, paragraflar nasıl ayrılmış? Yazının
    içindekileri henüz tam olarak anlamasanız da yazının genel bir görünümü zihninizde oluştu
    mu?
    c) Benzer çalışmaları kendi kitaplarınızda, gazete okumalarınızda okuyun. Unutmayın, her
    zaman önce başlıklar, vurgulanan cümleler, varsa özetler okunmalı ve yazının tamamı
    görülmelidir. Seminer sunucunuz getireceğiniz kitaplarda bu çalışmayı yaparken size
    yardımcı olacaktır.
    2. Okumadan Önce Sorgulama Çalışması Yapın
    İncelerken edineceğiniz bilgilere dayalı olarak devamlı sorular soracaksınız. Şurası
    kesindir; cevap bulmamızı garanti eden sır soru sormuş olmamızdır. Okumadan önce ne
    kadar çok soru sorabilirseniz, okuduktan sonra o kadar çok cevap alırsınız. Sorularınız ne
    kadar anlamlı, önemli ve derinse, cevaplar da o kadar anlamlı, önemli ve derin olacaktır.
    Sürekli sormak suretiyle sorabilme yeteneğimizi geliştirebiliriz.
    Herhangi bir kitap okuyacaksınız: Yazarını tanıyor musunuz? Yazar, konusu hakkında ne
    kadar güvenilir olabilir? Yayınevi ne tür eserler yayınlıyor, ciddiyet derecesi nedir? Yayın
    tarihine göre bilgiler ne derece taze olabilir?
    Kitabın konusu nedir? Olay hangi açıdan sınırlandırılmaktadır ve anlatılmaktadır? Anlatılan
    konuda neler biliyorsunuz? Bildiklerinizi ne zaman nasıl öğrendiniz? Bildiklerinizle kitabın
    konusu arasında nasıl ilişki kurabilirsiniz? Kitabın bölümleri arasındaki bağ ne derece
    mantıklı ve bu bağlar ne derece kitabın adına bağlanabiliyor? Kitabın hangi bölümü ne
    işinize yarayacak? Hangi bölümde muhtemelen ne anlatılmaktadır?
    Bunlara benzer yüzlerce soru sorabilmelisiniz. Bu aşamanın en önemli yanı sistemli
    çalışmanın kapısını açmasıdır. Unutmayalım: Dimmet, “Sistemli düşünmeyi alışanlık
    haline getirmedikçe tahsilin hiç bir kıymeti yoktur” der. Sistemli düşünmek sistemli
    çalışmakla mümkündür. Bu çerçevede birinci bölümde vurgulanan çalışmaları yeniden
    yapın.
    Bu defa incelerken öğrendiklerinizi soruya dönüştürün. Örneğin kitabın adı: Hızlı ve Etkin
    Okuma. İncelerken bunu gördünüz. Şimdi soruyorsunuz: “Hızlı okuma nedir? Nasıl hızlı
    okunur? Ne kadar hızlı okuyabiliriz? Hepimiz hızlı okuyabilir miyiz? Hızlı okursak bu,
    derslerimizi nasıl etkiler? Hızlı okumanın zekaya etkisi var mıdır? Zeka düzeyi okuma
    hızını etkiler mi? Hızlı okuma gözlerle mi yapılır? Hızlı okuyabilmek için beynimizi
    eğitmemiz gerekecek mi? Bu nasıl olacak? Etkin okuma nedir? Hızlı okumadan farkı
    nedir? Etkin okursak daha iyi kavrayabilir miyiz? Bu kitapta anlatılanlara güvenebilir miyiz?
    Hızlı okuma ve etkin okuma bir arada olabilir mi? Kitabın hangi bölümleri hızlı okumayı,
    hangi bölümleri etkin okumayı anlatıyor? Bu iki bölüm ayrı ayrı mı, yoksa bir bütün
    içerisinde mi anlatılıyor?” Gördüğünüz gibi “hızlı, etkin” kelimelerinden yola çıkarak bir çok
    soru sorduk. Bu soruları katlayabilirsiniz. Eğer bu soruları sorarak okuyorsanız kavrama
    düzeyiniz inanılmaz şekilde artar. Çünkü tam okurken beyniniz bu sorulara otomatik olarak
    cevap aramaktadır. Cevabı bulduğunda ise hemen beyninizde bir ışık çakmaktadır.
    Okuyarak daha çok öğrenebilmenin en kestirme yolu, diğer tüm teknikler bir yana burada
    verdiğimiz incemele sorgulama çalışmalarının okumadan önce mutlaka yapılmasıdır.
    3. Karışık Kelimelerden Anlam Çıkarın
    Beynimiz anlamlara ulaşmak için kelimeleri belli bir sıraya koymak zorundadır. Bu
    sıralama işleminde tecrübesiz olan bir beyin kavramak için daha fazla süreye ihtiyaç
    duyacak ve muhtemelen sıralamayı eksik yapacaktır. Karışık sırada aldığımız kelimeleri
    kullanarak beynimizi bu konuda eğitebiliriz. Karışık sırada alınan kelimelere anlam
    verebilen ve doğruya yakın anlam çıkarabilen bir beyin, kelimeleri düzgün sırada aldığında
    anlamı çok daha doğru çıkaracak ve kavrama hızlanmış olacaktır. Bu çerçevede aşağıdaki
    alıştırmaları yapalım. Her bir örneği çabucak tamamlamaya çalışın.
    a) Dörtten az kelime kullanalım:
    a) işledi, kızartıcı, yüz, suç
    b) odur, ne, insan, düşünüyorsa
    c) arttırır, durmak, hikmeti, aç
    d) kalkanların, dünya, erken, malıdır
    e) kalbi, güler, neşelendirir, yüz
    f) kalbi, güler, neşelendirir, yüz
    g) sahibini, öfke, çökertir, önce
    h) biz de, döner, döneriz, dünya
    ı) ilim, biriktirmektir, öğrenmek, ışık
    i) kalbe,kalpten, konuşur, sevgi
    b) Dörtten fazla kelime kullanalım:
    a) insanı, değil, yokluğudur, çokluğu, yılların, ihtiyarlatan, ideal
    b) öldürür, yıllar, buruşturur, ruhu, fakat, cildi, idealsizlik
    c) çalışırlar, ve, başarılı, içinde, insanlar, bulundukları, o, yaşar, zamanı, zamanda
    d) olamaz, insan, bir, önceden, hiç, planlamasını, bir, zaman, yapmayan, önde
    e) inanmışlardır, tüm, tarihteki, yaptıklarına, adamlar, büyük
    f) için, demektir, varsa, besleniyor, gelecek, hedefimiz, planlarımız
    g) kendi, durduğu, insanın, düşünceleridir, üreten, davranışlarını, zihninde, taşıyıp
    h) durur, stres, akışımızı, bloke,düşünce, eder, zihnimiz
    ı) çekinir,ve, aşırı, başından, insan, olan, aklı, yemek, uyumaktan
    i) her, yardımcı, hastalıklar, gelişimine, zaman, olurlar, ruhumuzun
    c) Kelime alternatifleri arasından seçim yapalım:
    a) Okuma. . . . . . . . . . . bir göz. . . . . . . . . . . beyin . . . . . . . .
    1. hem de 2. etkinliği 3. etkinliğidir 4. aşinalığı 5. hem
    b) . . . . . . . . . . insan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . insandır.
    1. küçük 2. hedefsiz 3. başarılı 4. hedefi 5. belirli
    c) . . . . . . . . . . bir dahi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . çalışın.
    1. biz de 2. siz de 3. ne var ki 4. yeter ki 5. olabilirsiniz
    d) İnsanlar . . . . . . . . . . şeyde çok . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . sıhhat
    ve . . . . . . . . . . . . . . . .
    1. bir 2. aldanıyorlar 3. iki 4. bu 5. bunlar 6. boş vakittir 7. yararlı vakittir
    e) Nereye . . . . . . . . . bilen . . . . . . . . . yol vermek . . . . . . dünya . . . . . . . . çekilir.
    1. bir yana 2. önüne 3. için 4. yoluyla 5. kişiye 6. kişiliği 7. gideceğini 8. geleceğini
    f) Allah’ın . . . . eserlerine . . . . . . . . . , yeryüzünü . . . . . . . . . . , . . . . . . . . . . . . . sonra
    diriltiyor.
    1. gazap 2. şaşınız ki 3. bakınız ki 4. nasıl 5. rahmet 6. yeşerdikten 7. öldükten
    g) İnsan . . . . . . . . . . kalacaktır. Sermayesi çok . . . . . Öyleyse onu . . . . . kullanmalıdır.
    Yoksa . . . . heba . . . . . . .
    1. ahırette 2. bu dünyada 3. çok uzun 4. çok az 5. boldur 6. sınırlıdır 7. rasgele 8. dikkatli
    9. malları 10. ömrü 11. olur 12. çürür
    h) . . . . . . . . . . insanlar . . . . . . büyük görürler. Burunları bir karış . . . . . yaşarlar. . .
    onları . . . .
    1. bütün 2. bazı 3. diğerlerini 4. kendilerini 5. yerde 6. havada 7. bu durum 8. küçültür
    ı) Hızlı . . . . . yeteneğine . . . . insan, hayatını . . . . yaşar, . . . . meşguliyetlerle
    zamanını . . . . etmez.
    1. karamsar 2. heba 3. önemli 4. gereksiz 5. bomboş 6. dolu7. okuma 8. yürüme9. sahip
    olan
    i) Çalışmayı . . haline . . insanlar ne . . insanlardır. Oysa . . . insanlar kendilerine . . .
    ediyorlar.
    1. alışkanlık 2. disiplin 3. oluşturan 4. getiren 5. gülünç 6. çalışkan 7. tembel 8. büyük 9.
    yazık
    d) Aşağıdaki metinde kelimelerin yerleri karıştırılmıştır. Normal hızınızda okuyun ve
    normal hızınızda kavramaya çalışın:
    “çoğu Erdoğan Özdemir aştı sonunda sıkıntıları dünyevi. çocuğu Güzel bir, hayatı tertemiz
    aile ve mutlu bir vardı. önüne Dünyevi açılmıştı refah. olarak öğretim başlamak Bir
    üniversitede görevlisi çalışmaya üzereydi. iki aylık gittiği üzere Askerliğini yapmak Burdur’a
    beri alamamıştım süreden kendisinden bir haber. askerliğini tezkere Sonunda kısa dönem
    bitirerek aldı. Ailesine sevincini dünya kavuşmanın tattığı o tezkeresinin günde hayatının
    bilemezdi kendisine verileceğini. Hangimiz günümüzde en sevinçli ebedi saadet
    mekanlarına başlayacağını yolculuğumuzun bilebiliriz?” M. Bozdağ
    Okuma bitti,şimdi geriye dönmeden şu sorulara cevap verin: Yazıda adı geçen kimdi?
    Dünyevi sıkıntıları devam ediyor mu? Üniversitede çalışmaya başladı mı? Bu üniversitenin
    adı belli mi? Burdur’a niye gitti? Askerliğini uzun dönem mi yaptı? Ailesine kavuştu mu?
    Yaşıyor mu?
    e) Aşağıdaki metinde kelimelerin yerleri tersine çevrilmiştir. Zihninizden onları
    normal konumlarına taşıyın ve anlayın:
    “yolcudur bir İnsan. sefer-i imtihandır uzun bir geçer sırattan haşirden berzahtan kabirden,
    dünyadan, rahm-ı maderden, alem-i ervahtan, Yolculuk ise. ” etmelidir telakki asker
    muvazzaf gidecek bir çabuk dünyadan kendisini İnsan. götürebildi bir şey dünyaya ait kim
    insanlardan veren dünyaya kalbini bütün uğrunda etmek. Elde
    kuranlardanım hayalini refahın dünyevi ve ailenin bir mutlu zenginliğin Ben de,. gelmez acı
    ona ayrılması bizden Onun. doluyuz hüznüyle ayrılığın bir boğulduğumuz hasretiyle biz
    Ama. çırpınıyordu altında ayaklarımın hayallerim fani bütün çırpındığım uğrunda bendim
    ve ölen duyduğumda Haberini.
    dostları en candan Onun. müydünüz düşünmüş hiç bir sonu için böyle Siz onun?
    düşündünüz mü için Kendiniz? düşünmemiştim Ben. ahiret değeriyle ve bütün dünya
    değersizliğiyle bütün İşte yüzünde bakmayan aleme ebedi.
    Okuma bitti. Şimdi şu sorulara cevap verelim: Yolcu olan kimdir? Yolculuk nerelerden
    geçer? Dünyadan bir şey götüren kimdi? yazar sevinçli mi? Yazar böyle ölmeyi dünündü
    mü? Dünya değerli mi? İmtihan yeri neresi?
    4. İsim-Tarih-Yer-Rakam Odaklı Okuyun
    Tüm metinlerin en önemli noktaları “kim, nerede, ne zaman, ne kadar” sorularının
    cevaplarıdır. Bu soruların cevaplarını vermeyen bilginin neredeyse hiç bir değeri yoktur,
    eksik ve dolaysıyla yanlış bilgidir. En etkin kavrama bu soruları maksimum düzeyde
    cevaplandıran kavramadır. Esasen metindeki diğer ayrıntıların çoğu ve zaman harcayarak
    okuduğunuz pek çok cümle derhal unutulup gidecektir. Şu iki cümleye bakın: “Maliye
    Bakanı vergilerin artacağını söyledi” “Maliye Bakanı Abdüllatif Şener 1. 1. 1996 tarihinden
    itibaren Tekel ürünlerinden alınan bütün vergilerin %1 artacağını söyledi”. Yukarıdaki
    metinde kavrama yoğunluğu açısından odaklandığınız kelimeler, hafızanızda kalacak olan
    bilginin yapısını da belirleyecektir. Eğer ikinci cümlede, olayın 1996 yılbaşından itibaren
    gerçekleşeceği kavranmamışsa, sözün bir asır önce gerçekleşebilmesi muhtemel hale
    gelir. Eğer %1 rakamı kavranmamışsa, birileri veya siz bu rakamın % 50 olabileceğini
    düşünebilirsiniz. Vergi artışının Tekel ürünlerine mahsus olduğu kavranmamışsa, tüm
    ürünler bu kapsama dahil edilebilir. Görüldüğü üzere boş bırakılan kısımların
    tamamlanması için binlerce anlam alternatifleri oluşturulabilmektedir ki bu durumda
    aslında kavranan bilginin hiç bir kıymeti kalmamaktadır. Bu nedenle metinlerde bilhassa
    isim, tarih, rakam ve olay yeri bilgilerine özellikle dikkat etmeli ve bu yolla kavrama
    doğruluğu düzeyimizi arttırmalıyız.
    a) Aşağıdaki metinde dikkat edilecek bilgiler gösterilmiştir. Bu çerçevede okuyunuz:
    Yıl 1986, bir kış mevsiminde arkadaşım Yaşar Okuyan ve İbrahim Avşar ile birlikte
    Kastamonu’ya doğru yola çıktık. Ilgaz dağlarına doğru yaklaştığımızda kışın şiddetli
    soğuğunda bembeyaz kesilmiş tepelerde beyaz çarşaflara bürünmüş dev çam ağaçlarıyla
    karşılaştık. Söğütlü Köyü yakınlarından geçerken bir trafik kazasına rast geldik. Saat
    yanılmıyorsam 22. 00 civarıydı. Akşamın karanlığında olanlar yeterince net olarak
    seçilemiyordu. Görebildiğim kadarıyla bir taksi yokuş aşağı giderken kamyonun arkasına
    çarpmış ve altına girmişti. Taksiden feryatlar yükseliyordu. İki kişinin taksinin arka
    kapılarını açıp çıkmaya çalıştığını gördüm. Taksinin ön tarafı kamyonun altında iyice
    ezilmişti. Bu olay bana bizdeki trafik kazalarının yoğunluğunu hatırlattı. Her gün Türkiye’nin
    yollarında ortalama 15 kişi ölüyor. Bir bu kadar da yaralanıyor. Bu dehşetli bir vahşet.
    Uzatmayalım elimizden gelen yardımı yaptık. Şükür ki bu sefer ölen yoktu. Sadece
    yaralananlar vardı. Taksideki adı Salih gedik olan şoför ile yanında oturan eşi Nermin
    Gedik kırılan camların yüzlerini parçalaması nedeniyle yaralanmışlardı.
    Sorular: Olayın konusu nedir? Olay hangi yıl gerçekleşti? Nerede gerçekleşti? Hangi
    mevsimdi? Ölen var mıydı? Hangi köyün yakınlarında? Ölümler nerede oluyor? Kaç kişi
    hangi zaman periyodunda ölüyor? Kaç kişi yaralandı? Adları nedir? Kaç kişi yolculuğa
    çıkmıştı? Adları belli mi? Hangi araçlar çarpıştı?
    b) Normal okumalarınızda isim, tarih, olay yeri ve rakam bilgilerinin altını çiziniz. Bir süre
    devam edeceğiniz bu çalışma bu tür bilgilere özel önem vermenizi alt şuurunuza
    öğretecektir. Aşağıdaki metinde isim, tarih, rakam, olay yeri bilgilerinin altını çiziniz:
    “HAKKI DEDE
    ANKARA (Zaman) - Milli Eğitim Bakanlığı, 'Bilgisayar Deneme Okullarının
    Yaygınlaştırılması Projesi' ile 'Uzaktan ve Bilgisayar Ortamlı Eğitim Projesi 'adı altında 2
    ayrı proje başlattı. 2 milyar 475 milyon 688 bin dolara mal olacak birinci projenin 240
    milyon 128 bin dolarını Türk Hükümeti karşılarken 2 milyar 235 milyon 560 bin doları dış
    kaynaklı kredi olarak temin edilecek.
    Bilgisayar Ortamlı Eğitim Projesi ise 4 milyar 247 milyon 687 bin doları Türk Hükümeti
    katkısı, 2 milyar 738 milyon 680 bin doları dış kaynaklı kredi olmak üzere 6 milyar 986
    milyon 376 bin dolara mal olacak. İki proje toplam 8 milyar 681 milyon 936 bin dolara mal
    olacak. Projelerle yakından ilgilenen yerli ve yabancı şirketler hazırladıkları teklif paketlerini
    hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilgili birimlerine sunmaya başladılar. Kullanılacak dış
    kaynaklı krediler dolayısıyla uluslararası ihalelere açık olacak projelerle Microsoft, Apple,
    Intel gibi dünya çapındaki bilgisayar devlerinin de ilgilendiği ileri sürülüyor. Söz konusu
    projeler ile okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında bilgisayarlı eğitime
    geçilmesi ve her öğrenciye bir bilgisayar kazandırılması planlanıyor. Ancak bilgisayar
    teknolojisinin hızla değiştiğini dile getiren uzmanlar, devlet eliyle gerçekleştirilerek toplu
    bilgisayar alımlarının ülkeyi bilgisayar çöplüğü haline getireceğine dikkat çekiyorlar.
    NOT: aynı çalışmayı gazete veya kitap okumalarınızda kendinizi tatmin edici düzeye
    gelinceye kadar yapın.
    5. Farklı Yazı Formatlarına Dikkat Edin
    Benzer olanlar arasında farklı olan fark edilebildiğinden daha etkin kavranmakta ve
    bellenmektedir. Bu durum da kavrama doğruluğu düzeyini etkilemektedir. Yazarlar çoğu
    zaman okuyucularına yardımcı olmak için metinlerinde özel ve farklı formatlar kullanırlar.
    Eğer normal bir metinde koyu, italik, altı çizili veya “tırnak içinde” yazılmış kelimeler
    görülüyorsa bunların özellikle hazırlanmış olduğunun bilincinde olunmalıdır. Okuma
    esnasında tam o kelimelere özel bir ilgi gösterilmeli, en önemli anlam vurguları o
    kelimelerde aranmalıdır. Aşağıdaki metinde böyle bir çalışma yapılmıştır.
    a) Dikkat etmemiz beklenen kelime veya ibarelere özel ilgi göstererek okuyalım:
    Bu insanları anlamak çok güç. “Amerika’da” yapılan bir araştırmayla insanların dikkatini
    çeken konuların tespiti amaçlandı. Araştırma sonucunda insanların kesin dikkatini çeken
    hususlar şöyle tespit edildi: Şiddet, zenginlik, sağlık, şöhret ve cinsellik. Bu beş unsurun
    her birinin yer aldığı bir “film” ürettiğinizde gişe rekorları kırabilirsiniz. Bu yüzden filmlerde
    cinsellik, cinayet, sağlık sorunları, zenginlik hep bir arada işlenmektedir.
    “1994” yılında bir “film” seyretmiştim. Adı Holywood Kaplanları idi. Filmi seyrettirmek için
    bütün cezbedici unsurlar kullanılmıştı. Acaba bu cazibenin insanlara bir faydası var mı?
    Hayır. İngiliz Arnold Beneth’in “Günün 24 Saatini Yaşamak” adlı kitabı okuyunca bunu
    daha iyi anladım. Hayal ülkesine dalıp kendimizi aldatmaktan başka bir işe yaramıyor
    yaptığımız. Tembel insanları hayat tatmin etmiyor ve sinema ekranlarına yansıtılan hayalle
    kendilerini tatmin etmeye çalışıyorlar. Sonuçta tatminsizlik artıyor. Sonuçta kaçınılmaz
    olarak bir bunalım kuşağı doğuyor. Emin olun televizyon olmasa bir çok insan günlük
    bunalımları arasında boğulacaktır. 100 yıl önce televizyon mu vardı? Televizyon bütün
    hayatı kuşatıyor ama suç ve intihar da her geçen gün katlanarak artıyor.
    b) Kitap veya gazete okumalarınızda zihninizin özellikle dikkat etmesini istediğiniz bu tür
    metinleri tarayınız. Özel ve farklı formatlı kelimelerin altlarını çiziniz.
    4. Eleştirin, Mantık Bozukluklarını Bulun
    Aktif zihin metin içeriğini daha yoğun ve doğru kavramaktadır. Zihin aktivitesini arttıran en
    önemli faktörlerden biri eleştirebilme ve mantıksal ilişkileri yakalayabilme yeteneğidir.
    Okuma bir imajinasyon sürecidir. Okuyucunun zihninde bir dizi film oluşur. Eğer kişi roman
    okur gibi kendini kaybed